Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958
Cennet Vatanımız Türkiye (Corum)
  • Üye Girişi:
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Toplam 26 sonuçtan 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Thumbs up Cennet Vatanımız Türkiye (Corum)

    ÇORUM

    Genel Bilgiler

    YÜZÖLÇÜMÜ: 12,797 km²
    NÜFUS: 597,065 (2000)

    İL TRAFİK NO: 19

    İLÇELER: Çorum (merkez), Alaca, Bayat, Boğazkale, Dodurga, İskilip, Kargı, Laçin, Mecitözü, Oğuzlar, Ortaköy, Osmancık, Sungurlu, Uğurludağ.

    Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.

    Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.

    Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.

    ÇORUM ADININ KÖKENİ-

    Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.

    a- Bizans Kaynaklarına Göre

    Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.

    b- Danişmendname’ ye Göre

    Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.

    Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur.

    c- Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre

    Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.

    d- Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.

    e- Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.

    İSLAM ÖNCESİ ÇORUM-

    Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır.

    Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler

    Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir.

    Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000

    Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.

    Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır.

    Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000

    Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen “tunç” döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır.

    a) Eski Tunç Devri (M.Ö. 3000-2000)
    Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar. Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağı’nın III. Dönemine aittir.
    Anadolu’da bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler’ dir. Hattiler Anadolu’ da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır.

    B= Orta Tunç Devri
    Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır.

    Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850)

    M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolu’nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadolu’yla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri “Karum” kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) “Hattuş-Karum” adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur’ a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı.

    Bu ticaret ilişkileri Anadolu’yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır.

    Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu’da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya’ dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.

    Hitit Çağı (M.Ö. 1650-1200)-

    Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .

    Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Hattuşa’ dır. (Boğazkale)

    Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.

    Hitit Siyasi Tarihi-

    M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.

    Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.

    Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”

    Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.

    Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.

    Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.

    Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.

    Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler.

    Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
    I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.

    II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.

    Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)

    Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.

    Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır.

    Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.

    Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.

    Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.

    Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.

    Hitit Dili
    Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır.

    Hitit Dini-
    Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
    Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.

    Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.

    Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.

    Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı

    Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.

    Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.

    Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması-

    M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.

    Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.

    Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

    Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.

    Frig Çağı
    Hitit Devleti’nin yıkılışından sonra, Anadolu’da 300 yıllık bir karanlık devir yaşanmıştır. M.Ö. 800 yıllarında Asur kaynaklarında “Muşki” olarak geçen Frigler, merkezi Gordion olmak üzere Kızılırmak yayı içindeki bölgede bir devlet kurarak tarih sahnesine çıkmışlardır. Frigler’ in Çorum bölgesindeki yerleşme merkezleri Pazarlı, Boğazkale, Alacahöyük ve Eskiyapar’dır. Bu çağın önemli bir özelliği de, demirin uygarlığa girmesi ve “Demir Çağına“ Frigler’ le başlanmasıdır. M.Ö. 7. yy.’ ın ilk yarısında Kimmerler tarafından yıkılan Frigler; kültür ve sanattaki etkinliklerini M.Ö. 330’da Büyük İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesine kadar devam etmişlerdir.

    Frig Sonrası
    Kimmerlerin Frig devletini yıkmasından sonra Çorum bölgesi İran’da bir devlet kuran Med’lerin, daha sonra da Pers’lerin hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö. 276’da Galatlar, Çorum ve çevresinde Hitit ve Frigler’ den sonra en çok iz bırakan devlettir. Roma İmparatoru Julius Cesar zamanında bölge, Romalıların eline geçmiş ve M.S. 395’te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Çorum ve civarı Bizans İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. Bu devirde Çorum’un adını Yankoniye olarak görmekteyiz.

    Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş-

    Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ ın Danişmend Beyi olan Ahmet Gazi, Amasya’yı aldıktan sonra Çorum’u da (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı.

    Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı.
    Melik Ahmet Gazi Oğuzlar’ ın Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır. Çankırı yöresinin fethi için Çavlı ve Karatekin Beyleri görevlendirdi. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey’e verdi. Osmancık adını bu beyden almıştır.
    Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır.

    Anadolu'nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenler'in büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi'ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER'in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır.

    Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesinde özellikle ÇEPNİLER önemli roller oynamışlardır.

    Anadolu'nun fethinden sonra bölgeye yerleşen Türklerin Çorum bölgesini yurt ve otlak olarak kullandıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır.

    Bölgede en çok köy ve yer adı bırakanlar Bayat, Eymir, Kargın, Yapar ve Çavuldur boylarıdır.

    Danişmend Beyliği Zamanında Çorum

    Danişmend Ahmet Gazi tarafından Bizans’tan alınan Çorum, Danişmend Beyliği’nin Sivas koluna bağlıydı. Sonradan merkezleri Niksar olmuştur. 1174 yılına kadar bağımsız olan Danişmend Beyliği, Anadolu Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan tarafından yıkılarak toprakları Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır.

    Danişmendliler zamanında Anadolu’nun büyük bir kısmı Anadolu Selçukluları tarafından ele geçirilmiştir. Ancak Haçlı ordularının Ankara’ya yürümesi üzerine, Ankara Emiri olan Fetih Han Çorum Sancağına çekilmek zorunda kalmıştır.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  2. #2
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Anadolu Selçukluları Zamanında Çorum-

    Çorum’un Anadolu Selçuklu Devleti’nin yönetimine katılması I.Kılıç Arslan zamanında olmuştur. Haçlılarla Çorum yakınlarında savaş yapılırken Çorum Beyi olan Obruna’nın Kılıç Arslan’a sığınmış olduğu ve şimdiki kalenin I.Kılıç Arslan tarafından yaptırıldığı değerlendirilmektedir.

    Çorum’un I. Kılıç Arslan tarafından alınması Danişmendliler ile aralarının açılmasına neden olmuştur.

    I.Kılıç Arslan’dan sonra Anadolu Selçukluları zamanında Çorum giderek gelişmiş olup, 1200 yılına ait bir tutanakta Camii Kebir (Ulu Camii) Pazar Camii, Abdi bey Camii Defterdar Camii, Burhan Kethüda Camii ayrıca Süleyman ağa Kütüphanesi’nin bulunduğu görülmektedir.
    II.Gıyasettin Keyhüsrev döneminde (1237-1245) Çorum yönetim bakımından serleşkerlik (Bölge Komutanlığı) şekline dönüşmüştür.

    Bu zamanda Baba İshak ismindeki bir dervişin, Türkmenler arasında taraftar toplayarak ayaklanması güçlükle bastırıldı. Baba İshak’ ın en yakın müridlerinden olan Baba İlyas Çorum’daki Türkmen beylerinden olup, Baba İshak’ın öldürülmesinden sonra Amasya’ ya geçerek şeyhliğine devam etmiş, yerine oğlu Aşık Paşa (Aşık Ali) geçmiş, daha sonra Aşık Ali’nin oğlu Elvan Çelebi şeyhliklerini sürdürmüşlerdir.

    Moğollar ile Anadolu Selçukluları arasında, 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşında, Anadolu Selçuklu Devletinin yenilmesi sonucu, Anadolu’da yeni bir karışıklık dönemi başlamıştır. Bu durum Çorum’u da etkilemiştir. Karahisar Temürliye sahip olan “Hüsamettin” bu karışıklıkta Çorum ve Osmancık’a da egemen olmuştur. 1276 yılında Kunduz bey’in oğlu Emir Celalettin’in Çorum’daki Moğolları yenerek Çorum ve Amasya’yı almıştır.

    Osmanlılar Dönemine Kadar Çorum-

    İlhanlı Devletine 1308’ de bağlanan Çorum’da, Moğolların Anadolu yöneticisi olan Timurtaşın Mısır’a kaçması üzerine Eretna Bey egemenlik sağlamıştır. Eretna Bey’in ölümünden sonra yedi yaşındaki oğlu Mehmet Beyliğe getirilirken Kadı Burhanettin buna vasi olmuştur. Kadı Burhanettin Hükümdarlığını ilan ederek Şahgeldi Paşayı yenmiş, Çorum’u almış daha sonra Osmancık’ı da ele geçirmiştir. Kadı Burhanettin Osmanlılara karşı Karamanoğulları ve Kastamonu Emirleriyle üçlü anlaşma yapmıştır.

    Anadolu’da Türk siyasi birliğini kurmak isteğiyle hareket eden Yıldırım Beyazıt, önce Kastamonu Emiri Süleymanı yenerek Kadı Burhanettin’den Osmancık’ın teslimini istedi. Bugünkü Kırkdilim yöresinde yapılan savaşı Kadı Burhanettin kazandı (1392). Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt kendisine taraftar beylerin yardımlarıyla Çorum, İskilip ve Osmancık’ı ele geçirdi. Kadı Burhanettin Sivas’a çekilmek zorunda kaldı.

    Osmanlı İdaresinde Çorum

    Ankara Savaşı sonucunda (1402) Yıldırım Beyazıt’ın kurmuş olduğu siyasi birlik bozulmuştur. Timur himayesinde Amasya’da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet zamanında Çorum, yine Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu durum Cumhuriyet yönetimine kadar devam etmiştir. Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da Subaşılık (Komutanlık) kurduğu gibi sık sık Çorum’u rahatsız eden Köpekoğlu Sülü ve kardeşi Hüseyin’i öldürtmüş, ayrıca Babaiye tarikatı taraftarlarıyla uğraşmıştır.

    Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet, oğlu II.Murat’ı Amasya’ya Vali yapmıştır. II.Murat’ın Lalası Biçer oğlu Hamza Bey’in Çorum’a hizmetleri olmuştur. XVI. yy.’ dan itibaren Çorum bölgesi Karayazıcı gibi Celalilerin ayaklandığı bir yer haline gelmiştir.


    Milli Mücadele Döneminde Çorum -

    Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir.

    19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorum
    İttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir.

    I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır.

    19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen Olaylar

    Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışık ortam Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti. Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu - Çorum - Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır.

    Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir.

    Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana Hatları

    Gazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır.

    Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür.

    Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.

    COĞRAFİ KONUM

    Çorum ili; Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğuda Amasya, güneyde Yozgat, batıda Çankırı, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, güneybatıda Kırıkkale ile çevrilidir.

    Yüzölçümü 12.820 km² dir.
    Enlem ve boylam değerlerine göre ise; 34 derece 04 dk. 28 sn. doğu boylamları ile 39 derece 54 dk.20 sn. kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.
    Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakımı) 801 m.dir. Ankara' ya 244, İstanbul' a 608, Amasya' ya 92, Sinop' a 294, Samsun' a 172, Tokat' a ise 188 km. mesafededir.
    İlçelerin İl merkezine uzaklıkları ise; Alaca 50, Bayat 83, Boğazkale 84, Dodurga 45, İskilip 55, Kargı 116, Laçin 30, Mecitözü 37, Oğuzlar 84, Ortaköy 56, Osmancık 61, Sungurlu 70 ve Uğurludağ 66 km'dir.

    Fiziki Coğrafya
    Jeolojik Yapı
    Bölgenin jeolojik yapısında iki ana kütle (kayaç) grubu göze çarpar.Bunlardan birincisi “Metamorfik seri” (başkalaşmış kayaçlar), ikincisi ise, “Tortul Kütleler” dir. İlin asıl jeolojik karakterini 3. jeolojik zamanın sonları ile 4. jeolojik zamanda meydana gelen oluşumlar meydana getirmektedir.
    Bununla birlikte, jeolojik devirlerden ilkel zaman olarak bilinen Arkean ve Prekambrien devirlerine ait Çorum Merkez İlçe, Alaca, İskilip, Osmancık, Mecitözü ve bilhassa Kargı ilçelerinde çeşitli metamorfik (başkalaşım) topraklarına rastlanılmıştır. Özellikle 3. jeolojik zamanın kütlelerinden olan jips (kireçtaşı) ve kayatuzu yatakları ile karbon miktarı % 75 kadar olan zengin linyit kömürü yataklarına (Osmancık, Dodurga yöresinde 30 milyon ton rezervinde ayrıca Alpagut-Zambal-Karakaya-Ayva ve Ovacık Köyünde) rastlanmaktadır. Yine bu zamanın püskürük kütlelerinden olan Trakit, Granit, Bazalt ve Andezit gibi kütle arazisine de Çorum merkez ilçesinde, Kargı, Sungurlu, Alaca, Mecitözü, Osmancık ve İskilip ilçelerinde rastlanmaktadır. Tortul kütlelere ise ilin çoğu yörelerinde rastlanmaktadır.
    Çorum; Alp-Himalaya Orojenezi (Dağ oluşumu) olarak bilinen sistem içerisinde yer alan K.A.F. (Kuzey Anadolu Fay Hattı) üzerinde yer almaktadır. K.A.F. il merkezinin 20 km. kuzeyinden geçmektedir.

    Yeryüzü Şekilleri
    Dağlar
    İl sınırları içerisinde bulunan dağlar, genel olarak yüksek sayılmayacak niteliktedir. Ortalama yükseltileri 1500 m. dolayındadır. Bunlar Orta Karadeniz Bölümündeki Canik Dağları ile Ilgaz ve Küre Dağlarının başlangıç noktalarını teşkil eden silsileler şeklinde güneye doğru (Bozok Yaylasına) gittikçe alçalırlar. Yükseklikleri 1000-2000 m. arasında değişen tepeleri ile bir taraftan Kızılırmak vadisi kıyılarında, diğer taraftan Yeşilırmak’ın Çekerek Suyu kıyılarında uzayıp giderler. Çorum dağlarının yüksek kısımları İskilip-Osmancık ve Kargı ilçeleri toprakları üzerindedir.
    Merkez ilçenin kuzeyinde Eğerci Dağ sıraları, Batı yönde Alagöz ve Kösedağları yer alır. Bu iki dağ sıraları arasında Kırkdilim Boğazı bulunmaktadır.Güneyde uzanan Dört Tepe silsileleri güneydoğuya doğru uzanarak Mecitözü ve Ortaköy ilçesindeki Karadağ silsileleri ile birleşir. Aynı şekilde ilçenin güneyinde ve güney batısında uzanan dağ sıraları, Sungurlu ilçesi içindeki Kartal Dağlarına kadar uzanmaktadır.
    Osmancık ilçesindeki Kızılırmak Vadisi boyunca uzanan Çal ve Ada Dağları; Kargı ilçesi sınırları içinde devam ederek Çorum’un en yüksek dağlarından olan Kös Dağlarındaki Erenler Tepesine (2097 m.) ulaşır.
    Aynı dağ sıralarının güneyinde İskilip ilçesinin Teke Dağı, Kavak Dağı, Göl ve Deveci Dağları ile Çakarözü Dağlarını meydana getirdiği görülmektedir.

    Ovalar

    Çorum Ovası

    Merkez İlçenin üzerinde, 780-800 m. yüksekliğindedir. Üzerinde Bayat-Ömerbey–Deliler-Gürcü-Elemin-Sarmaşa-Buluz-Celilkırı ve Yaydiğin Köyü toprakları bulunmaktadır. Ovanın doğu ve kuzey yönlerinde fay hatları vardır.

    Bozboğa Ovası

    Merkez İlçeye bağlı Bozbuğa-Yenice-Çayhatap-Sarimbey-Kadıkırı-Ahilyas-Harzadın-Abdalata-Büğdüz köyleri bulunmaktadır. 800-820 m. yüksekliğindedir.

    Ovasaray Ovası

    Çorum’a 10-12 km. uzaklıkta, Ovasaray-Kayı-Boğabağı-Maza-Sarta-Üyük-Karapınar ve Karacaköy toprakları vardır. 700-800 m. yüksekliğindedir.

    Hüseyin Ovası

    Alaca İlçesini ve çevresini oluşturur. 725-875 m. yüksekliğindedir.

    Dedesli Ovası

    Merkez İlçe’ye bağlı Dereköy-Eskiören-İğdeli ve İskilip İlçesine bağlı Tombuşoğlu Çiftliği bölgelerinden oluşur.

    Taybı Ovası

    İskilip-Sungurlu arasında 550-560 m. yüksekliğindedir.

    Mecitözü Ovası

    Mecitözü İlçe Merkezi ve civar köyleri bulunmaktadır. 950 m. yüksekliğindedir.

    Osmancık Ovası

    Osmancık İlçe merkezinin bulunduğu Kızılırmak’ın iki yakasında, 300-350 m. yüksekliğindedir.

    Düvenci Ovası

    Çorum-Merzifon yolu boyunca uzanan 900 m. yüksekliğinde bir ovadır.

    Vadiler

    Kızılırmak, Yeşilırmak ve kolları, Çorum İlinden geçerken birçok vadiler oluşturmuşlardır. Başlıcaları şunlardır;

    Sıklık Boğazı

    Çorum-Samsun yolu üzerinde, 7 km. uzunluğundadır.

    Hatap Vadisi

    Hatap Çayı’nın geçtiği yerde, 16 km.dir.

    Harami Vadisi, Dana Boğazı

    Seydim Ovası ile Dedesli Ovasını birleştirir. 6,5 km.dir.

    Kırkdilim Vadisi

    Çorum-Osmancık-Kargı bağlantısı konumundadır.

    Sacayak Vadisi

    Çorum Çat Suyunun Cemilbey’e geçtiği yerdedir.

    Hışır Vadisi

    Alaca Suyunun Çat Suyuna karıştığı yerdedir.

    Akarsular

    Çorum İlindeki akarsular, sularını ülkemizin iki önemli akarsuyu olan Kızılırmak ve Yeşilırmak Havzalarına boşaltırlar.

    Kızılırmak Havzası

    Kızılırmak’ın Çorum İlinden geçen kısmı 182 km.dir. Bu geçiş yerleri Bayat, İskilip, Merkez ilçe, Osmancık, Kargı İlçeleri ve köyleridir.


    Yeşilırmak Havzası

    Çorum Merkez İlçe’nin büyük bir kısmı, Alaca İlçesi, Mecitözü ve Ortaköy İlçelerindeki çay ve dereler, Yeşilırmak’ın önemli bir kolu olan Çekerek Irmağına bu havzada dökülür.

    Çorum Çat Suyu (82 km)

    Derinçay adını da alan bu su, Eğerci dağından ve Köse Dağından inen dere ve çayların birleşmesinden oluşur. Çomarbaşı ve Sıklık Derelerini de alarak il merkezinin 3 km batısından geçer. Güneyde Yılgınözü ve Hatap Deresi ile birleşir, Ahilyas derelerini de alır ve bundan sonra Çorum Suyu olur. Alaca’dan gelen Budaközü ile birleşince de Çorum Çat suyu olur. Mecitözü İlçesi ve köylerinden geçerek, Amasya ili sınırlarında Çekerek’le birleşir.

    Mecitözü Çayı

    Kırklar Dağından doğar, ilçe merkezine yakın olarak (1-1,5 km) geçtikten sonra Amasya topraklarında Çorum Çat Suyu ile birleşir.

    Çekerek Irmağı

    Ortaköy İlçesi ve topraklarının az bir kısmını sular, Amasya İli sınırlarına geçer.

    Barajlar

    İlde D.S.İ. ve Köy Hizmetleri tarafından yapımı tamamlanmış ve devam eden çok sayıda büyüklü küçüklü baraj ve göletler bulunmaktadır. Bunlar ;

    D.S.İ Tarafından Hizmete Açılmış Baraj ve Göletler

    Çomar Barajı

    Merkez İlçede 1974’de başlanmış 1979’da tamamlanmış, önce sulama amaçlı düşünülmüş, sonra içme suyu temini için kullanılmış, ayrıca mesire yeri özelliğindedir.

    Alaca Barajı

    Alaca Büyük Söğütözü Köyünde, 1984’de yapılmış, 1500 ha. sulama kapasitelidir.

    Yenihayat Barajı

    Çorum – Ankara karayolu üzerindeki Yenihayat köyünde, Çorum’ a içme suyu temini amacıyla 2000 yılında yapılmıştır.

    Ahmetoğlan Göleti

    Merkeze bağlı Ahmetoğlan Köyünde 1962 yılında yapılmış, 30 ha. sulama kapasitelidir.

    Evci Yeni Kışla Göleti

    1970 yılında yapılmış 53 ha. sulama kapasiteli.

    Seydim-1, Seydim-2 Göletleri

    Seydim Köyünde 1973 –1976 yıllarında yapılmış içme suyu amaçlı kullanılmaktadır.

    İnegazili Göleti

    Sungurlu İnegazili Köyünde 1975 yılında yapılmıştır.

    Alacahöyük Göleti

    1976 yılında yapılmış, 35 ha. sulama kapasiteli.

    Pınarlı Göleti

    Ortaköy Pınarlı Köyünde 1977 yılında yapılmış 50 ha. sulama kapasiteli.

    Geven Göleti

    Alaca Geven Köyünde 1975 de yapılmış, 23 ha. sulama kapasiteli.

    Aksu Göleti

    Kargı Gölköy civarında, 1983’te yapılmış 39 ha. sulama kapasiteli.

    Köy Hiz. İl Md. Tarafından Sulama Amaçlı Yapılmış Göletler

    Bitki Örtüsü
    Çorum İlinin güney bölgesinin doğal bitki örtüsü bozkırdır (step). İlkbahar yağışları ile birlikte yeşerirler, sonbaharda kururlar. Bunlara örnek: Papatya, gelincik, deve dikeni, köy göçeren dikeni, çakır dikeni, kangal otu, sığır kuyruğu, yavşan otu, geniş yayılma alanı bulmuştur. Akarsu boylarında ise söğüt ve kavak çeşitlerine rastlanır.
    Alaca, Sungurlu, Ortaköy ve Mecitözü’nün yüksek kesimlerinde meşe, ardıç ve karaçam ağaçlarına rastlanır. İlkbahar ile birlikte çiğdem, yabani sümbül, yabani lale çiçekleri de görülür.
    İlin kuzeyindeki ilçelerde ise meşe ormanları ve iğne yapraklı ormanlara rastlanır.

    Deniz seviyesinden 1000-1200 m yüksek olan bölgelerde meşe, kızılcık, yabani erik, elma, alıç, yabani gül yaygın olarak görülür.Hacıhamza çevresinde seyrek olarak ıhlamur ağaçlarına rastlanır.

    Kargı, İskilip, Osmancık, Bayat ilçelerinde sarıçam, karaçam, köknar, kızılçam ağaçları görülmektedir.Toplam ormanlık ve fundalık alan 365.208 ha. olup İl yüzölçümünün % 28 ‘ i kadardır.

    İklim

    Yağış ve Sıcaklık

    Çorum İli, Karadeniz ikliminden İç Anadolu iklimine geçiş bölgesinde bulunmaktadır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. İlin kuzey bölgesinde yer alan Kargı, Osmancık, İskilip, Laçin, Dodurga, Oğuzlar ve Bayat İç Karadeniz geçiş ikliminin etkisinde kalan ilçelerdir. Çorum Merkez İlçe, Sungurlu, Alaca, Boğazkale, Ortaköy, Mecitözü ve Uğurludağ İlçeleri İç Anadolu step iklimi özelliklerini gösterir.
    1929 yılından bu yana yapılan meteorolojik ölçümler sonucunda yıllık ortalama yağış miktarı İl Merkezinde 423,0 mm.tesbit edilmiştir.
    İl Merkezi’ nin yıllık ortalama sıcaklığı 10,7º dir. En yüksek sıcaklık 2000 yılının Temmuz ayında 42,7 Cº, en düşük sıcaklık 1985 yılının Şubat ayında -27,2 Cº olarak ölçülmüştür. Temmuz ve Ağustos ayları en sıcak aylardır.

    Rüzgârlar

    İl genelinde yaz mevsiminde öğleden sonra başlayarak gece saat 22’ ye kadar esen poyraz etkilidir. Bazen ters yel de denen sıcak ve kavurucu bu rüzgâr tarım alanları için zararlıdır. Kışın kuzeyden yıldız rüzgârı, İlkbaharda güneybatıdan lodos rüzgarı eser. Bu rüzgarlar bol yağış ve kimi zaman da dolu yağmasına neden olur. Sonbaharda genellikle sakin bir hava gözlenir. Halk arasında bu aylara sağır aylar adı verilmiştir.

    DOĞAL AFETLER

    Çorum İli Kuzey Anadolu Fay Hattının etki alanı içinde yer alması ve jeolojik yapısı nedeniyle sık sık doğal afetlere maruz kalmıştır.

    Çorum’ da Oluş Tarihi Sırasına Göre Önemli Depremler:

    Oluş Tarihi Açıklama


    1075
    Çorum’un Bizans’tan alındığı yıl olmuştur.

    1446
    Çok şiddetli olmuştur. Danişmend Depremi de denilir. II. Beyazıd zamanında olan bu deprem, 40 gün aralıklarla devam etmiş, Çorum çok zarar görmüştür. Bu depreme “KÜÇÜK KIYAMET” adı da verilmiştir.

    1514
    Çok şiddetli bu depremde, Çorum’un yaklaşık üçte biri harap olmuştur. Halkın bir kısmı başka yerlere göç etmiştir.

    1543
    30 kadar evin yıkıldığı bilgisi vardır.

    1559
    Gülabibey Camii’nin yıkıldığı ve şehrin zarar gördüğü bilinmektedir.

    1579
    Çorum çok zarar görmüştür.

    1793
    Çorum büyük yıkıma uğramıştır.

    1800
    Şehir çok zarar görmüş, 800 kişi başka yerlere göç etmiştir.

    1824
    Büyük zarar veren bir depremdir.Halk uzun süre çadırlarda kalmıştır.

    1908
    Uzun süre devam etmiş, büyük hasar bırakmıştır.

    1939
    Erzincan merkezli olan bu deprem, Çorum’da da etkisini göstermiştir.

    1943
    27 Kasım 1943 Cumartesi günü akşamı olan bu depremde 618 kişi ölmüş, 217 kişi yaralanmıştır.

    1996
    Birbiri ardına kısa aralıklarla meydana gelen 5.6 ve 5.4 şiddetindeki depremlerde can kaybı olmamıştır.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  3. #3
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Boğazkale (Hattusas) örenyeri, Çorum İli'nin 82 km. güneybatısında yer almakta olup Ankara'ya uzaklığı ise 208 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazkale (Hattusas) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir.
    Hattusas örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk kez bir bağ kuran kişi Sayce'tır. Bu zamana kadar Hitit'lerin merkezinin Suriye olduğu sanılmaktaydı. 1882'de Carl Human, Otto Puchstein ile Boğazkale'ye birlikte gelmiş ve ilk kez toplu bir plan çalışması yapmıştır. Halen Pergamon Müzesinde bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkarmışlardır. E. Chantre ilk test kazısını 1893-1894'te gerçekleştirmiş, 1905 yılında ise Makridi ve H. Winckler Boğazkale'yi gezmişler ve 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürütmüşlerdir. 1932 yılında ise Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Kurt Bittel tarafından başlanılan sistemli kazılara II. Dünya savaşı sırasında bir süre ara verildikten sonra, yeniden başlanmış ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülmüştür. 1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr. Jurgen Seeher üstlenmiştir.
    Boğazkale (Hattusas) örenyerinde M.Ö. III. binden itibaren yerleşim görülmektedir. Bu dönemdeki küçük ve müstahkem yerleşmenin Büyükkale ve çevresinde olduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Şehir'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülmektedir ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmıştır.
    Hattusas'taki ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona ermiştir; bu yangının sorumlusu Kuşşara kralı Anitta olmalıdır. Belgelere göre hemen bu tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden yerleşime açılan Hattusas 1600'lerde Hitit devletinin başkenti olmuştur; kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli olan I. Hattuşili'dir.
    Hattusas başkent olduktan sonra şehrin gelişmesinin en uç noktasında anıtsal bir yapılaşmayla karşılaşılmaktadır; 2 km. genişliğindeki şehir saray, tapınak ve mahalleleriyle M.Ö 13. yüzyıldaki haline kavuşmuştur. Hattusas'ın ikinci gelişme döneminde imparatorluğun son yıllarında hem içte hem de dışta üç önemli Hitit kralı etkin olmuştur. Bunlar III. Hattuşili, oğlu IV. Tudhalia ve onun oğlu II. Şuppiluliuma'dır. II. Şuppiluliuma'nın son dönemlerinde (M.Ö. 1190) ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar nedeniyle yıkılan Hitit devletinden sonra Boğazkale 4 yüzyıl boyunca terk edilmiştir. Daha sonra buraya Frigyalılar (M.Ö. 8. yy. ortaları) yerleşmiştir. Hellenistik ve Roma Döneminde (M.Ö. 3. - M.S. 3. yy.) Hattusas küçük surla çevrili bir beylik merkezi, Bizans Döneminde ise bir köy durumundadır.
    Hattusas'ın "Yukarı Şehir" olarak bilinen kesimi 1 km² den daha büyük bir yüzölçüme sahip, eğimli bir arazidir. Bu alan M.Ö. 13. yüzyılda Geç İmparatorluk Çağında şehrin gelişmesine sahne olmuştur. Yukarı Şehir'in geniş bir bölümü yalnızca tapınak ve kutsal alanlardan oluşmaktadır. Yukarı Şehir geniş bir kavis halinde onu güneyden çeviren bir surla donatılmış olup, sur üzerinde 5 kapı mevcuttur. Şehir surunun en güney ucunda ve kentin en yüksek noktasında bastion ile sfenksli kapı yer almaktadır. Diğer dört kapıdan güney surunun doğu ve batı ucunda karşılıklı Kral Kapısı ve Aslanlı Kapı yer almaktadır.
    Yukarı Şehir'de görülen yapılaşma üç evrelidir. Birinci evre ilk surların inşaatı ile çağdaştır. İkinci evre, surlarda görülen ilk tahribattan sonraki yeniden yapım ve tapınak kentinin son biçimini almış olması ile belli olan evredir. Son evrede ise mevcut yapılarda görülen tadilat ve tamiratlar dışında dinsel amaçlar dışında bir yeni yapılaşma başlamıştır. Yukarı Şehir'de "Mabedler Mahallesi" olarak bilinen alan sfenksli kapıdan; Nişantepe ve Sarıkale'ye kadar uzanır. Bu alanda çeşitli evrelere ait bir çok tapınak açığa çıkarılmıştır. Tapınak planlarının genel karakteri, bir orta avludan girilen ve birer dar ön mekân ile derin ana mekânlardan oluşan kült odaları grubunun yapıyı biçimlendirmesidir.
    Tapınaklarda ele geçen malzemeler beş gruba ayrılmaktadır.

    1-Seramikler,
    2-Aletler,
    3-Silahlar,
    4-Kült objeleri,
    5-Yazılı belgeler.

    Yukarı Şehir'in girişinde, Büyükkale'nin hemen önünde yer alan Nişantepe ve Güneykale'de Hitit sonrası yapılaşmalar dikkat çekicidir ve bu M.Ö. 7-6. yüzyıla tarihlenen Frig yerleşmesidir. Hitit Döneminde bu alan topoğrafyaya göre üç bölümde incelenir:
    Büyükkale'nin güneyindeki geçit (viaduct), Yukarı Şehir'e giden yolun iki tarafında ve Nişantepe'nin kuzeyinde önceden yerleşilen plato ile Güneykale'nin yerleşim alanı.
    Kuzey ve güney binası dışında önemli bir yapı da Batı Binası ve Saray Arşividir. Büyük bir yangınla tahrip olmuş binanın yamaçta iki bodrum katı olduğu düşünülmektedir. Bu iki bodrum katında yaklaşık 3300 adet bulla ve 30 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bullaların 2/3'ü büyük kral mühürleri taşımakta ve kronolojik listeye göre I. Şuppiluliuma'dan Hattusas'ın son kralı ve onun torunu II. Şuppiluliuma'ya kadar kralları temsil etmektedir. Kral mühürleri yanında kraliçe mühürleri de açığa çıkarılmıştır.
    Güneykale'deki yapılaşma ise II. Şuppiluliuma tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu alanda geniş bir gölet ile üç ayrı noktasında üç yapı mevcuttur. Oda 1 ve 2 olarak adlandırılan ve ayakta duran iki yapıdan oda 2, göletin kuzey köşesinin batısında yer alır. Tek mekânlı olan bu oda içe doğru daralarak küçülen parabol biçimli bir kubbeye sahiptir. Oda 1'de ise in situ olarak az kalıntı ele geçmiştir. Oda 2'nin duvarlarının üçü de kabartmalarla bezelidir. Karşı duvardaki ana tasvirde sola dönmüş, uzun elbiseli bir figür vardır. Yuvarlak başlığı üstünde kanatlı bir güneş kursu bulunmakta, sol elinde litus, sağ elinde ise ankh motifini tutmaktadır. Doğu duvarında Şuppiluliuma'ya ait kabartma vardır. Karşısındaki batı duvarında ise hiyeroglif kitabe yer almaktadır.
    Hattusas örenyerinde Büyükkale'de yapılan kazılar M.Ö. 13.-14. yüzyılda Hitit krallarının saray yapılarını ve bunları koruyan sur sisteminin özelliklerini gün ışığına çıkarmıştır. Giriş kapısı güneybatıda olan kalenin surları, sandık duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.
    Büyükkale'de bir bütün halinde saray yapısı görülmez, kazılar sonucunda ortaya çıkan farklı boyutta ve türdeki yapılar, büyük iç mekânlar, avlular ve direkli galeriler yoluyla birbirine bağlanarak kale içindeki bütünü oluştururlar. Kalede arşiv odaları, depo odaları, büyük kabul salonu, su kültü ile ilgili bina ve kutsal mekânlar yer almaktadır. Hitit sonrasında ise kalede Frig yapı kalıntılarına rastlanmıştır.
    Boğazkale'de en önemli mimari alanlardan birisi de Büyük Mabet'tir. (1 No.lu Mabet) Hattusas'ta kuzey şehrin merkezini oluşturan Büyük Mabet, Hati'nin Fırtına Tanrısı ve Arinna Şehri Güneş tanrıçasının evi olarak yapılmıştır. Tapınak iki aditonlu olup, tapınağın çevresinde kaldırım taşlı yollar, meydanlar ve bunların arkasında bu yollara açılan dört yönde depo odaları yer almaktadır. Büyük Mabet, Aşağı Şehir mahallelerinden bir temonos duvarı ile ayrılmaktadır. Taş bir teras üzerine kurulan Büyük Mabet'in, kutsal bir merkez olduğu kadar, ekonomik bir merkez olarak da kullanıldığı magasinlerde açığa çıkarılan büyük küplerden anlaşılmıştır. Yine mabedin doğu magasinlerinde tabletlerin bulunması burada bir arşivin olduğunu da ortaya koymuştur.
    Büyük Mabetin etrafı ikinci derecede önem taşıyan yapılarla çevrilmiştir. Bunlardan en önemlisi yamaç evidir. Büyüklüğü, planı ve çok katlı oluşuyla dikkat çekmektedir.

















    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  4. #4
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    ÇoRuM / SuNGuRLu İLÇESİ




    SUNGURLU TARİHİ

    Çarşı içi - 1950'li yıllar
    Belediye önünden görünüm- 1950'li yıllar

    Anadolu'nun birçok bölgesi gibi bu bölge de ilk çağlardan beri gelmiş geçmiş çeşitli, kültür medeniyetlerin izlerini taşır. Yörede ilk yerleşmeler Kalkolitik dönemde (M.Ö.3000) olmasına rağmen, uygarlığın gelişmesi daha sonraki yıllarda olmuştur. M.Ö. 1800-1200 yıllarında Anadolu'da yaşayan yerli kavimlerden Hattiler bu bölgeyi önemli bir yerleşim merkezi haline getirmiştir. Daha sonra bölgeye hakim olan Hititler ise Hattuşa'yı (Boğazköy'ü) başkent yapmışlardır.
    Asurlu tüccarların yapmış olduğu "Karum" denilen iş merkezinin burada kurulması, Karadeniz, Akdeniz ve Ege havzasının Kuzeydoğu Anadolu ile İran Yaylası'na bağlanan ve tarihte "Kral Yolu" olarak bilinen, ünlü ticaret yolunun da burdan geçmesi bölgenin önemini iyice arttırmıştır. Tarihi Kral Yolu'nun tabiat şartları etkisiyle, bölgede hangi güzergahı takip ettiği bilinmemekle beraber bazı ipuçlarından yola çıkarak, Sarıkaya Köyü'nün doğusunda Hacıbağ, güneyinde Dutluk (Öteyüz mevkii), Müdü Köyü'nün güneybatısında bulunan Karice'nin Gedik mevkiinden geçmiş olması muhtemeldir. Bu düşüncemizi kuvvetlendiren bulgular arasında;

    a) Mezar kalıntılarının doğu ve batı ekseninde olması,
    b) Yukarıda bahsettiğimiz güzergahta bulunan sivri tepelerin oyularak, geçişe uygun hale getirilmesi.
    c) Adı geçen güzergahın yol için elverişli olması
    d) Delice'nin Höyük'e geçişin kısa mesafeli olması gibi...


    Bölge M.Ö. 1200 yılında Hitit Devleti'nin yıkılmasından sonra Frigler'in hakimiyetine girmiş, M.Ö. 676 tarihinden itibaren ise Kimmerler'in denetimine geçmiştir. Daha sonra Persler'in egemenliğine giren bölge M.Ö. 333 tarihinde Büyük İskender'in Anadolu'yu istilasına kadar Pers hakimiyetinde kalarak M.Ö. 276 tarihinde Trakya Bölgesinden geldiği sanılan Galatlar'ın hakimiyeti altına girmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılması sonucu bölge Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalmış, Türkler'in 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi'ni kazanmalarıyla yöredeki Bizans denetiminde çıkmıştır.



    SUNGURLU'YA BAĞLI YÖRÜKLÜ BELDESİ HÜSEYİNDEDE TEPESİNDE YAPILAN ARKEOLOJİK KAZILAR Sungurlu ilçesi sınırları içinde kalan Yörüklü Beldesi'nin 2,5 km. güneyindeki Hüseyindede Tepesi'nde 1996 yılında Çorum Arkeoloji Müzesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Tunç SİPAHİ ve Yrd. Doç.Dr. Tayfun YILDIRIM tarafından oluşan bir ekip ile arkeolojik kazılara başlanmış, kazılara 1997-1998 ve 1999 yıllarında devam edilmiştir.

    Çevrede yapılan incelemeler sonucunda belirlenen mimari izler ve kırık çanak çömlek parçaları, burada bir Eski Hitit yerleşim varlığını ortaya koymuştur. Bu nedenle, Hüseyindede Tepesi'nde 1997 yılında arkeolojik kazılar başlatılmıştır. Yüzeyden toplanan ve kazılarda bulunan seramik parçalarının restorasyon çalışmaları sonucunda bir adet kabartmalı "Eski Hitit Vazosu" tamamen tümlenmiştir. Bir başka kabartmalı "Eski Hitit" vazosunun da tümlenme çalışmaları devam etmektedir.


    Kabartmalı vazo geleneği Eski Hitit Dönemi'nin bir tasvir sanatı özelliğidir. Bu dönemde dini konuları canlandıran kabartmalı vazolar, yoğun olarak imal edilmiş ve kullanılmıştır. Bugüne kadar tüm olarak tek bir kabartmalı "Eski Hitit Vazosu" Çankırı İnandık Tepe'de bulunmuştur. Hüseyindede Tepesinde bulunan kabartmalı Eski Hitit Vazosu ise tümlenmiş ikinci örneği teşkil etmektedir. 3600 yıllık bu vazonun gövdesindeki kabartmada bir Hitit dini töreni tasvir edilmektedir. Kabartmalı vazoda elele tutuşarak halay benzeri dans yapan kadın figürleri, bugünkü sazın benzeri bir enstrüman çalan erkek figürleri ve boğa üzerinde akrobasi yapan erkek tasvirleri yer almaktadır. Bugüne kadar yapılan araştırmalarda, bu vazodan başka Hitit Dönemine ait boğa üzerinde akrobasi ile ilgili bir başka sahne tespit edilmemiştir. Bu tür sahneler Batı'da Yunanistan'da Minos ve Miken kültürlerinde bilinmekteydi. Hitit Sanatında ve arkeolojisinde ise yeni bir konu olarak karşımıza çıkar.

    Kabartmalı Eski Hitit vazolarına ait kırık parçalar Boğazköy, Alaca Höyük gibi diğer arkeolojik merkezlerde bulunmaktadır. Hüseyindede Tepesi'nde kabartmalı vazoların yanı sıra diğer Hitit seramik tipleri de kırık olarak ele geçmiştir. Restorasyon çalışmaları sonucunda bu seramiklerin çoğunluğu tamamlanmıştır. Bu eserler Çorum Arkeoloji Müzesi'nde korunmaktadır. Kazılarda ortaya çıkartılan mimari kalıntılar İnandık Tepe'ye paralellik gösteren bir Eski Hitit mabet yapısına işaret etmektedir. 1999 yılı kazıları bu görüşü daha da kuvvetlendirmiştir. Bu yapıya ait yeni odalar ve bağlantılar ortaya çıkarılmıştır. Hüseyindede Tepesi gerek buluntuları gerekse coğrafi konumu nedeniyle Hitit sanatı ve arkeolojisi içinde önemli bir yere oturmuştur. Çorum Valiliği ve Sungurlu Kaymakamlığı'nın da desteklediği kazılara önümüzdeki yıllarda da devam edilecektir.







    DANİŞMENDLER DÖNEMİ:

    Sultan Alparslan komutasında Selçuklu ordusunun Bizans ordusuna karşı üstünlük sağladığı Malazgirt Zaferi'nden sonra kitleler halinde Anadolu'ya gelen Türkler, Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşma sürecini başlatmışlardır. Bu yüzden Bizans İmparatoru'nun çağrısı ile Avrupa Ülkeleri, Türkleri Anadolu'dan atmak ve Hristiyan kutsal yerlerini kurtarmak için Haçlı Seferleri başlatmışlardır.

    Alman ve Frenkler'den kurulu Haçlı ordusu Sinop'tan hareketle Çorum-Amasya yönünde her tarafı yakıp yıkarak ilerlerler. Bu haber üzerine Rum'ların peşinde olan İsmail Bey, babası Ahmet Gazi'nin yanına döner, bu arada Ahmet Gazi ölür. (H. 490-M. 1074) İsmail Bey'de Amasya yakınlarında Haçlılar'la yaptığı savaşta yenilir ve Amasya Bölgesi Haçlılar'ın eline geçer. Bu durum karşısında Danişmendoğlu Beyliği Konya Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ile birleşip Kayseri'ye kadar ilerlemiş olan Haçlıları yenerler. Diğer bir Haçlı kolu da Ankara'ya saldırmış ve Çorum'a doğru ilerlemeye başlamıştır. Fakat İsmail Gazi, komutasındaki 5000 savaşçı ile yardıma yetişir. (H.491-M. 1075) pusuya yatarak 50-60 bin kişilik Haçlı Ordusu'nu dağıtır. Danişmendler Beyliği'nin iç çekişmeler yüzünden zayıflaması sonucu bu bölgede Selçuklu egemenliği başlamış olur.

    SELÇUKLU DÖNEMİ
    Anadolu Selçuklu Devleti'nin siyasi hayatı 1243 Kösedağ yenilgisiyle son bulmuş, bölge Moğol Hükümdarlarının idaresine tabi olmuştur. 1276 yılında Kunduz Bey'in oğlu Emir Celaleddin Çorum'daki Moğolları yenerek Çorum ve Amasya'yı Selçuklu topraklarına katmıştır.
    BEYLİKLER DÖNEMİ





    II. Mesut'un ölümüyle (1308) bölge Anadolu İlhanlı Devleti'nin bir ili haline geldi. Bu sırada Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla irili ufaklı bir çok Türk beylikleri kuruldu. Bu durumdan yararlanan Eratna Beyliği, 1344 yılından Danişmendiye Vilayeti sahasında kendi adıyla anılan ve merkezi Sivas olan bir devlet kurdur. Eretna Beyi Ali Bey'in ölümüyle (1380) yerine geçen oğlunu bertaraf ederek, bölge Kadı Burhaneddin'in eline geçmiştir. 1398 yılında Kadı Burhaneddin'in ölümünden sonra, baş gösteren Timur tehlikesi yüzünden ve halkın isteğiyle bölge Osmanlı idaresine girmiştir.
    OSMANLILAR DÖNEMİ

    Çorum ve yöresi, Osmanlı İmparatorluğu'na Yıldırım Beyazıt zamanında geçmiştir. Ankara Savaşı'nda (1402) Yıldırım Beyazıt'ın ordularıyla Timur'a yenilmesi, Anadolu'da sağlanan Türk siyasi birliğini bozmuş, Timur tarafından eski Türk Beylikleri yeniden kurularak devlet yönetimi Beyazıt'ın oğulları arasında pay edilmiştir. Çelebi Mehmet 11 yıl devam eden fetret döneminde kardeşlerine üstünlük sağlayarak devletin başına geçmiştir. Türk siyasi birliğini Anadolu'da yeniden kurulmasından sonra, oğlu Murat'ı (1413) Amasya'ya vali yapmıştır. 1423 yılında Çorum önce Amasya'ya bağlı bir sancak iken, 1519 yılında Ankara'ya, daha sonra da 1595 yılında tekrar Amasya'ya bağlanmıştır. 1841 yılında Sivas'tan alınan Çorum, Ankara'ya bağlanarak bir çok Türkmen aşireti getirilip bölgeye yerleştirilmiştir. 1864 yılında ise Çorum sancağı kaldırılarak, Yozgat'a bağlı bir kaza haline dönüştürülmüştür. Bu arada Sungurlu'da Yozgat sancağına bağlanmıştır. (Yozgat bu yıllarda Ankara'ya bağlı bir sancak merkeziydi.)

    1894 yılında Çorumlu olan Beşiktaş muhafızı Hasan Paşa'nın gayreti ve Ankara Valisi Abidin Paşa'nın yardımı ile Çorum'un Ankara'ya bağlı sancak merkezi olmasıyla Sungurlu İlçesi de Çorum'a bağlanmıştır.

    Osmanlı Devleti kuruluş tarihinden itibaren, göçebe Türk boylarını, Anadolu'nun çeşitli yörelerinde yerleşik hayata geçirmek için değişik uygulamalara girişmiştir. 16. yy.'ın ilk çeyreğinde Anadolu'daki iskan hareketi hızlanmıştır. Anadolu'ya yerleştirilmiş oymaklardan bugün Sungurlu'da mevcut olanlar arasında Karaevli, Yazır, Karakeçili, ve Hilalli vardır.

    1921 yılına kadar Ankara Vilayeti'ne bağlı bir sancak merkezi olan Çorum, sonradan müstakil bir sancak, 24 Nisan 1924 tarihinde de il (vilayet) olmuştur. Alaca, İskilip, Mecitözü, Osmancık, ve Sungurlu İlçeleri de Çorum'a bağlanmıştır. Boğazkale bucağı Sungurlu'ya bağlı iken 04.07.1987 gün ve 3392 sayılı kanunla müstakil bir ilçe haline gelerek Sungurlu'dan ayrılmıştır.



    Sungurlu ilçesinin, tarihte iki yerleşim merkezi olmuştur.

    1. Eski Sungurlu;
    Bugünkü Sungurlu'nun batısındadır. Şimdiki Kuzuluk (Akçay ve Tuğcu arasında) denilen yerde kurulmuştur. Eski Sungurlu "Küçük Kıyamet" adı verilen 1509 tarihinde meydana gelen depremle yıkılmış ve şehir bugünkü yerine inşa edilmiştir. Eski Sungurlu'nun çok geniş yer kaplandığı, 8.0000 nüfusa ve 2.000 haneye sahip olduğu tahmin edilmektedir.
    2. Yeni Sungurlu
    Eski Sungurlu'nun depremle yok olmasından sonra şehir biraz doğuya doğru Sarıtepe eteklerinde yeniden kurulmuştur. Yeni Sungurlu kurulduğu günden beri 4 isim değiştirmiştir.
    a) Kalınsaz
    Yavuz Sultan Selim, 1515 tarihinde doğu seferine giderken, şimdiki Akçakent'in bulunduğu bölgenin içinden geçen göç yolundan (Gökkaya mevkiinden Karşıyaka Semti'ne gelen mezarlığın yanından geçen yol) Sungurlu'ya gelmiş ve Manastır Tepesinin ön tarafındaki boşlukta konaklamıştır. Yavuz Sultan Selim'in "Amma da sazlık" demesinden dolayı Sungurlu "Kalınsaz" adını almıştır.
    b) Budaköz
    Şehrin ortasından geçen Budaközü Çayı'na ithafen söylenmiştir.
    c) Selimler
    d) Sungurlu
    Maraş Bey'in zulmünden kaçıp gelen Sungur Bey'e ithafen denmiştir.
    (Sunguroğlu ailesi;Sunguroğlu Mehmet Bey ve ailesi 17. yy.'da Sungurlu'ya bir takım vakıf müesseseleri yaparak ünlenmiştir. Ahmet İzzet Paşa'nın, Padişah Abdülhamit'ten yazılı olarak Sungurzade'nin katibi, mühridarı, haznedarı olan İsmail Efendi'nin Bozok mütesellimliğine atanmasını isteyen yazısında da anlaşılacağı üzere bu ailenin devlet ve padişah nezdinde ne denli nüfuzlu olduğu görülmektedir. Sungurlu'da bir camii, bir hamam ve bir mahalle bu isimle anılmaktadır.)






    Sungurlu, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde 1866 yılında ilçe ve belediye olmuştur. İlk Belediye başkanlığı görevine de Ermeni asıllı Gregoryan Efendi atanmıştır.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  5. #5
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum İli Alacahöyük İlçesi






    Çorum’un 45 km. güneybatısında, Ankara’nın 160 km. doğusundadır.



    Eski Tunç Çağı ve Hitit çağında çok önemli bir kült (dini tören) ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı açığa çıkartılmıştır.



    Alacahöyük’te 1. uygarlık çağı, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu-Osmanlı dönemleri ile temsil edilmektedir. 1. kültür katta, Geç Frig çağında höyüğün her yanı iskan edilmiştir. Küçük evlerden oluşan bu kat, seramiğine göre, M.Ö. 650’den daha eski değildir.



    Mabedi, büyük yapıları, özel-blok evleri, sokakları, büyük küçük su kanalları, şehir suru, biri kabartmalı ortastadlarla süslü sfenksli, diğeri poternli anıtsal kapılarıyla Hitit İmparatorluk Çağı’nın müstahkem olmayan, düz ovaya kurulan tipik temsilcisi höyüğün 2. kültür katını oluşturur.



    Kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş olan Sfenksli Kapının genişliği 10 metredir. O, bir yolla bağlandığı büyük mabedin anıtsal geçididir.



    Alacahöyük 3. uygarlık katını Eski Tunç Çağı (M. Ö 2500-2000) oluşturur. Hitit kültürüne kaynaklık eden kültürlerin önde geleni olan yerli Hatti uygarlığı’nın aydınlanmasında çok katkıları olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı hanedan mezarları, bu çağın en önemli buluntularıdır. İntramural mezarlar özel olarak ayrılmış bir alanda toplanmıştır.



    Dört yanı taşla örülmüş dikdörtgen mezarlar ahşap hatıllarla(kiriş) kapatılmış, damları üzerine kurban edilmiş sığır başları, bacakları yerleştirilmiştir. Altın, gümüş, elektrum, bakır, tunç, demir ve değerli taşlardan oluşan zengin ölü hediyeleri onların hanedana ait olduklarını göstermektedir. Çoğu altın, gümüş kapların dövme, dökme, kakma teknikleri, altın mücevheratın ince süsleri uzun bir gelişmenin ürünleridir.



    4. kültür katını oluşturan Geç Kalkolitik Çağ ana toprak üzerine kurulmuş ilk uygarlıktır











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  6. #6
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum İli Ortaköy – Şapinuva İlçesi



    Ortaköy – Şapinuva



    Hitit Devletinin önemli kentlerinden biri olan Şapinuva, (Ortaköy), Çorum’ un 53 km. güneydoğusundadır. Çekerek nehri etrafında yer alan Göynücek Ovası ile Alaca Ovası arasındaki geçit üzerindedir.



    Hitit Çağında, hem siyasi hem de coğrafi konumu nedeniyle stratejik bir noktada yer alan şehir, önemli bir askeri ve dini merkezdir. Ortaköy kazılarında açığa çıkan ve sayıları 4.000’e ulaşan çivi yazılı tablet ve fragmanların (parça) oluşturduğu arşivde, Hititçe yazılmış olanların yanısıra Hattice, Hurrice ve Akadca yazılmış idari, askeri, dini ve fal metinleri bulunmakta olup, bunların büyük bir kısmı Orta Hitit dönemine (M.Ö. 14. yy) aittir.



    Buradaki yazışmalardan Taşmişarri (III. Tuthaliya) – Taduhepa kraliyet ailesinin bu şehirde hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır. Devam eden kazı çalışmalarında bugüne kadar A binası ismi verilen anıtsal idari yapı ve B Binası olarak adlandırılan ticari yapı açığa çıkartılmıştır.














    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  7. #7
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum İli Ortaköy İlçesi



    ORTAKÖY

    Çorum İli Ortaköy İlçesi

    İlçenin Tarihi

    İlçe toprakları eski devirlerden bu yana yerleşim yeri olduğu Hitit ve Roma dönemlerine ait kalıntıların bulunmasından anlaşılmaktadır. Ortaasya’dan buraya gelen Türkler kabile halinde, Pınarköy ve Asraköy mevkiileriyle Ortaköy’e yerleşmişlerdir. Daha sonra Asraköy ile Pınarköy, Ortaköy ile birleşerek şimdiki Ortaköy meydana gelmiştir. 1959 yılında ilçe olmuştur.



    Coğrafi Yapısı

    Ortaköy Çorum’a 57 km. mesafede, yüzölçümü 238 km²’dir. İlçede genellikle karasal iklim özellikleri görülmektedir. Yıllık yağış miktarı 409,5 mm.dir.





    İdari Yapısı ve Nüfus Durumu



    İlçenin 2000 yılı Genel Nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu, merkezde 3.349, belde ve köylerde 8.471 olup, İlçe’nin toplam nüfusu 11.820’dir.



    Ekonomik ve Sosyal Durum

    İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Tarım arazisi 14.560 ha. dır. Bunun % 6 sulanabilir, % 94 kuraktır. Belli başlı tarım ürünleri ; buğday, arpa, nohut, şekerpancarı, mercimek, çeltik, haşhaşdır. İlçede büyükbaş hayvan sayısı 5.845, küçükbaş hayvan sayısı ise, 5.230 dur. Bir adet sulama göleti mevcuttur. İlçe sınırları içerisinden geçen Yeşilırmak ’ ın bir kolu olan Çekerek Irmağından İncesu, Aşdağul ve Senemoğlu köyleri bu akarsudan faydalanmaktadır. Ayrıca Aşdağul beldesinde sulama amaçlı belediyenin ve şahısların sondaj kuyuları mevcuttur.

    Yukarıkuyucak ve Asar köyleri dışındaki bütün köy yolları asfalttır. Bir köyde kanalizasyon vardır. Köylerin hepsinde su şebekesi mevcutsa da ancak, yaz mevsiminde içme suyu sıkıntısı çekilmektedir.

    Eğitim Kültür ve Sağlık

    İlçede okuma-yazma oranı %91’ dir. Bir adet genel lise, 1 adet YİBO (Yatılı Bölge İlköğretim Okulu), 4 adet ilköğretim okulu, 11 adet birleştirilmiş sınıflı ilköğretim okulu mevcuttur. Bu okullarda toplam 1.720 öğrenci mevcuttur.

    İlçenin İncesu Köyünde Çekerek ırmağının içerisinden geçtiği bir kanyon bulunmaktadır. Kanyon içerisinde kayalar üzerinde duvar kalıntıları , hatıl oyuklar ve merdiven basamakları görülmektedir.

    İlçe merkezinde 30 yataklı Devlet Hastanesi, Aşdavul ve Karahacip Beldelerinde birer sağlık ocağı vardır.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  8. #8
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum İli Alaca İlçesi



    ALACA


    Çorum İli Alaca İlçesi

    İlçenin Tarihi
    Alaca İlçesinin tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Eskiçağ’ da ilçe merkezinin bulunduğu alan, “Etonia” olarak geçmektedir. XIX. ve XX. yy.’ larda Hüseyinova yöre adı yerine, nahiye ve bucak adının tanımlanmasında önceleri bucak olan Alaca, Hüseyinabâd adıyla 1919’da ilçe olmuş, Alaca adı ise 1932’de resmiyet kazanmıştır.

    Coğrafi Yapısı
    İlçe yüzölçümü 1.346 km², rakımı 950 m’dir. Çorum’a 52 km, Yozgat’a 53 km, Sungurlu’ya, 43 km’dir. İlçe yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı 376 mm.’dir.
    Ekonomik ve Sosyal Durumu
    İlçenin Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan yol üzerinde kurulmuş olması nedeniyle, ekonomik hayat oldukça canlıdır.
    İlçe ekonomisi büyük oranda tarıma dayanmaktadır. Tarım alanları 100.065 hektar olup bunun 20.558 hektarı sulu tarım arazisidir. Belli başlı tarım ürünleri; Buğday, Arpa, Mısır, Nohut, Mercimek, Ayçiçeği, Şekerpancarı, Kurusoğan, Kuru Fasulye, Patates’tir. Az olmakla birlikte bağcılık, sebzecilik ve meyvecilik de yapılmaktadır. 2002 yılı verilerine göre 13.762 adet büyükbaş hayvan, 13.620 adet küçükbaş hayvan mevcuttur.
    Son yıllarda sanayiye yönelen tesisler de açılmaktadır. İlçede on adet un fabrikası, bir adet yem fabrikası vardır. Mobilya üretimi yapan imalathaneler mevcuttur. Bu işyerlerinde yaklaşık iki yüz kişi geçimini sağlamaktadır.
    İlçe merkezinde içme suyu ve kanalizasyon yeterlidir. Köylerde elektrik, su ve telefon yeterli olup 4 köy dışında tüm köylerde şebeke suyu mevcuttur. Kanalizasyon
    yoktur. Bütün köylere ulaşım vardır. 31 köyde 136 km. asfalt yol, 59 köyde 298 km. stabilize yol, 36 km. tesviyeli olmak üzere toplam 470 km. köy yolu ağı mevcuttur.

    İdari Yapısı ve Nüfus Durumu
    2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı’nda ilçe merkezi 24.983, belde ve köyler 28.210 olmak üzere toplam 53.193 nüfus mevcuttur. İlçede 94 köy ve üç belde ile İlçe merkezinde yedi, Alacahöyük beldesinde dört, Büyükhırka Beldesi’nde iki, Çopraşık Beldesi’nde de iki mahalle mevcuttur.
    Eğitim Kültür ve Sağlık Durumu
    İlçede örgün eğitim kurumu olarak bir Genel Lise, bir İmam-Hatip lisesi, bir Çok programlı Lise, bir Anadolu Lisesi, bir Kız Meslek Lisesi, bir Sağlık Meslek Lisesi ve 10’u ilçe merkezinde olmak üzere 19 ilköğretim okulu ve köylerde 32 birleştirilmiş sınıflı ilköğretim okulu vardır. Bu okullarda toplam 9.729 öğrenci vardır.
    İlçe Merkezinde 3.000 kişilik stadyum, 500 kişilik kapalı spor salonu ile 50 yataklı Devlet Hastanesi, iki Sağlık Ocağı, Alacahöyük Beldesi, Büyükcamili, Büyükhırka, Sarısüleyman, Sincan ve Tutaş köylerinde birer Sağlık Ocağı bulunmaktadır












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  9. #9
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum şivesi




    Gobel: Erkek çocuk
    -Şilepe: Meyve veya tatlıdan bulaşan yapışkan sıvı
    -Elevay: Yavaş iş yapan kimse
    -Culuk: Hindi
    -Ellame: Sanki
    -Badal: Merdiven
    -Çoynak: Çolak
    -Gölbez: Köpek yavrusu
    -Gunnamak: Bir hayvanın doğurması
    -Tengdirmek: Elden çıkarmak
    -Cınnak: Tırnak
    -Mazarat: Yaramaz çocuk
    -Şapırtısına yelmek: Başka bir kimse tarafından tutulması oldukça güç bir vaadin olabileceğine inanmak -Helke: Plastik kova
    -Guşhane: Büyük, metal yemek tenceresi
    -Costar: Aklı bir karış havada
    -Toplu: Pencere
    -Eze: Omuz
    -İlaen: Leğen
    -Zuval: Kızılcık ağacının meyvesi
    -Dobak: Güvercin
    -Pinnik: Tavuk kümesi
    -Sellağ: İçinden pis su akan dere
    -Sıracalı: Zayıf ya da devamlı hasta kişi
    -Alakise: Üçkağıtçı kimse
    -Şinnemek: Yaramazlık yapmak
    -Cıncık: Misket
    -Pevrede: Meyve marmelatı
    -Yelikme: Çocukların yaramazlık yapması
    -Heşlemek: Birşeylerin çöpe atılacak kadar kötü duruma gelmesi
    -Tuyumuna: Birşeyi ezberinden yapmak
    -Börttürmek: Kaynatarak pişirmek
    -Çödürüm çüş: Tahterevalli
    -Öpçe: Ukala
    -Foldur foş: Bol, geniş
    -Capcuk: Birşeyi yaparken elinin ayağının birbirine dolanması











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  10. #10
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    çorum adının kökeni




    ÇORUM ADININ KÖKENİ-

    Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.

    a- Bizans Kaynaklarına Göre

    Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.

    b- Danişmendname’ ye Göre

    Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.

    Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur.

    c- Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre

    Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.

    d- Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.

    e- Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  11. #11
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum Düğün Adetleri



    Evlenme Adetleri Çorum'da, ilçe ve köylerde genel olarak birbirine yakın özellikler taşımaktadır. Evlilikler genellikle "görücü usulü" yapılmaktadır.
    Evlenme İsteğini Belirtme


    Evlenme çağına gelen gençlerin eş seçimlerinde ailelere önemli görevler düşmektedir. Evlenmek isteyen damat adayı bu durumu annesıne söyler. İstenecek kız aile tarafından bulunup, beğenildikten sonra damat adayı kız evine götürülür ve kız gösterilir. Eğer damat adayı kızı beğenirse kız evine haber gönderilip fikirleri sorulur, kızı istemeye gelecekleri haber verilir. Kız evide kızlarının ve yakınlarının fikirlerini aldıktan sonra söz kesme (kahve içme) tarihi belirlenir.

    Dünürlük ve Şerbet içme

    Çorum'da söz kesmenin diğer bir adı "kahve içme" veya "şerbet içme" dir. Her iki tarafta birinci derece yakın akrabalarına haber verir. Dünürcüler bir kez daha "Allah'ın emri peygamberin kavli üzerine" kızlarını oğullarına istemeye geldiklerini söylerler. "Evet" cevabı alındıktan sonra kavveler içilir, dua edilir. Oğlan ve kıza söz yüzükleri takılır. Nişan tarihi kararlaştırılır.


    Nişan

    Nişan çoğunlukla cumartesi veya pazar günü kız evinde yapılır. Akraba veya komşul ara ağızdan veya davetiye ile haber verilir. Eskiden bu işi yaşlı kadınlar yapar ve bunlara "okuyucu" denirdi Nişandan bir gün önce erkek evi, kız evine baklava, et, kuruyemiş, şerbet ve kızın nişanda giyeceği kıyafeti gönderir Nişan günü kız evinde gelenlere yemek verilir. Gelenler kıza takı takarlar. Kaynana tarafından gelinin yüzüğü takılır. Nişanlılık süresinde bayram veya Hıdrellez günleri olursa hediyeler gönderilir.

    Düğün


    Nişan ile düğün arasındaki zaman erkek ve kız tarafının durumlarına göre değişir. Kız ve düğün için gerekli olan eşyaları almaya çarşıya çıkılır, buna "pırtı görme" denir.
    Düğün başlamadan komşuların da yardımıyla iki taraf yemeklerini pişirirler. Düğünde damat en yakın iki arkadaşını "sağdıç" seçer. Sağdıç damatla ilgilenir. Düğünler cuma akşamı başlayıp pazar akşamı biter. Ayrıca yine oğlan ve kız evleri kendileine birer "kahya" seçerler. Kahya düğün boyunca gelen misafirler, davul ve zurnacının ihtiyaçları, yemeklerin dagıtımıyla ilgilenir. Bunun dışında erkek evinde birde "bayraktar" seçilir. Bayraktar, kınacı giderken ve gelin alınmaya gidilirken önde bayrağı tutar. Cuma akşamı erkek evinde bır tavuk kesilip, bayrak takılmasıyla düğün başlar.




    Kına GecesiCumartesi günü kız evinde herhangi bir saatte "kına yürütme" yapılır. Erkek tarafı iki veya üç kadını bir erkekle beraber kız evine "kınacı" olarak yollar. Bunlar yanlarında kına, kuru yemiş, et, börek, tatlı ve kızın gelinliğini götürürler. Yine duruma göre kızın kınada giyeceği kıyafeti de erkek tarafı alıp götürebilir. Ayrıca davul ve zurna da kınacılarla gider. Gelen kınacılara yemek verilir. Kınacılar kızı giydirip süslerler, kızı ortaya getirtip oturturlar, yüzüne allı bir yazma örterler, kına türküleri ve ilahi okurlar. Kızı ve orada bulunanları ağlatırlar. Bittikten sonra kızın avucuna para veya altın konup kınası yakılır. Orada bulunanlara da bu kınadan dağıtılır. Arkasından kuru yemiş ve limonata ikram edilir. Kız annesinin elini öper ve sarılıp ağlaşırlar.
    Kına bittikten sonra davul ve zurnayla halay çekilir. Gelen kınacılar o gece kız evinde kalırlar ve bunlara "gelinin yengeleri" denir. Kızın en yakın arkadaşları o gece kızın yanında kalırlar. O gece erkek tarafında da damada kına yakılır. Kınadan önce kız tarafı, oğlan evine "damat bohçası" denilen içinde damadın düğünde giyeceği kıyafe, pijama, cüzdan, çorap, saat gibi şeylerin bulunduğu bohça gönderir.

    Kına Türküleri
    Aşağıdan gelen gardaş mola el mola?
    Elindeki ayva mola nar mola?
    Dolansam gelsem gardaş evine
    Garip bacım niye geldin den mola?

    Anam kirmenini almış eline
    Çıkmış bakmış gurbet elin yoluna
    Emsallerimi görünce bağrın deline
    Gurbete döndü yollarım neyleyim

    Anam seni galdırırlar yurdundan
    Anan baban deli olur derdinden
    Gardaşların baka kalır ardından
    Gardaş gelsin guşağımı bağlasın
    Anama söyleyin döne döne ağlasın
    Anam bir yavrusuynan gönül eğlesin
    Ne deyim ağlayım kader böyle imiş

    Biri Meryem biri Asiye gelini
    Gider cennet ellerinde salınır
    Anam seni kaldırırlar yurdundan
    Anan baban deli oluyo derdinden
    Gardaşların baka kaldı ardından
    O habibin düğünü var cennette
    Allah evinde

    Elimi soktum astara
    Elimi kesti testere
    Gız anam mevlayı şirin göstere
    Ayrılık anam ayrılık
    Gurbetlik anam gurbetlik

    Gız sana gerek bi ana
    Ağlayasın yana yana
    İiki gözüm bir ciğerim ana

    Ayrılık anam ayrılık
    Gurbetlik bacım gurbetlik

    Gız sana gerek bir gardaş
    Ağlayasm yavaş yavaş
    İki gözüm bir ciğerim gardaş
    Ayrılık anam ayrılık
    Gurbetlik gardaş gurbetlik

    Gız sana gerek bir baba
    Ağlayasın gaba gaba
    İki gözüm ciğerim babam
    Ayrılık babam ayrılık
    Gurbetlik babam gurbetlik



    Gelin Getirme

    Pazar günü kız evinde vedalaşmalar olur. Kız gelinliğini giyip bekler. Erkek evinin büyük bir kısmı, kayınvalide hariç, gelini almaya gider. Bu sırada kız evinin kapıları kilitlenir. Düğünün kahyası gelip kapıyı tutanlara bir miktar para verir kapıyı açtırır. Gelinciler içeri girip, geline bakarlar. Gelinin ağabeyi veya erkek kardeşi kırmızı kuşağı dualar okuyarak, gelinin beline üç kez dolayıp bağlar. Gelin bir kolunda babası, diğer kolunda damat ile evden çıkar. Bu esnada kızın çeyizi de taşınmaktadır. Dualar okunup, gelin arabaya bindirilir. Gelin alayı dolaşarak erkek evine gelir. Oğlan evine gelindiğinde, kayınvalide gelininönünde çömlek kırar; gelinin bütün kötü huyları böyle kırılsın diye, başında kuru yemiş, şeker, bozuk para atar; bereketli olsun, evine yağ gibi sıvansın diye kapının girişine yağ sürülür.


    Çorumda Hırdırellezi GEleneği
    Çorum bölgesinde, Hıdrellezin Hızır Aleyhisselam ile İlyas Peygamberin buluştukları gün olduğu inancı vardır.
    İl'de hıdrellezın gelişi sevinçle karşılanmaktadır. Çünkü kışın bittiğine, yazın geldiğine, bolluk ve bereket dolu günlere ulaşıldığına inanılır. Bu nedenle yazın başlangıcı sayılan 6 Mayıs hıdrellez gününde bir bayram sevinci yaşanır. Hıdırlık, Erzurum Dede, Sıklık Boğazı, Bağlar en çok gidilen yerlerdir.
    Buralara gitmek için bir-iki gün önceden hazırlık yapanlar vardır. Hazırlık olarak yeni giysiler hazırlanır; çörek, börek, yaprak dolması, bulgur kaynatması yapılır. Birlikte yenilir, içilir genç kızlar arasında dalya, atlankaya ve okkel oyunları oynarır. Erkekler bu eğlencelere katılmazlar.
    Hıdrellez gecesi veya günü arzulanan dileklerin gerçekleşmesi için dualar edilir.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  12. #12
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum Leblebisi


    Çorum'un meşhur sarı leblebisinde üretim biraz farklıdır.

    Leblebi, zatenkuru olan nohuttan yapılır. Nohutun leblebiye dönüşmesi, yaklaşık iki ayı bulan işlemler zincirini gerektirir.

    Tek kavrumluk leblebiler çuvallardan tenekelere, oradan leğenlere doldurulur.

    Odun ateşi ile yeterli sıcaklığa ulaşan fırına aktarılan leblebiler son kavurma işleminden sonra tekrar çuvallara doldurularak dumanı üzerinde satışa sunulur.

    Öteden beri bu yörede yetişen nohutun iriliği ve leblebiye dönüşüm sırasındaki kavurma işlemleri, haklı bir üne kavuşturmuş Çorum leblebisini.

    Senelerdir liderliğinden taviz vermemesinin nedeni de kuşaktan kuşağa aktarılarak bugüne ulaşan kavurma işlemlerindeki beceridir.

    Nohuta ayrı bir lezzet ve altın sarısı rengini kazandıran geleneksel leblebi üretimi bir yandan devam ederken, odunun yerini tüp gazın aldığı daha modern yöntemler de kullanılmaya başlanmıştır.

    Leblebi yapmak için öncelikle ateş tuğlası, ker***, tava ve karıştırıcıdan oluşan bir kavurma ocağı gerekir. Karıştırıcı ve tava dışında, ocağı genellikle her imalatçı kendisi yapar. Ocakta yakıt olarak kullanılan odunların is yapmayan cinsten olması gerekir; aksi taktirde leblebinin tadı etkilenir. Tarife gelince... Eleme işleminden geçirilen nohutlar boylarına göre ayrılır. Birinci kavurma işleminden sonra sıcak olarak çuvallara doldurulup iki gün dinlendirilir. İkinci kavurma işleminden sonra yine aynı şekilde iki gün dinlendirilen nohutlar kuru bir yere serilerek bu kez 15-20 gün bekletilir. Bu dinlendirme süresinin az veya çok olması ve önceki kavurma işlemleri, leblebinin tadı ve daha sonraki kavurma işlemlerinin performansı açısından oldukça önemlidir. Leblebi adayı nohutlar üçüncü kavurma işleminden önce nemlendirilerek çuvallara doldurulup bir gün bekletilir. Bu kavurma işlemi sırasında nohutların kabukları ayrılır. Buna "tek kavrum leblebi" adı verilir. Tek kavrum leblebiler, bir iki gün sonra, ihtiyaca göre son bir kez daha kavrulup satışa sunulur. Leblebinin acılı, tuzlu, biberli, soyalı, çikolatalı, ballı veya karanfilli çeşitlere dönüşmesi, bu son kavurma aşamasında gerçekleşir. Şekerli cinsi, yani "leblebi şekeri" ise kısa bir son kavurma aşamasından sonra şekerciler tarafından imal edilir. Beyaz leblebi veya diğer adıyla sakız leblebi ayrı bir uzmanlık dalıdır.

    İmalat sürecinden de anlaşılacağı gibi, bu kadar çaba ve zahmet, Çorum
    leblebisinin ününü yıllar öncesinden bugünlere taşımasının bedelidir












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  13. #13
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum'lu ünlüler


    Ahmet Feyzi (1839-1909) : Çorum’da doğdu. İstanbul Beyazıt Medresesi’ni bitirdi. Yargıçlık, Müftülük yapmış ve Çorum’da 6112 kitaptan oluşan bir kütüphane kurmuştur. Ehadis-i Mevzuat, Redd-i Batıl, Risalei Müntehebat, Tahrir-i Mantık, Şerh-i Kafiye, Kanunu Arazi, din, edebiyat, mantık, hukuk alanındaki eserlerinden bazılarıdır. Arapça ve Türkçe 30 kadar eseri Hasanpaşa Halk Kütüphanesinde bulunmaktadır.

    Akşemseddin (1390-1459) :Asıl adı Mehmet Şemsettin’dir. Osmanlı İmparatorluğunun büyük bir din bilgini ve aynı zamanda hekimdir. Hacı Bayram Velinin öğrencisidir. Fatih Sultan Mehmet’in arzusu üzerine arkadaşı Akbıyık Abdullah ile İstanbul’un fethinde bulunmuş ve Türk ordusunun manevi gücünü artırmada büyük rol oynamıştır.

    Aşıkpaşa (1270-1333) :
    Tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş olup, Türk tasavvuf ve halk şairidir. Garipname isimli eseri mevcuttur.

    Aşık Paşazade (1392-1484)
    Sultan Çelebi Mehmet zamanında yaşamış olup, devrin savaşlarına katılmıştır. Osmanlı tarihinin canlı kaynağını teşkil etmiştir. Meşhur Tarihi (Aşık Paşazade Tarihi1484 yılında yazmaya başlamıştır.

    B
    altacı Mehmet Paşa (1660–1712) :
    Adını 1711 yılında Prut savaşı ile duyurmuştur. lll. Ahmet’in padişahlığı döneminde ikinci defa Veziriazam olmuştur. 1712 yılında Limni adasında sürgünde iken ölmüştür.

    Ebuss’ud Efendi (1490-1574):
    Şeyh Muhiddin Yavsi’nin oğludur. 1519’da İnegöl medresesi hocalığına atandı. 1527 yılında İstanbul Kadılığından sonra Osmanlı İmparatorluğuna 14. Şeyhülislam oldu. Kanuninin devlet düzenini sağlayan meşhur kanunlarının hazırlanmasında büyük rolü oldu. 29 sene Şeyhülislamlık yaptıktan sonra öldü.

    Elvan Çelebi (?-?):
    Babası ünlü Aşıkpaşa’dır. Elvan Çelebi 1352 yılında bir cami, kendisi için yanına bir türbe, bir tekke ve hamam yaptırmıştır.

    Koyunbaba :
    Asıl adı Seyit Ali’ dir. Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in 7. oğlu Ali Rıza’nın 12. oğlu olduğu rivayet edilmektedir. Adı efsaneleşmiş bir evliyadır. Evliya Çelebiye göre Hacı Bektaşi Veli’nin Halifesidir. Mezarı Osmancık ilçesinde adıyla anılan türbededir.

    Kul Mustafa :
    17. yy da Çorum yöresinde doğup yaşamış bir halk şairidir. Değişik konularda şiirler yazdı. Bunlar cönklerde dağınık halde bulunmaktadır. Genç Osman adıyla anılan padişah II.Osman’ın öldürülmesi üzerine yazdığı destanlar dikkat çekicidir. Bu destanlar Çorum müsellimi Kurdoğlu Süleyman’ın önderliğinde Çorumluların Kapusuz ve başıbozuk tayfasıyla Düvenci ovasında yaptığı cengi dile getirir.

    Şeyh Muhittin Yavsi (?-1516) :
    Babası Osmanlı müderrislerinden matematikçi astronom olan Ali Kuşçu’nun kardeşi Mustafa’dır. İskilip, Amasya ve İstanbul’da öğrenimini yaparak o zamanın Amasya valiliğini yapan ll. Beyazıt’a öğretmenlik yapmıştır.

    Yusufu Bahri (?-1828):
    Mısır’a giderek büyük din bilgini Şeyh Murtaza’dan hadis dersi almıştır. Daha sonra Çorum’a yerleşmiştir. Basılmamış Ata-i Feyyaz adlı eseri ile Dürrü Tahrir ve yazma eserleri vardır.

    Hasan Paşa (Yedi-Sekiz Hasan Paşa) (1831-1902) : Abdülhamit zamanında Beşiktaş muhafızlığı yapmıştır. Sultan Abdülaziz zamanında Alay Bey’i oldu ve Hasan Bey adını aldı. Bir süre sonra paşalığa yükseldi. Osmanlı-Rus savaşında Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar gösterdi. Çorum’u süsleyen saat kulesi ile depremde zarar gören Hıdırlık Camii’nin yerine yenisini yaptırmıştır.











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  14. #14
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    çorum ilinin kaplıcaları




    ÇORUM İLİNİN KAPLICALARI

    Figani (Beke) Hamamı : İlimiz Mecitözü ilçesinin Figani köyü yakınındadır. ilçenin 16 km. doğusundaki kaplıcaya çevre il ve ilçelerden çok sayıda turist gelmektedir. Beke kaplıcasının vücut ısısındaki suyu oldukça boldur. Su küçük bir havuzdan kaynayıp Oradan büyük havuza aktarılır.
    Bu kaplıcanın, idrar artırıcı etkisiyle, vücuttaki, metabolizma artıklarının idrar yoluyla atılmasında ve asit ortamında oluşan taşların düşürülmesine faydalı olduğu bilinmektedir.
    Kaplıcanın 42 kişilik güzel bir motel, lokanta ve gazinosu vardır.

    Sungurlu Manastır İçmeleri : Sungurlu'nun 4 km. güneyinde bulunan bir maden suyudur. Taşıdığı fazla miktardaki mağnezyum ile özellikle karaciğer ve safrayolu hastalıklarına çok etkilidir.

    Çorum - Oğuzlar Arak Maden Suyu : Çorum iskilip yolunun solunda kalan Oğuzlar ilçesinin güneybatısında 45 dakikalık bir yaya yolu ile gidilir. Arak maden suyu, dere yatağı içindedir. Debisi oldukça fazladır.
    Arak Maden Suyu : Mide, bağırsak, karaciğer ve safra yolları ile metabolizma hastalıkları ve bikarbonatlı suların endike olduğu vakalarda değerlendirilebilir.

    Laçin Hamamı : Laçin ilçemizde bulunan hamam tahribatlara uğramış olup, bugün yerinde 4x4 m. büyüklüğünde üstü açık bir havuzdan ibarettir. Tuzlu bikarbonatlı alkallik ve toprak alkalik soğuk bir suyu vardır. Daha çok bahçelerin sulanmasında kullanılmaktadır.


    İSKİLİP HAMAMLARI

    Selbestlerin Hamamı: Yeni cami mahallesinde Çarkacı bağı denilen yerde Selbestlerin evinin bahçesinde harap bir durumdadır.Tek kubbeli tuğla bir yapıdadır.
    Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Bakımsızlıktan kubbesi yıkılmış duvarları çökmüş harap bir durumdadır.

    DERİ HAMAMI : Kalenin eteğinde, Kayadibi Mahallesindedir. Yazıtı olmayan hamamın ilk yapımının Romalılar dönemine indiği, XV. y.y. da da bugünkü şeklini aldığı anlaşılmaktadır. Ünlü mağara mezarlarından birinin önünde, konutlar arasına sıkışmış durumda olan hamam, hemen tümüyle toprak altındadır. Varlığını, ancak tepeleri görülebilen kubbeler işaretlemektedir.
    Hamam girişi toprak seviyesinden 2.20 m. derinlikte bulunmaktadır. Kapıya on bir basamaklı bir merdivenle ulaşılır. Aslında üç yatay bölümlü olan yapıya, ahşap kubbeli bir "soyunmalık" eklenmiştir. Dört yönde ahşap sekilerle çevrilmiş soyunmalıktan "ılıklığa" geçilir. ılıklığın sağ tarafında hela yer alır. Yatay dikdörtgen planlı asıl hacım ise, kubbe ve tonozlarla örtülmüştür.
    "Sıcaklık" iki bölümlüdür. Ilıklıktan girilen yatay, dikdörtgen hacmin sağında tonozlu bir oda bulunur. Genellikle ılıklığın bir tarafına yapılıveren "tıraşlık" yerini helalara bıraktığından, öyle sanıyoruz ki, işlevini sıcaklığın bu odasında sürdürmektedir. Sıcaklığın, dikdörtgen biçimli ana hacminin ortası bir kubbeyle örtülüdür. Kubbeye yanlardan sivri beşik tonozlar uzanmaktadır. Sıcaklığın iç bölümü ise, yan yana düzenlenmiş iki odaya ayrılmıştır. Eş büyüklükteki bu iki halvet odası kubbeyle örtülmüştür.

    Kubbelere, kasnağı çepeçevre dolanan üçgenlerle geçilir. Halvet odalarının arkasında, su deposu ve külhan yer alır. Yukarıda. değindiğimiz gibi, hamamın gösterdiği bu üç bölümlü asıl kuruluş, İslam öncesi hamam şemalarına, örneğin bir Roma hamamına çok daha yakın olduğunu işaretler. Ne var ki sonradan Türkler, hamam bünyesinde çeşitli değişiklikler yapmışlardır. Yine, bir de Türk Hamamlarında gerekli olan bir bölümü, Soyunmalığı eklemişlerdir. Kubbeli soyunmalık, 6.00 m. ölçüsündeki kenarlarıyla, kare planlı bir hacım olarak eski yapıya katılmıştır. Böylece eski alt yapı üzerindeki değişikliklerle Türk Hamamına dönüşmüştür yapı. Hamamın varlığının fark edilmesiyle ortaya çıkarıldığı söylentilerinin halk arasındaki yaygınlığı, İslam döneminden önce yapıldığını bir kez daha doğrular.
    Yıllarca işletmeye açık tutulmuştur.Salı günü kadınlara diğer günler erkeklere açık tutulmakta iken 1983 yılında ekonomik şartlar nedeniyle işletmeye kapatılmıştır.

    SABAH (ŞEYH MUHİTTİN YAVSU)HAMAMI : Kale dibinde, Kayadibi Mahallesindedir. Yapı, her yönden konutlarla çevrilmiş durumdadır (Resim i 78). Aşağı tarafta, güney-batıda Ulu Cami yer alır. Günümüzde kullanılan yapı, çifte hamam olup, yazıtsızdır. Kentin en eski yapılarındandır. Vakfiye kayıtları yanı sıra 138, özellikleri XV. y.y. sonu-XVI. y.y. başına vermemize neden olur. Halk arasında "Sabah Hamamı" diye bilinir. Yapıya yukarıdan, kaleden bakıldığında, her iki kısmın örtüleri açıkça görülür. Yüksek kasnaklı soyunmalık kubbelerinin kiremitlerle örtülü olmasına karşın, öteki kubbelerle geri kalan örtü betonla kaplanmıştır. Örtüdeki bu malzeme, yakın zamanlarda yapılmış onarımdan kalmadır. Beton sıvaların duvarları da kaplaması, özgün duvar yapısını gizlemiştir.

    Erkekler tarafından daha küçük tutulmuş kadınlar bölümünde; büyük kubbeli soyunmalığın ortasında fıskiyeli bir havuzu, yanlarda da ahşap sekileri vardır. (Plan XX). ılıklıkta, kare kubbeli bir hacim ana mekanı verir. Girişin sağındaki dar bir aralığın ucunda hela bulunur. Öteki uçtaki dikdörtgen planlı odanın ise "ılıklığa" bağlantısı yoktur. Doğrulian sıcaklığa açılan bu oda "Usturalık"dır.
    Sıcaklık, Deri Hamamında olduğu gibi, enine uzanan dikdörtgen bir ana bölüm ve kubbelerle örtülü iki helvat odasından oluşur. Halvet odalarının arkası su deposu ve külhana dayanmıştır. ılıklığın sol yanında yer alan usturalık da merkeze açılmaktadır. Üstü, gelişmiş aynalı bir tonozla örtülü bu odayı, fil gözü açıklıklar aydınlatmaktadır.

    Hamamda, yalın istiridyeye benzer motiflerle doldurulmuş tromplar ya da stalaktitlerden oluşan sistemler, kubbelere geçişlerde kullanılmış ögeler olmaktadır.
    Erkekler kısmına gelince: Soyunmalığın büyük kubbesi, kadınlar tarafındakinden biraz küçük tutulmuştur. Oysa öteki bölümler, kadınlar tarafındakilerden büyüktür. Ilıklığa geçildiğinde, sağda dar bir geçişle ulaşılan hela ve hemen yanında yer alan kubbeli bir oda vardır. Soyunmalığa açılan ilk hacım da kubbelidir. Kubbeye geçişte stalaktitli pandantiller kullanılmıştır. Kubbe eteğini dolanan bir sıra stalaktit dizisi ile görüntü daha da zenginleşir. Sıcaklık, ılıklık tarafındaki eyvanın, yerini ılıklığa bırakmasıyla alışılmış dört eyvanlı planını yitirmiştir. Böylece de, dört eyvanlı dört halvetli alışılmış düzen, yerini üç eyvanlı üç halvetli düzene bırakmıştır. Eyvanlardan sağdaki de, sonradan bir duvarla bölünerek ikiye ayrılmıştır. Ortadaki büyük kubbenin altında, sekizgen bir göbek taşı yer alır. Eyvanlarda örtü ya düz ya da tonozdur. Halvet odalarının örtüsü ise kubbedir. Genellikle iki sıra üzerine düzenlenmiş filgözüyle aydınlanan kubbeli hacimlerde, kubbeye geçişler de, tromp, pandantif ve üçgenli kuşak gibi değişen düzenler kullanılmıştır. Bazılarında dolgu olarak stalaktit sıraları kullanılırken, köşeler arasına da yine farklı biçimlerde sağır kemerler yerleştirilmiştir.
    Su deposu ve külhan kısmıyla tamamlanan Sabah (Şeyh Yavsu) Hamamı, kentin tarihsel dokusunda, az sayıdaki erken örnekler içinde seçkin bir yere sahiptir. Hele vakfiyelerden yaptıranın Şeyh Yavsu olduğunun belirlenmesi önemini daha da arttırır.

    Hamam Değerlendirmesi

    İskilip'in günümüze ulaşan iki eski hamamı, kentin tarihsel bütününde, XV. y.y. dokusunu oluşturan az sayıdaki örnek arasındaki yerlerini alırlar. Hele birinin, İslam Öncesine Roma Dönemine dek inen geçmişi, tarihsel perspektife yeni bir boyut katar.
    Hamamların bulunduğu semt, yerleşmenin en eski yapılarını içeren bir yer olması bakımından da önem taşır. Burası kaya mezarlarının bulunduğu, Kale dibi Mahallesidir. her ikisi de, Kale dibindeki konutlarca çevrilmiş olan Hamamlardan, bir yer altı Hamamı olan Deri Hamamının varlığı, ancak pek azı görülebilen kubbeleriyle belirir. Kapısına on bir basamaklı bir merdivenle inilerek varılan, Deri Hamamı, Roma döneminden gelme eski yapısının üzerine XV. y.y.da yapılmış bugünkü düzeniyle, bir Türk Hamamı haline getirilmiştir. 139 Hamamın gösterdiği üç bölümlü asıl kuruluş, İslam öncesi Hamam şemalarına, hele Roma Hamamına yakın bir plan verir. (bkz Plan XIX) Eski planına, sonradan, Türk Hamamlarında gerekli olan Soyunma ilk bölümü eklenmiştir. 140 Yine ahşap-kubbeli - bu bölümden başka sonradan yapılan değişimlerde, çeşitli hacimsel düzenlemelere de gidilmiştir. Böylece, eski temeller üzerinde, bir XV. y.y. Türk Hamamı kurulmuştur.

    Halk dilinde dolaşan söylentiye bakılırsa, hamam bir rastlantı sonucu ortaya çıkarılmıştır. Bu da, hamamın ilk yapımını, İslam öncesi döneme indiren görüşü güçlendirir.


    Kale dibindeki öteki hamam ise, Şeyh Muhittin Yavsi ya da halk ağzındaki adıyla Sabah Hamamı olarak bilinen XV. y.y. sonlarında yapılmış bir çifte hamamdır. Erkekler kısmı; dört eyvan, dört halvetten oluşan ve sık görülen düzenin, soğukluğa ayrılan hacimlerle bozulmasıyla, bir eyvan ve bir halvetini yitirerek üç eyvan ve üç halvetli, ortası kubbeli bir plana dönüştüğünü gösterir. Daha küçük ölçülerle tutulmuş kadınlar kısmı, ise; boyuna eksen üzerinde üç bölümlü düzeniyle, çorum-Osmancık'ta yine bir XV. y.y. yapısı olan Paşa Hamamına benzer. Her ikisi de büyük kubbeli, soyunmalıklarıyla tamamlanırlar.

    Hamamlarda, tromp ya da üçgenli geçişler, kubbe eteklerini dolanan stalaktit sıralı kuşaklar, yine stalaktit dolgulu geçiş öğeleri birbirinden farklı, hareketli görünümler getiren düzenlemelerdir.











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  15. #15
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256941

    Standart

    Çorum İlinde Mahalli Deyimler



    Acı baldırcanı , kırağı çalmaz,

    Acıkan doymam sanır,

    Büyük dağın büyük dumanı olur,

    Çirkin bürünür güzel görünür

    Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur

    Çivi çiviyi;su sancıyı söker

    Değirmene vardım derdim yanmaya, değirmen başladı çır çır dönmeye

    Düşman düşmana küçük taş atmaz

    Deptim keçe sivrittim külah oldu

    Dolu testi su almaz

    Dok ne bilir acın halinden

    Dabanı güneşletti, sakalı yıldıza dikdi (Ölmek anlamında, ölüm )

    Deliğine göre yama vurmalı

    Dirgene dayanmayan porsuk harmana gelmez

    Dadanmış kudurmuştan beterdir

    Dert saklayanda kalır

    Deniz suyu gibi ne içiliyu ne geçiliyu

    Dost dostun ayıbını yüzüne söyler

    Dil bir kulak iki;bir söyle iki dinle

    Deli ile getme yola, başına gelir türlü bela

    Dertsiz baş sokuda daş

    Dilden gelen elden gelse dağı dağ üstüne korlardı

    Dilim seni dileyim dilim; dilim senden çektiğim hep acı zulum

    Dığdının dığdısı;dış kapının düğdüsü

    Deliye yel verirler;eline bel verirler

    Deve ile bulgur yeme üstüne kusar

    Emek olmadan yemek olmaz,

    Güttüğü bir koyun, ıslığı dağı tepeyi tutar,

    İnsana güvenme ölür, ağaca güvenme kurur,

    Katranı kaynatmakla olur mu şeker, cinsi bozuk olan cinsine çeker.

    Sel ağzına yatma sel alır,

    tepe başına harman dökme yel alır,

    Sinek pekmezciyi tanır,

    Zemheri ya iti öldürür, ya çiftçiyi güldürür











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konu İçin Taglar

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •