Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958
Cennet Vatanımız Türkiye(Kütahya)
  • Üye Girişi:
Toplam 3 Sayfadan 1. Sayfa 123 SonuncuSonuncu
Toplam 32 sonuçtan 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Thumbs up Cennet Vatanımız Türkiye(Kütahya)

    KÜTAHYA

    Genel Bilgiler

    YÜZÖLÇÜMÜ: 11,875 km²

    NÜFUS: 714.375 (2000)

    İL TRAFİK NO: 43

    İLÇELER: Merkez İlçe, Altıntaş, Aslanapa, Çavdarhisar, Domaniç, Dumlupınar, Emet, Gediz, Hisarcık, Pazarlar, Simav, Şaphane, Tavşanlı.



    KÜTAHYA'NIN TARİHİ

    Hititler döneminde M.Ö.1500'lerde kurulan ve antik kaynaklara göre masallar babası Ezop'un doğum yeri olan Kütahya'nın o çağlardaki Kotiaeion'dur. Kütahya adı, eskisine benzetilerek Türkler tarafından verilmiştir.
    M.Ö.12. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu'ya göç ederek, Hitit İmparatorluğu'nu yıkan Frigler bölgeye yerleşmiş, Kütahya M.Ö.62'de Sezar'ın siyasi rakibi ve damadı Pompeius eliyle Romalılara geçmiştir. M.S.II.Yüzyılından başlayarak önemli bir Hıristiyanlık merkezidir.
    395 - 1074 arasında Bizans, 1074 -1260 yıllarında (bu arada iki kez Bizans'a geçmiştir. ) Selçuklu yönetiminde kalan Kütahya, 1260 - 1429 yılları arasında Germiyanoğlu Devleti'nin başkentidir. 1381'de Yıldırım Beyazıt'a gelin giden Germiyanoğlu Süleyman Bey'in kızı Devlet Hatun için Kütahya toprağı çeyiz olarak verilmiştir. Şehzade Beyazıt 1381 - 89 yılları arasında Kütahya Valisi olarak görev yapmıştır. I.Kosova Savaşı'nda Osmanlı'dan geri alınan Kütahya, Germiyanlı II. Yakup'un 1429' da ölümüyle vasiyeti üzerine tekrar Osmanlı Devleti'ne verilmiştir.

    1451 - 1833 yılları arasında Anadolu Beylerbeyliği'ne Merkezlik eden Kütahya'da Kanuni'nin oğulları Şehzade Beyazıt ve Sultan II.Selim de (1542 - 1566 ) Valilik yapmışlardır. Kütahya 1833 - 1867 yılları arasında Hüdavendigar Eyaletinin merkezi, 1915'de müstakil livadır.



    20 Eylül 1919'da Kütahya Kuvayı Milliye Örgütünün kurulmasıyla Milli Mücadele başlamış, örgüt 6 Ağustos 1920'de Atatürk tarafından teftiş edilmiştir. 17 Temmuz 1921'de işgale uğrayan şehir 28 Temmuz'da Yunan Savaş Konseyi toplanmış, 15 Ağustos 'ta Yunan Kralı Konstantin de gelerek Konsey'e başkanlık etmiştir.
    Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en büyük zaferinin kazanıldığı Dumlupınar İlçemizdeki Başkomutan Meydan Savaşı'nın ardından 30 Ağustos 1922 saat 18.00 'de Milli Ordumuz Kütahya'yı ele geçirmiştir.



    KÜTAHYA'NIN COĞRAFİ DURUMU

    Ege Bölgesi'nin İçbatı Anadolu Bölümünde, Yukarı Sakarya ve Güney Marmara bölümlerinin kavşağında yer almaktadır.
    Porsuk Irmağı'nın kollarından Felent Çayı'nın suladığı aluvyal bir ovanın Güneybatı kenarıyla Yellice Dağı'nın Yamaçları arasında yerleşen Merkez İlçe, İlin adını taşımaktadır.



    İçbatı Anadolu Çanağı ile asıl Ege Bölümü ovaları arasında ortalama 1200 m yükseltili bir eşik durumda olan Kütahya, Kuzeybatı - Güneydoğu doğrultulu dağ dizileriyle kaplıdır. Türkmen Dağı, Murat Dağı, Şaphane Dağı, Eğrigöz ve Ak Dağ ile Kütahya, Örencik, Simav, Tavşanlı ve Altıntaş Ovaları bölgenin yüzey şekillerini çeşitlendirir. Kayaboğazı ve Porsuk, Marmara'ya dökülen Adırnaz ve Ege'ye ulaşan Gediz Irmağı yüzey sularını oluşturmaktadır.
    İç Anadolu'nun karasal, iklimi ile Ege ve Marmara'nın ılıman iklimi arasında geçiş özellikli bir iklime sahiptir. İlimizin doğu kesimlerinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçerken, batı kesimlerinde daha yumuşak deniz iklimi etkisi egemendir.



    Yüzölçümü 11.875 Km2 olan İlin % 53'ü ormanla kaplıdır. Karaçam, Kızılcam, Ardıç, Kayın, Meşe, Kestane ve Çınarlar zengin bir örtü oluşturmaktadır.
    Kütahya'nın merkez dahil 13 İlçesi , 77 Belediyesi, 544 Köyü vardır. 2000 yılı sayımına göre nüfus 714.375, Merkez nüfusu 168.045'dir.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  2. #2
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Antik çağdan kalan tarihi eserler

    <<< KÜTAHYADAKİ TARİHİ ESER VE YAPILAR >>>1-FRİG VADİSİ:
    Kütahya-Eskişehir yolunun 26 km' si yakınlarında bulunan Ovacık köyüne kadar, ilin doğusu boyunca uzanan çamlar arasındaki kayalık alana "Frig Vadisi" denilmektedir.
    Frig Vadisi iki ana bölümde incelenebilir. Birinci bölüm Sabuncupınar, Söğüt, İnli, Fındıklı köyleri civarındaki kuzey bölümüdür. İkinci bölüm ise daha güneydeki Ovacık köyüdür. Kütahya' nın doğusunda eski bir yanardağ olan Türkmen dağının, tüfleriyle örtülü olan Frig yayları, çok eski çağlardan beri çeşitli kavimler tarafından iskan edilmiştir.
    Volkan türünün kolay işlenebilir bir kayaç olması, bölgenin en eski halklarından biri olan Friglerin bunları oyma ve yontma yoluyla çeşitli amaçlarla kullanmalarını sağlamıştır. Friglerin ana tanrıçası Kybele' ye adanmış açık hava tapınaklarıyla, savunma amaçlı yapılar, en çok göze çarpan eserler arasındadır.
    Bunların yanında Roma döneminde kayaları oymak suretiyle meydana getirilmiş çeşitli barınaklar, mezar odaları, ağıl ve ahır olarak kullanılan mekanlar, sarnıçlar ve ambarlar da bulunmaktadır.Erken ve geç Bizans çağlarında ise bunlara ilaveten kilise ve şapeller (küçük kilise) inşaa edilmiştir.
    Bölgemizde yüzlercesi bulunan bu mekanların büyük bir kısmı kendi hallerine terkedilmekle birlikte tamamı tabiat şartlarına maruz kalmaktadır. Günümüzde bazıları hayvan barınakları, ambar ve samanlık olarak halen kullanılmaktadır. Bu barınakların en yoğun olarak bulunduğu yerler; Söğüt, Armutlu, İnli, Sökmen, Fındık ve İncik köyleri ile Sabuncupınar beldelesidir. Bölge Kapadokya' yı aratmayacak güzellik ve zenginliktedir.
    Frig Vadisi' nin ikinci bölümü Kütahya' ya 56 Km uzaklıkta bulunan Ovacık köyünün İnlice mahallesinin doğusunda başlayan çam ormanları arasındadır. bölgenin MÖ 900-600 yıllarında Frigler daha sonra Romalılar ve Biznslılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bu bölgede kayaları elle oyulmuş kaya mezarlar, kiliselerle, sığınma-barınma amaçlı yüzlerce mağara bulunmaktadır. Çok geniş olan bölge incelenirken üç bölüme ayrılmıştır.
    Birinci bölümde kayaların içinde iki kilise bulunmuştur (Tekli kilise) ve çiftli kilise adı verilen yapıların duvarlarında freksler vardır. Ayrıca kök boyayla yazılmış yazılar, mender motifleri ve haç işaretleri de görülmektedir.
    İkinci bölümde bulunan "Deliktaş Kalesi" de Frigler ve Bizanslılar tarafından kullanılmıştır. Sığınma ve savunma amacıyla kayalar oyularak yapılmıştır. Burada da büyük bir kiliseyle gizli geçit ve dehlizlerle birbirine bağlanan bir çok oda bulunmaktadır. Üst kısmının ise kale surları şeklinde görülmektedir.
    "Penteser Kalesi" denilen üçüncü bölüm, savunma amaçlı bir kale olup, kayalar oyularak yapılmıştır. Burada çeşitli kaya mezarları ve mağaralar vardır. Bölge doğal kaya yapısı ve çam ormanlarıyla çok ilgi çekici bir turizm merkezidir. İlgi ve tanıtılmayı beklemektedir.

    2-AİZANOİ ANTİK KENTİ:
    Burası, Kütahya' nın 57 Km güney batısında Çavdarhisar ilçesinde yer almaktadır. Bedir çayının iki yakasında kurulmuş olan bir Roma kenti olup hristiyanlık döneminde de önemini korumuştur.
    Çevresinde savunma surları bulunmayan kent, özellikle Hadrianus (MS 98-117) döneminde çok gelişmiştir. Bedir çayının iki yakasına rıhtım duvarları yapılmış ve bunların arasında günümüze dek uzanan beş köprü ile bağlantı sağlanmıştır.
    Suyun sol yakasında bir Agora (pazar yeri), küçük bir tapınak, Zeus tapınağı, hamam, stadium ve tiyatro yer almaktadır.
    Sağında ise Borsa binası, mozaikli hamam, sütunlu cadde ve anıtsal kapı kalıntıları vardır. Nekropal (mezarlıklar) ise kentin çevresine yayılmıştır.
    1878' deki hamam kazısında caldarium (sıcaklık), frigidarium (soğukluk), palaestra (spor sahası), F ve H apsisli salonlar, hataion (havuz) bölümlerinin ortaya çıkmasıylahamam tamamlanmıştır. F ve H salonları ile caldarium da derin nişler vardır. H salonunun yıkılmış olan apsisinin temeli belirgindir.
    Tiyatro ile stadyum birbirine bitişik yapılarıyla alışılmışın dışında bir plan gösterir. Çevresinden yüksek olan tapınak, Temenos (kutsal alan) içindedir. Temenos sütunlu galerilerle çevrilidir.
    Giriş yapısından sonra (propylon) aynı eksende sunak (altar) yer alır. Temenos' un ortasındaki tapınak Roma yapısı olmasına karşın Helenistik (yunan tipi) plan gösterir. Podyun,mlu olup psendodipteros planlıdır. Prostyle (önü sutunlu) planlıpronaos (ön oda), cella (kutsal oda), opisthodomos' tan oluşur.
    Cella duvarlarındaki yazıt kuşağında yapının Hadrianus dönemine ilişkin olduğu yazılıdır. Dönemin sikkelerinden, Cellada Zeus' u ayakta, bir elinde kartal bir elinde mızrak tutar biçimde gösteren bir heykelin bulunduğu anlaşılmaktadır.
    Batı ve doğu akroterlerdeki kabartmalar, burada Zeus ve Kybele kültürünün (tapılan şeye gösterilen saygı) olduğunu göstermekte, ayrıca tapınağın altındaki tonozlu salonda Ana tanrıça' nın Kybele kültürü ile ilgili olduğu öne sürülmektedir.
    Zeus tapınağı Hrıstiyanlık döneminde kilise olarak dinsel işlevini sürdürmüştür.

    3-KÜTAHYA KALESİ:
    Kütahya Kalesi antik devirlerden başlamak üzere yerleşmenin yer aldığı ve Kütahya şehrinin ilk kurulduğu yer olduğu tahmin edilen bu günkü şehre hakim tepe üzerinde bir iç kale, hisar ve Osmanlı devrinde aşağıdaki suyu da içine almak üzere eklenen üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Kale Roma, Bizans, Selçuklu ve Germiyanlı ve Osmanlı dönemlerinde iskan görmüş olmasına rağmen hiç bir döneme ait kitabe bulunamamaktadır.
    Kütahya Kalesi Evliya Çelebi' ye göre 70 Burca sahiptir. Burçlar çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında adeta birbirine yapışık biçimde burçlar tespit etmek mümkündür. Tuğla hatlarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları bir örnek değildir. Bu durum burçların değişik dönemlerde değişik ustalar tarafından yenilenmesinden ileri geliyor olabilir.
    Eski durumu hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, kaynaklar kalenin son şeklinin Bizans döneminde aldığında birleşmektedir. Kale, garip bir şekilde bir çok yönden Diyarbakır Kalesi' ne benzemektedir.
    Kütahya Kalesinde iki çeşme, iki mescit ve Cumhuriyet yapısı olan bir döner gazino ve kır kahvesi mevcuttur. Kale camiinden hisar kahvesine giden dolambaçlı yol üzerinde iki çeşme kalıntısı vardır. Bunlardan birisi son yıllarda suyu kesik olan güzel bir çeşmedir. İki parça blok taştan yapılmış, sivri kemerli, devşirme çift sütunlu ve sade nişlidir. Diğer çeşme ise kaba taştan inşa edilmiş bir su yolu ağzıdır.
    Kaledeki bir eser de orta hisar mescidi olarak da bilinen Kale-i Bala mescididir. 1377-1378 yıllarında Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, düz çatılı, moloz ve kesme taş kullanılmıştır. Gördüğü onarımlar nedeniyle orjinal şeklini kaybetmiştir. Eski yapıdan bir duvar parçası, kesme taştan yapılmış bir minare kaidesi ile tuğladan yapılmış minare gövdesi (şerefeye kadar) kalmıştır.
    Kalenin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı bilinen aşağı Hisar (Kale-i Sagir) bölümünde de yine Osmanlılar tarafından yaptırılan altıgen planlı küçük bir mescit vardır. Ker*** sıvalı olmasına rağmen tamamen tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütahya' daki tamamen tuğlalı ender yapılardandır. Mescidin altı tamamen taşlardan yapılmış bir su tesisidir. Tabanı zamanla değişikliğe uğramıştır.
    Aşağı Kale' nin bu su tesisini bir kuşatmada susuz kalmamak için kalenin içine almak maksadı ile yapıldığı tahmin edilmektedir.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  3. #3
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya'da mimari











































    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  4. #4
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya Kalesi



    Kütahya Kalesi antik devirlerden başlamak üzere yerleşmenin yer aldığı ve Kütahya şehrinin ilk kurulduğu yer olduğu tahmin edilen bu günkü şehre hakim tepe üzerinde bir iç kale, hisar ve Osmanlı devrinde aşağıdaki suyu da içine almak üzere eklenen üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Kale Roma, Bizans, Selçuklu ve Germiyanlı ve Osmanlı dönemlerinde iskan görmüş olmasına rağmen hiç bir döneme ait kitabe bulunamamaktadır.

    Kütahya Kalesi Evliya Çelebi' ye göre 70 Burca sahiptir. Burçlar çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında adeta birbirine yapışık biçimde burçlar tespit etmek mümkündür. Tuğla hatlarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları bir örnek değildir. Bu durum burçların değişik dönemlerde değişik ustalar tarafından yenilenmesinden ileri geliyor olabilir.

    Eski durumu hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, kaynaklar kalenin son şeklinin Bizans döneminde aldığında birleşmektedir. Kale, garip bir şekilde bir çok yönden Diyarbakır Kalesi' ne benzemektedir.

    Kütahya Kalesinde iki çeşme, iki mescit ve Cumhuriyet yapısı olan bir döner gazino ve kır kahvesi mevcuttur. Kale camiinden hisar kahvesine giden dolambaçlı yol üzerinde iki çeşme kalıntısı vardır. Bunlardan birisi son yıllarda suyu kesik olan güzel bir çeşmedir. İki parça blok taştan yapılmış, sivri kemerli, devşirme çift sütunlu ve sade nişlidir. Diğer çeşme ise kaba taştan inşa edilmiş bir su yolu ağzıdır.


    Kaledeki bir eser de orta hisar mescidi olarak da bilinen Kale-i Bala mescididir. 1377-1378 yıllarında Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, düz çatılı, moloz ve kesme taş kullanılmıştır. Gördüğü onarımlar nedeniyle orjinal şeklini kaybetmiştir. Eski yapıdan bir duvar parçası, kesme taştan yapılmış bir minare kaidesi ile tuğladan yapılmış minare gövdesi (şerefeye kadar) kalmıştır.

    Kalenin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı bilinen aşağı Hisar (Kale-i Sagir) bölümünde de yine Osmanlılar tarafından yaptırılan altıgen planlı küçük bir mescit vardır. Ker*** sıvalı olmasına rağmen tamamen tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütahya' daki tamamen tuğlalı ender yapılardandır. Mescidin altı tamamen taşlardan yapılmış bir su tesisidir. Tabanı zamanla değişikliğe uğramıştır.

    Aşağı Kale' nin bu su tesisini bir kuşatmada susuz kalmamak için kalenin içine almak maksadı ile yapıldığı tahmin edilmektedir.











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  5. #5
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya Kaplıcaları



    Sağlık Turizmi
    7 Termal Turizm Merkezi ile Türkiye'nin en zengin termal kaynaklarına sahip olan Kütahya, romatizmadan, felç hastalıklarına, kadın hastalıklarından, sinirsel rahatsızlıklara kadar bir dizi hastalığa derman olan termal suları ile yerli ve yabancı ziyaretçilere şifa dağıtmaktadır.

    Ilıca-Harlek Kaplıcaları:


    Kütahya'nın kuzeyinde yer alan Ilıca Harlek Kaplıcaları Kütahya - Eskişehir karayolunun 2l.km.sinden 4 km . içeridedir. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamamlanmı ş olan Ilıca Harlek Kaplıcaları Bakanlar Kurulu tarafından 23.03.1989 tarihinde "Termal Turizm Merkezi" ilân edilmiştir. Kaplıca suları 25- 43 C derece sıcaklıkta olup oligometalik sular grubuna girer. Kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat içeren kaplıca suları muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde 10 apart, 57 oda ve 98 oda 200 yatak kapasiteli Özel Konaklama belgeli Güral Harlek Termal Otel & SPA Merkezi ile Belediye Belgeli diğer otel ve moteller, 3 hamam, 2 kapalı 4 açık havuz, spor tesisleri ve konferans salonu bulunmaktadır; Telefon : 274 245 22 24



    Yoncalı Kaplıcaları:
    Kütahya'nın batısında yer alan Yoncalı kaplıcaları merkeze 16 km . uzaklıktadır. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Yoncalı Kaplıcalarının suları 42 C derece sıcaklıkta olup bikarbonatlı sular grubuna girer. Kalsiyum, magnezyum ve kükürt içeren kaplıca suları muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Ayrıca parafin banyosu, seliluit tedavisi vb. uygulanmaktadır. Yoncalı Termal Turizm Merkezi'nde 200 yataklı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi bulunmaktadır. Kaplıca merkezinde 73 oda ve 180 yatak kapasiteli 4 yıldızlı Yoncalı TÜTAV Termal Otel ve kür merkezi ile 4'er kişilik 37, 2'şer kişilik 20 apart, Belediye belgeli otel ve moteller, 5 hamam, 3 kapalı, 2 açık havuz bulunmaktadır; Tütav Telefon : 274 249 42 12

    Emet-Yeşil ve Kaynarca Kaplıcaları:

    Kütahya'nın batısında bulunan kaplıcalar Emet ilçe merkezindedir. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamam olan Yeşil ve Kaynarca Kaplıcaları 17.09.1993 tarihinde "Termal Turizm Merkezi" ilân edilmiştir. Kaplıca suları 43- 56 C derece olup, hipotonik sular grubuna girer. Sülfat, bikarbonat, kalsiyum ve magnezyum içeren kaplıca suları muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde Belediye Belgeli 4'er kişilik 36 apart, 3 hamam, 3 kapalı havuz, 1 açık havuz, Osmanlı Hamamı, sauna, özel banyolar, spor tesisleri, botanik parkı ve bir karavan parkı (kamping) bulunmaktadır: Emet : 274 461 35 67

    Tavşanlı-Göbel Kaplıcaları
    Kütahya'nın batısında Tavşanlı'ya 7 km . uzaklıktadır. Altyapısı ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Kaplıca sularının sıcaklığı 32 C derece olup muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde moteller ve 2 hamam bulunmakta olup, yöre havasında oksijen oranı yüksek olduğundan astımlı hastalar kış aylarında dahi motellerde konaklamaktadırlar. Göbel Kaplıcaları Kaplıcaları16.12.2006 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir.
    Telefon : 274 614 21 66


    Dereli Kaplıcaları:
    Dereli Kaplıcaları Emet-Tavşanlı yolu üzerinde olup, Günlüce Beldesine 20 km . uzaklıktadır. Kaplıca suları 38- 40 C olup, muhtelif hastalıklara banyo yolu ile iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde 3 adet havuzlu hamam, özel banyolar ve moteller mevcuttur:
    Emet Dereli 274 272 50 20


    Gediz-Ilıcasu Kaplıcaları:

    Kütahya'nın güneyinde Gediz'e 18 km . uzaklıktadır. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Ilıcasu Kaplıcaları 18.03.1897 tarihinde "Termal Turizm Merkezi" ilan edilmiştir. Kaplıca suları 65- 98 C derece sıcaklıkta olup hipotonik sular grubuna girer. Sülfat, bikarbonat, sodyum ve magnezyum içeren kaplıca Suları muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde Belediye belgeli 4'er kişilik 40 apart, 3'er kişilik 52 apart, 22 ahşap baraka, 10 betonarme baraka, 1 buhar banyosu, 1 çamur banyosu, 2 hamam ve 2 havuz bulunmaktadır. Kaplıca merkezinde seracılık yapılmaktadır. Telefon : 274 431 52 00

    Gediz-Muratdağı Kaplıcaları:

    Kütahya'nın güneyinde Gediz'e 30 km . uzaklıktadır. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Muratdağı Kaplıcaları 18.03.1987 tarihinde"Termal Turizm Merkezi" ilan edilmiştir. Kaplıca suları 29- 50 C derece sıcaklıkta olup, meteorik vadoz sular grubuna girer. Telefon : 274 412 74 96

    Simav-Eynal Kaplıcaları

    Eynal Kütahya'nın güney batısında Simav'a 4 km . uzaklıktadır. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Eynal Kaplıcaları 23.03.1989 tarihinde "Termal Turizm Merkezi" ilan edilmiştir. Kaplıca suları 70- 90 C derecedir. Kalsiyum, sodyum, bikarbonat ve sülfat içeren kaplıca suları muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde, Belediye belgeli biri 37, diğeri 30 odalı iki otel, 440 yataklı 125 apart, özel banyolar, 2 hamam ve l kapalı havuz bulunmaktadır. Kaplıca Merkezinde seracılık gelişmiş olup ilçe merkezi Jeotermal enerji ile ısıtılmaktadır.
    Çitgöl Simav'a 5 km . uzaklıkta olan kaplıca suyunun sıcaklığı 87 C olup, muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde Belediyeye ait 60 daireli moteller ve spor kompleksi vardır.
    Naşa, Simav'a 7 km . uzaklıkta olan kaplıca suyunun sıcaklığı 90 C olup, muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca merkezinde Belediyeye ait 32 daireli moteller ve spor kompleksi vardır.
    Eynal Termal Turizm Merkezi 16.12.2006 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile sınırları genişletilerek Naşa ve Çitgöl kaplıca alanları da Termal Turizm Merkezine dahil edilmişlerdir.

    Eynal Telefon : 274 547 20 01
    Çiftgöl 274 543 22 67
    Naşa 274 543 20 02



    Hisarcık - Esire Kaplıcaları:
    Kütahya'nın batısında Hisarcık'a 10 km . uzaklıktadır. 51 C derece sıcaklıktaki kaplıca suları içme uygulamaları ile değişik rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Hisarcık Sefaköy Esire Kaplıcaları16.12.2006 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Hisarcık Belediyesine bağlı 16 odalı bir motel bulunmaktadır.
    Telefon:274 491 22 00



    Diğer Kaplıcalar:
    Kütahya'da başka termal kaynaklar da mevcuttur. Bunlar; Emet'te Samrık Ilıcası, Hisarcık'ta Hamamköy Kaplıcaları ve Yukarı Yoncaağaç Mürdesenk Suyu başlıcalarıdır.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  6. #6
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    KÜTAHYA yemekleri

    Tarhanaya yörede 'ak tarhana' deniyor. Yazın hazırlanıyor. Soğan, domates ve acıbiber kıyma makinesinden geçirilip yoğurt, tuz ve nane ekleyip karıştırılıyor. Maya ve un ilave edilip yoğruluyor. Üzerine un serpilip yaklaşık 10 gün, ara ara yoğrularak bekletiliyor. Ekşisi gidince hamurdan küçük parçalar koparılıp temiz bezler üzerinde kurumaya bırakılıyor. Ovulabilecek kıvama gelince tahta tekne içinde ovulup kalburdan geçiriliyor. Tarhana tekrar kurutulup bez torbalarda saklanıyor. Kışın aranan çorbalarından biri olan tarhana, salçalı ve sarımsaklı sosla pişiyor. Bir miktar da kıyma ilave ediliyor. Kızılcık tarhanasına ise yörede ?ekşi tarhana? deniyor. Olgun kızılcıklar büyük kazanlarda kaynatılıp soğutuluyor. Alabildiği kadar un ve tuz eklenip yoğruluyor. Kızılcık tarhanası ak tarhana gibi bekletilmeden hemen hazırlandığı gün elekten geçiriliyor. Temiz bezler üzerinde kurutuluyor. Kızılcık tarhana çorbası?na yağda kavrulmuş soğan ekleniyor. Kıymasız pişirilen çorba, özellikle karın ağrısı ve soğuk algınlığına iyi gelir düşüncesiyle evlerden eksik edilmiyor. Düğün yemeklerinin başta gelen çorbası Çevirme (yoğurtlu) çorba, Ramazan aylarının da sevilen yemeklerinden. Bunlardan başka Miyane çorbası, Oğma aşı çorbası, Bulgur çorbası, Yoğurtlu bulgur çorbası, Tavuk çorbası, Çene çarpan çorbası (Yeşil mercimek ve erişte ile yapılıyor), Sütlü çorba, Mercimek çorbası, Karın (işkembe) çorbası geleneksel çorbalar arasında sayılabilir. Yöreye özel bir sebze yemeği olduğu söylenemez. Mevsim sebzeleriyle bilinen yemekler yapılmakla birlikte genelde Emet ilçesinde sevilerek yenen bir yemeğe değinmek gerek. Bu da Fasulye sarımsaklaması... Yeşil fasulye temizlenip sarımsakla birlikte haşlanır. Üzerine kızdırılmış tereyağı dökülerek yenir. Daha çok öğleden sonra gelen misafirlere sofra kurulduğunda tercih edilen bir yemektir.



    Kuru köfte burada yenir
    Düğün yemeklerinde Çevirme çorba?dan sonra gelen Kütahya güveci oldukça lezzetli bir yemek. Güvecin alt kısmına iri doğranmış soğan, sivribiber ve doğranmış domates eklenip üzerine orta yağlı döş eti (koyun) ya da kol kısmından parçalar konuyor. Tuz ve su ilave edilip güvecin üzeri hamurla kapatılıyor ve öğlenden akşama kadar fırında pişiyor. Kütahya?ya has yemeklerden biri olan Kuru köfte, yufka kırıntılarıyla hazırlanıyor. Köfte harcı elle ovularak parçalanmış yufka, yumurta (yufka sayısı kadar), rendelenmiş soğan, kırmızı tozbiber, karabiber ve kıyılmış maydanozdan oluşuyor. Elips şeklinde hazırlanan köfteler unlanıp yağda kızartılıyor. Genellikle soğuk olarak yeniyor. Köftenin yufka yerine pide veya ekmek hamuru eklenerek de yapıldığını görüyoruz Kütahya?da.
    Anadolu?nun değişik yörelerinde karşımıza çıkan Tirit yemeği, bu yörede oldukça farklı hazırlanıyor. Un, yumurta ve tuz yoğrulup orta yumuşaklıkta bir hamur yapılıyor. Yarım saat dinlendirilip bezelere ayrılıyor. Birinci beze çok ince olmayacak şekilde açılıp yağlanmış tepsiye çiğden seriliyor ve üzerine yağ sürülüyor. Diğer yufkalar incecik açılıp tuzlu kaynar suda haşlanıyor ve soğuk sudan geçirilip süzülüyor. 3 kat haşlanmış yufka aralarına yağ sürülerek tepsiye seriliyor. Haşlanmış tavuk eti (tel tel ayrılmış), çekilmiş ceviz içi, tuz ve karabiberle hazırlanan iç malzeme üzerine eklenip aynı sıralamayla işlem tamamlanıyor. Tepsi ocak üzerinde tavuk suyu eklenerek ve ara sıra çevrilerek Tirit pişiriliyor. Ters yüz edilip diğer tarafı da kızarınca üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılıyor. Beyaz et (hindi, kaz, tavuk, tavşan eti) kullanılarak hazırlanan Curuklama, oldukça pratik bir yemek. Yufkalar parçalara ayrılıp rulo şeklinde sarılıyor ve tepsiye diziliyor. Üzerlerine sıcak et suyu gezdirilip küçük parçalara ayrılmış beyaz et, ceviz içi, tuz ve karabiber ilave ediliyor. Tereyağında kızdırılmış kırmızıbiber dökülüp servis yapılıyor. İstenirse sarımsaklı yoğurt da dökülüyor.

    Sıkıcık bulursanız kaçırmayın
    Vali gülü köftesi, Sıkıcık, Balifuli köftesi, Ense patlatan damak şaklatan, Dobleç, Deve dolması, Garip köftesi gibi çeşitli isimlerle karşımıza çıkan özel bir yemek daha var Kütahya?da. Hikâyesini de anlatmak gerek: Oğlu askerden gelen bir kadın ekonomik sıkıntı nedeniyle oğluna her gün bu yemeği yapar ve başka isimlerle getirir sofraya. "Ana bugün ne yiyeceğiz" diyen oğlu da her gün farklı bir yemek yemenin sevincini yaşar. Tarhana ile ince bulgur sıcak suyla ıslatılıp yarım saat bekletilir. Suyunu çekince tuz ve nane eklenip iyice yoğrulur. Misket şeklinde köfteler hazırlanır. Soğanlar yağda kavrulur; salça, kırmızıbiber ve su eklenip yağlı su hazırlanır. Köfteler (dobleç) eklenip pişirilir. Üzerine kızdırılmış tereyağı ve sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır. Bu yemek aynı zamanda akrabalar arası verilen yemeklerin de baştacıdır. Yöresel adıyla Alaca tene olarak bilinen mercimek yemeği genelde öğle yemeklerinin aranılanıdır. Yağda kavrulmuş soğana salça eklenir. Hazırlanan malzeme haşlanmış yeşil mercimeğe ilave edilir. Bir miktar bulgur eklenip pişirilir.
    Kütahya'nın sevilen yemeklerinden olan Çimcik, aslında bir çeşit mantı. Hamur katlama şeklinden adını alan mantılar boş olarak pişirilip sarımsaklı yoğurt ve tereyağda kızdırılmış biber sosu ile yeniyor. Bunun dışında iki türlü mantı görülüyor bu ilde. Birisi bildiğimiz kıymalı mantı, diğeri tepsi mantısı. Tepsi mantısı, adından da anlaşılacağı gibi tepside yapılıyor. Hazırlanan mantılar tepsiye alınıp ocak üzerinde çevrilerek altları kızartılıyor ve üzerine et suyu ilave edilip pişiriliyor. Yine yoğurtlu ve kızdırılmış tereyağı dökerek yemek adetten. Hamur işlerinden Yufka böreği (kapama), Şipit, Gökçümen hamursuzu, Dolamber böreği, Cum Cum, Curlama, Şık şık, Bükme, Haşhaşlı pide gibi yemekler de var. Kütahya?ya özgü tatlılar arasında Anadolu kadının maharetini sergilediği baklavaları saymak gerek. Doldurma kabak tatlısı, Kaymaklı hamur tatlısı, Yufka tatlısı, Su muhallebisi, Sütlü incir tatlısı, İrmikli gül tatlısı ve Namaz lokması diğer tatlı çeşitlerinden.


    Kütahya 'da iftar sofrası


    Kütahya'da bir aile, özellikle ramazan aylarının aranan tatlısı olan güllacın üretimini 104 yıldır sürdürüyor.

    İmalathane sahibi Hamdi Güllaşçı, Kütahya'da, güllaç tatlısının çini ve porselen gibi önemli değerler arasında yer aldığını belirtiyor.

    Babasının dedesi Güllaşçı Ahmet'in 2. Abdülhamit döneminde sarayda aşçı yamağı olarak çalıştığını, güllaç yapmayı da burada öğrendiğini, Kütahya'ya döndükten sonra 1903 yılında güllaç imalatına başladığını ifade ederek, şöyle konuştu:

    ''Babamın dedesi, güllaç yapmayı saray mutfağında öğrenmiş. Onun mesleğini şimdi biz yürütüyoruz. Türkiye'de çok sayıda 5 yıldızlı otele güllaç satıyoruz. Birçok turist, otellerde tadına baktığı güllaçtan ülkelerine götürüyor. Almanya, Hollanda, Mısır, İngiltere ve Rusya'ya da güllaç ihraç ediyoruz.''

    Güllaşçı, güllaç tatlısının özellikle iftar sofralarının baş tacı olduğunu belirterek yağsız yapıldığı için çok hafif olması nedeniyle tercih edildiğini bildirdi.


    Kütahya Köftesi



    sıkıcık çorbası



    ve sadece bunlar bir kaçı umarım faydam olur












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  7. #7
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya İlgi Çekici Yerleri



    İlgi Çekici Yerleri:
    Şehrin ilgil çekici yerleri ise, Çamlıca, Murat Dağı, Hisarlıktepe, Ebem Çamlığı, Gölcük Yaylası ve Nafia Pınarı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Harlek, Yoncalı ve Murad Dağı Kaplıcaları, Aizanoi Antik Kent Kalıntıları, Kütahya Kalesi, Vacidiye Medresesi, Kütahya Ulucamisi, II. Yakup Bey, İshak Fakih ve Molla Bey Külliyeleri, Balıklı, Kurşunlu, Dönenler, Arslan Bey (Meydan), Hisarbeyoğlu Mustafa (Saray), Takvacılar, Karagöz Ahmed Paşa, Lala Hüseyin Paşa ve Ali (Alo) Paşa Camileri, Küçük ve Büyük Bedestenler, Küçükhamam ve Lala Hüseyin Paşa Hamamı, Kütahya Müzesi, Dumlupınar Anıtı olarak sıralanabilir.


    Aizonai
    Görkemli Zeus tapınağı ile tanınan Aizonai antik kenti, anayoldan yaklaşık 50 km içeridedir. Antik kent Çavdarhisar’a birkaç kilometre mesafede. Çavdarhisar’ın 1969 depreminde terkedilen evleri antik kent kalıntılarıyla iç içe.
    Aizonai’nin tarihi M.Ö. 3. bin yıllarına kadar uzanıyor. Ancak kentte görülebilen yapıların tamamı 1-2. yüzyıl Roma dönemine aittir. Kentle özdeşleşmiş Zeus Tapınağı da bu dönemde yapılmış. Türkiye’deki en iyi korunmuş tapınaklardan biri olan Aizonai Zeus Tapınağı’nın ön galeri iki duvarına kazınmış bir yazıt dikkat çekiyor. Bu, ünlü Roma imparatoru Hadrianus’un tapınağın yapımıyla ilgili mektubudur.
    Tapınağın Zeus’la birlikte ana tanrıça Kybele’ye de adanmış olduğu sanılıyor. Kybele ile özdeşleşen yerel ana tanrıça Meter Steunene’ye ait kutsal alan ise antik kentin 2 km güneybatısında, Kocaçay’ın kaynağı olan kayalık arazidedir.
    Aizonai’de görülebilcek diğer kalıntılar arasında tiyatro ve hemen bitişiğindeki Stadium, 450 metre uzunlukta olduğu sanılan sütunlu cadde, gymnasion, hamam ve anıtsal mezar bulunuyor. Kentteki kazılardan çıkarılan eserlerin bir bölümü Kütahya Müzesi’nde sergileniyor.

    Kaplıcalar
    Kütahya kaplıcalarıyla ünlü bir ilimiz aynı zamanda. Kütahya’ya 13 km uzaklıktaki Yoncalı, son zamanların hızla gelişen bir kaplıa merkezi. Termal turizmin getirdiği canlılığı hemen farkedebliyorsunuz.
    Bozüyük’ten Kütahya’ya giderken ayrılan sapaktan 4 km içerideki Ilıca köyü de termal kaplıcası ile ünlü. Bir vadinin iki yanına dağılmış evler ve villalarla kaplı yerleşim, tipik bir termal köyü hüviyetinde. Çam ağaçları arasındaki otellerin konumu çok güzel. Otellerin açık ve kapalı termal havuzları bulunuyor. Yaz kış gidilebilir. Yöredeki diğer tanınmış kaplıcalar şunlar:Tavşanlı- Göbel, Gediz.Ilıcasu, Gediz Muratdağı, Emet Yeşil ve Kaynarca, Simav-Eynal, Hısarcık-Hamamköy.

    Domaniç Ormanları
    Domaniç Kütahya'nın Kuzeyinde Marmara bölgesi ile Ege bölgesinin birleştiği Coğrafi konumda yer almaktadır. Çevresine göre daha fazla yağış almaktadır. Bu sebeple bölge çok ormanlıktır. Türkiye'nin ve dünyanın önde gelen 70 ağaç bilimcisinin yapmış olduğı inceleme sonucunda çok zengin ve dünyada sadece bu bölgede bulunan ağaç kültürüne sahip olduğu görülmüştür.

    Kale
    Kütahya Kale 'si antik devirden başlamak üzere yerleşimin yer aldığı sanılan tepe üzerinde bir iç kale, hisar ve Osmanlı Devrinde aşağıdaki su kaynağını da içine almak üzere eklenen üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Kale Roma - Bizans - Selçuklu ve Osmanlı döneminde iskan görmüştür. Kalede bugün hiç bir döneme ait kitabe bulunmaktadır. Kütahya Kale 'si Evliya Çelebi 'ye göre yetmiş burca sahiptir. Bugün Kütahya Kale 'si garip bir şekilde genel hatlarıyla Diyarbakır Kale 'sine benzemektedir. Burçlar çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında adete birbirine yapışmış biçimde burçlar tesbit etmek mümkündür. Tuğla hatıllarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları bir örnek değildir.
    Kale Camiinden Hisar Kahvesine gidilen dolambaçlı yol üzerinde iki çeşme kalıntısı vardır. Bunlardan birisi güzel bir çeşmedir.

    Frig Vadisi
    Kütahya 'ya 55 km. uzaklıkta bulunan; Ovacık Köyünün, İnlice Mahallesinin, doğu tarafından başlayan çamlar arasındaki kayalık alan "Frig Vadisi" olarak adlandırılmıştır. Vadinin M.Ö. 900-600 yıllarında Frigler, daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir.
    Frig Vadisi 'nde kayalara elle oyulmuş; kaya mezarlar, kiliseler ve sığınma-barınma amaçlı yüzlerce mağara bulunmaktadır. Böge incelenirken üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; kayaların içine oyulmuş iki kilise bulunmuştur. "Tekli Kilise" ve "Çiftli Kilise" isimleri verilen yapıların duvarlarında freskler vardır. Ayrıca kök boyayla yazılmış yazılar, meander motifleri ve haç işaretleri de görülmektedir. İkince bölümde incelediğimiz, "Delik Taş Kalesi" de Frigler ve sonra da Bizanslılar tarafından kullanılmıştır. Sığınma ve savunma amacıyla kayalar oyularak yapılmıştır. Burada da büyük bir kilise ile gizli geçit ve dehlizlerle birbirine bağlanan birçok oda bulunmaktadır. Üst kısmının ise kale surları şeklinde oyulduğu görülmektedir. "Penteser Kalesi" denilen üçüncü bölüm de savunma amaçlı bir kale olup, kayalar oyularak yapılmıştır. Burada da çeşitli kaya mezarları ve mağaralar vardı.Bölge Ürgüp 'ü andıran doğal kaya yapısının yanı sıra maç ormanlarıyla da ilgi çekici, bakir bir merkezdir.Ayrıca Ahmetoluğu Çiftliği, Sabuncupınar, Fındık, İncik, İnli ve Söğüt köylerinde de eski dönemlerden kalma mağara ve kilise kalıntıları bulunmaktadır.











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  8. #8
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya Frig Vadisi





    üzerinde önemli bir konumda bulunan Anadolu'nun, stratejik öneme sahip köprüsü konumundaki bir noktasında yer alan Anadolu'nun kilidi Afyonkarahisar ili de coğrafi konumu nedeniyle Anadolu'yu yurt edinmiş birçok kavmin yerleşerek yaşamlarını sürdürdüğü, kendi kültürlerini yerel kültürlerle yoğurarak yeni kültürler ortaya çıkartıp medeniyetlerin gelişmesine katkıda bulunarak önem kazanmış ve bu önemi günümüze kadar kaybetmeden korumuştur.

    Binlerce yıl önce insan zekası ve becerisinin birer göstergesi olarak inşa edilen ve dünyada eşi benzeri olmayan insanlığın ortak hafızası durumundaki kültür varlıkları ile doğanın mucizesi olan doğal varlıkların incelenmesi, insanlığa tanıtılarak kültürel kaynaşma yoluyla insanlığın barışına hizmet yolunda bir adım olması bakımından önemlidir.

    Frigler'in Anadolu'ya gelmelerinden binlerce yıl öncesinde, Çatalhöyük'te olduğu gibi Anadolu'da filizlenmiş ve yeşermiş, dünya uygarlıklarının gelişmesine ve söylenilenlerin aksine ilham kaynağı ve örnek olmuş uygarlıklar yer almıştır. Bu uygarlıklarla birlikte Anadolu'nun bereketini ifade edebilecek ve bereketle özdeş bir tanrıça olan Ana Tanrıça / Matar Kubile kültü oluşmuştur. Frigler ve diğer uygarlıklar da "bereket"in, yaşamın sürekliliği bakımından öneminin bilincinde olarak bu kültü devam ettirmişlerdir. Yaşamın sürekliliği için önemli olan verimli topraklar ve savunmaya uygun dağlık bölgelerin varlığı Frigler'in Afyonkarahisar ili ve çevresinde yerleşmelerine ve siyasal egemenliklerini yitirdikleri dönemde bile bin yılı aşkın bir süre kültür geliştirmelerine uygun ortam oluşturmuştur. Bu döneme ait kültür varlıklarının büyük bir kısmı zaman içerisinde gerek doğal gerekse kendini bilmez kişilerin tahribatları sonucunda yok olmuş ya da zarar görmüşlerdir. Ancak halen çevremizde gördüğümüz Frig eserleri, kendilerinden önceki ve sonraki uygarlıkların oluşturdukları kültürel miraslar ile birlikte topraklarımız üzerinde güneş gibi parlamaya, Anadolu'nun kültür ocağı olduğunu tüm dünyaya haykırmaya devam etmektedirler.

    Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir illeri arasında kalan bölümde yer alan Frig Vadisi'nin tarihi, doğal ve kültürel dokusunun üç ilin ortak projesi olarak ele alınıp tanıtılmasının gerekliliği nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın koordinasyonunda üç ilin Valiliklerince çalışmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda Afyonkarahisar Valiliği de bizzat Afyonkarahisar Valisi'nin talimatlarıyla ve himayelerinde, Acil Durum Yönetimi ve Bilgi İşlem Merkezi'nde (ADUYBİM), ilimiz resmi kurumlarında çalışan personellerin katılımıyla bir çalışma grubu oluşturmuştur. Çalışma grubu Frig Vadisi'nin ilimiz sınırları içerisinde kalan bölümünde öncelikle saha çalışmaları yapmış, saha çalışmalarının tamamlanmasından sonra elde edilen verilerin değerlendirilmesi çalışmalarını yapmıştır. Bu kapsamda yapılan iş ve işlemler, öncelikle ilimiz sınırları içerisinde bulunan tarihi, kültürel ve doğal varlıkların bilimsel esaslara uygun olarak belirlenmesi, sınıflandırılması, tescil durumlarının belirlenmesi, korunması ve tanıtılması sürecinde ilin ekonomik ve sosyal boyutlarının da belirlenerek; ulaşım, konaklama ve etkinlikler ile birlikte turizm potansiyelin ortaya çıkarılması, mevcut eksikliklerin belirlenerek ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde bölgenin ekonomiye kazandırılmasına ilişkin kriterleri kapsamıştır.

    Sonuç olarak insanlığın ortak mirası olan doğal, kültürel ve tarihi zenginliklerin gelecek kuşaklara ulaşmasının sağlanması, Frig Vadisi Kültür Envanteri'nin oluşturulması, Anadolu'nun genelinde gözlemlenen kültürel sürekliliğin vadi sınırları içerisinde de olduğunun gözler önüne serilmesi ayrıca tanıtım etkinlikleri sonucunda oluşan kültür turizmi hareketlerinden elde edilen turizm gelirleri ile ilimizin, bölgemizin ve ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik alanda gelişmesi hedeflenmektedir. Sitemiz bu çalışmaların sonucunda oluşturulmuştur.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  9. #9
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya Halk Bilgisi



    Günlük Yaşam
    Bizanslılar döneminin piskoposluk merkezi, Germiyanlılar döneminin başkenti, Osmanlılar döneminin Anadolu Beylerbeyliği merkezi Kütahya tarihin her döneminde önemini koruyan bir kent olmuştur. Kervansarayları, menzil haneleri, medrese, kütüphane, imaret, kilise, cami, külliyeleri ve mevlevihanesiyle döneminin ilim irfan ve medeniyet merkezlerinden biridir. Kütahya'da esnaf teşkilatı, dünden bugüne Ahilik geleneğine bağlı birer eğitim ve kültür merkezidir. Mevleviliğin de Anadolu'daki yayılma merkezlerinden biri olan Kütahya'da tekkeler halk yayışını önemli ölçüde etkilemiştir. Kütahya insanı kanaatkar, sabırlı ve geleneklerine bağlıdır. Çevresinde Kütahyalı için "Havası sert, insanı mert yerden" denir. Kütahya'da gelenek, görenekler ahlaki değerler ve dinsel yapı güçlü bir kurum olarak toplumsal yaşayış üzerindeki belirleyiciliğini korumaktadır. Bu bazen günlük yaşamda çeşitli kısıtlamalar şeklinde, bazen de güçlü bir yardımlaşma ve dayanışma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kütahya'da çelebilik; bir mevkidir. Yiğit, aklı duygularına egemen, sözüne güvenilir, önderlik yetisi gelişkin ama mütevazılığı bırakmayan insanlara "çelebidir" denir. Hatta Kütahyalı bunu çoğu kere şehrin unvanı olarak kullanır, "Kötayamız çelebidir" der. Günlük yaşamda "Allah kerim" yetinme anlayışıyla da "ele güne karşı" sarınma yaklaşımıyla da sıkça karşılaşılabilmektedir

    Halk Hekimliği
    Halk hekimliği veya geleneksel tıp, ilk insanın tabiat olayları karşısında takındıkları tavırlar ve münasebet şekillerinden doğmuştur. Burada sihir veya büyünün önemli rolü olmuştur. Dini inançların ve büyünün önem kazandığı bu toplumlarda sağlık ve hastalık da, insan bedenine yabancı unsurların girmesi ve onların yaptıkları kötülüklerle izah edilirdi. İşte insanların bunlardan korunmak için düşündükleri çareler, halk tıbbının temellerini atmıştır. Dolayısıyla geleneksel toplumlarda hastalık ve sağlık hakkındaki düşünceler, halk kültürünün bir parçası olarak doğmuştur. Bu nedenle konu ile ilgili uygulamalar, öncelikle Antropoloji, Etnoloji ve Halkbilim disiplinlerini ilgilendirmekte, konunun teknik analizleri ise tıp ve eczacılık disiplinleri ile açıklanmaya ve değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Halk ilaçlarının hazırlanmasında ise çoğunlukla çevrede yetişen bitkilerden yararlanılmaktadır. "Şifalı bitkiler" denen bu tür bitkilerin ülkemizde yoğun bir kullanımı vardır.İlimizde Kullanılan halk ilaçları:

    -Mesane yolarında meydana gelen arızalara:et kabartan otu (darı gibi taneleri vardır) nun taneleri kaynatıp içmek iyi gelir.

    -Vücutta ağrıyan yerlere : Hardalın tanelerini ufalayıp, yapılmış ununa ekip ağrıyan yere sarılır. Sarılan yer çok yanar. Fazla dayanılmaz ama ağrıda kesilir

    -Bel ağrılarına: Beline bir ip bağlayıp bıçakla üstünden hafifçe ip kesilir ve azıcık kan çıkar, böylece giderildiği zannedilir. Kesme ustura bıçağı ile yapılır

    -Dalak Kesmesi: Tepsinin içine su koyarlar. Ayaklarını tepsinin içindeki suya sokarlar.

    -Soğuk algınlığında dağlarda bulunan ve Bodur Mamut dedikleri otu kaynatılır ve içirilir.

    -Nefes darlığı için pinar yaprakları kaynatılıp içilir.

    -Kalp hastalığı için kedi kulağı dedikleri otu kaynatıp içilir.

    -Kesilen yaraya, sigara, kül veya tuz basıp iyi etmeye çalışılır. Gelincik çocuk hastalığına, gelincik hayvanı kesilir ve eti yedirilir.Ocak denilen kimseler okutulur ve çizdirilir.

    -Siğil Okuma; ay yeni çıktığında ay karanlığında yerden torak alınarak yere bakmazsızın aya bakılarak İhlas suresi okunurken toprak siğiller üzerine sürülür.

    -Kurşun Dökme; Bu tedavi çocuğa nazar değmesinden ileri gelen çocuğun devamlı ağlaması ile yapılan usuldür. Bir tava içerisinde kurşun ısıtılır, bir başka kapta bulunan suyun içine bu kurşun dökülür. Bu arada çocuğun yüzüne bir tülbent örtülür, kurşunlu su tülbendin üzerinden sıçratılır.Artan su ile çocuk erkek ise erkek köpeğin, kız ise dişi köpeğin üzerine dökülür. Köpek silkinirse nazarın geçeceğine inanılır.

    -Kupa Çekme; kupa çay bardağının bir başka adıdır. Sırtı ve bacakları sancıyana çekilir. İspirtolu pamuk sancıyan yere konur. Üzerine kupa kapatılır. Kupanın içi deri ile dolunca kupa alınır.

    -Karayanık; elde, ayakta ağızda morarmalar olur, bu hastalığa karayanık denilmektedir.Ocak denilen kişiler tarafından tutulur. Şeker ve bal kaynatılarak yara üstüne bastırılır. Bu sırada ocak içinden okuyarak mor olan yerlere sürüyormuş gibi yapar. Hasta olan üç dört gü perhiz yaptırılır. Soğan ve buğdaylı yiyecekler yedirilmez.

    -Kaba Kulak; kulak arkası şişerek sancı yapar. Tedavisi "miras tava" tabir edilen tavanın karasını sürmekle yapılır. Miras tava bir babanın üç kızı olursa ve baba öldüğünde miras paylaşırsa buradan hisseye düşen tavaya "miras tava" denir. Böyle tavası olan kişler kaba kulak olan çocukların kulak arkalarına tavanın karasını sürerler.

    -Sülük Tutma; Dudağı yalama, mayasıl olana, dizleri sancıyana sülük tutulur. Rahatsız olan yere sülük konur. Sülük pis kanın emildiğine inanılır. Sülük tutan şişede onları saklar. Sülüğün üzerine tuz ekilerek sülük öldürülür.

    Çirtme ; çocukların vücutlarında pis kan birikmesinden rahatsız olur. Çocuk hırçın olur ve vücudu dalga dalga kızarıklıklar ve morluklar olur. Bunun tedavisi de "ocak" denilen ve el vermeyle geçen kadınlar tarafından yapılır. Çocuğun vücudu genellikle kolları sırtı jiletle kanatılır.

    Yapağı sarma; Çiçek hastalığına yakalanana, dizleri sancıyana ayrıca bir yerden düşenlere yapağı sarılır. Yağı yıkanmamış, hayvandan aldığı gibi kirli bir şekilde rahatsız olan yere kapatılır ve sarılır.

    Çıkık; Ayağı ve eli çıkanlara ker*** kızdırılarak çıkığın olduğu yere sarılır.İnce bulgur su ile kaynatılarak çıkığın olduğu yere bez ile sarılır.

    Halk Hukuku
    Bir bölgede, bir yörede yaşayan halkın; mahkeme edilmesi gereken bir sorunla karşılaştığında, mahkemeye ulaşamadığı, ya da ulaşmak istemediği durumlarda, sorunun yörede, bölgede, köyde halk tarafından oluşturulan bir mahkeme ile çözümlenmesine halk hukuku denir.

    Anlaşmazlıklarda veya miraslarda büyükler araya girerler, diğerleri de genelde itiraz etmezler ve mahkemelik olmazlar.

    Kan davası kız kaçırma olaylarına pek rastlanmaz

    Kadın erkek mirasta aynı haklara sahiptir, aralarında eşitlik vardır.

    İlimizde uygun olmayan işler karşısında bireyi cezalandırma biçimi; kınama, ayıplama, toplumsal baskı, toplum dışına itilme, vb. şekillerde olmaktadır

    Halk Baytarlığı
    Geleneksel kesimde ekonomik yaşam büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Geçimini ahırdaki hayvanından sağlayan, karnını hayvan ürünleriyle doyuran kırsal kesimdeki Anadolu halkı; hayvanına evindeki insan kadar değer vermektedir.

    Anadolu halkının veteriner olmadığı zamanlarda yada veterinere ulaşamadığı durumlarda yada gitmek istemediklerinde hayvanlarını hastalıklardan korumak veya hayvanlarını tedavi etmek için başvurdukları uygulama ve pratiklerin tümüne halk baytarlığı denmektedir. Bu uygulama ve pratiklere aşağıdaki şu örnekleri verebiliriz.

    Kelebek Hastalığı : Demiri kızdırıp hayvanın boyun altını, şiş olan yeri yakarlar

    Tavuk Hastalığı : Tavuğa yoğurt, aspirin, oponu su ile eriterek içirirler. Gazyağı ile kepek karıştırılıp tavuk yemi olarak verilir

    Yemleme; hayvanın fazla yem yemesinden ileri gelir. Bacakları tutulur. Karnı şişer Hayvanı soğukta tutarak karbonatlı madenler vermek suretiyle tedavi edilir. Ayrıca soğuk su ile yıkanır ve hayvan zorla gezdirilir.

    Kan Akma; Hayvanın ilk baharda taze otlar yemesinden meydana gelir. Zehirlenen hayvanın çakı ile kulağı kesilir. Buna kan alma denir. Kanın daha hızlı çok akması için kulağa bir çubukla vurulur. Daha sonra hayvanın ağzından sarımsaklı yoğurt verilir.

    Yılan Sokması; Yılan sütlü hayvanları sokar, Yılanın soktuğu yer yumurta büyüklüğünde yumuşak bir şekil alır. Burası çuvaldız ile şişlenerek ovulur.

    Kuzu veya Buzağı Yakma; Yavrusu ölen koyun veya inek başı dönünceye kadar kendi etrafında dolandırılır. Başı dönen hayvan bileğinden bir iple direğe bağlanır.Memesinden süt sağılarak yeni yavrunun üstüne dökülür ve bunun üzerine tuz serpilir. Bu arada yeni yavru aç bırakılır. Yavru hayvanın altına atılır. Aç olan yavru hayvan emmeğe başlar. Bütün bu işler özel kabiliyet ister. Yani her insan kuzu veya buzağı yakamaz.

    Amel; Üşümüş hayvanlarda görülür. Verem başlangıcı teşkil eder. Hayvanın iç organlarını ısıtıcı nışadır, kaynak ve bu gibi maddeler ağızdan verilir.

    Verem; Hayvanın akciğerlerinde hastalık olur. Soğuk algınlığından olmasından dolayı ahırda soba yakılır. Hayvan sıcak tutulur.

    Şerit; Hayvanın yüreğinde kabarcıklar olur. Şerit hayvanın but ve kaburgasında bulunur. Canlı şeritler olur. Bu hastalık kesilip yüzülmeden bilinmez. Hayvan bahar mevsimine çıkarsa bu hastalıktan kurtulur.

    Uyuz; Hayvanın deri kısmında görülür. Devamlı kaşınır. Büyük noktalar halinde deride kemreler hasıl olur. Yanık yağ, gres yağı, asfinik karıştırılarak yaralara sürülür.

    Sarılık; Hayvanların gözü tamamen sarı bir renk alır. Hayvan sersemleşir ayakta duramayacak hal alır. Hayvan serin yerde tutularak soğuk suyla yıkanması faydalıdır. Bu hastalığın sebebi hayvanın güneş ışığında çok kalmasıdır.

    Şap;Hayvanın ağzından salya akar, ağzının içi ve dudak araları tamamen yara olur. Hayvanın şaplı yerlerine ispirto, nışadır, şap gres yağı birbiriyle karıştırılarak fırça ile sürülür.

    Domuz Başı; Hayvanların boğaz ve başında bir şişkinlik olur bu şişkinliğin içi pislik dolu olur. Şişkin yerler bıçakla yarılır.İspirto ile temizlenir. Şişkinlik sert ise sıcak sıcak demirle dağlanır.

    Şarbon; Hayvanlar için şiddetli bir hastalıktır. Hayvanın gözleri içine çekilir. Yemeden içmeden kesilerek sersemleşir. Gözünün içinde kırmızı benekler meydana gelir.

    Halk Takvimi ve Meteorolojisi
    Haftanın Günleri
    duşamba (Pazartesi)
    dernek (Salı)
    bazar (Çarşamba )
    cum~aşamı - peşembe (Perşembe)
    cumeyi (Cuma)
    cumey~ertesi (Cumartesi)
    girey (Pazar)

    Karakış 45 gün, zemheri 45 gün, Kasım 45 gün, Hamsin 45 gün olarak hesaplanır. Yazın gelmesi için 180 gün hesaplanır.

    Her yıl mayıs ayının 6sında HIDRELLEZ kutlanır Baharın geldiğine inanılır.

    Cemrelere inanılır.Birincisi Havaya İkincisi Suya üçüncüsü toprağa düşerek ısınılacağına inanılır

    Halk Ekonomisi
    Halkın geçimini sağlamak için giriştiği çabaların tümüne halk ekonomisi denir. Tek başına gibi görünen halk ekonomisi halk mimarisinden, inançlara kadar tüm yaşamı etkisi altına alır, kültürel yapının doğrudan belirleyicisi olur.

    Aileler ferdi olarak yaşamaya başladılar.Geniş aileler halinde yaşayanlar çok azaldı. İlimizde ekonomik olarak çok iyi ve çok kötü olarak iki kesim vardır. Bu da her tür konuşmada ikilik yaratmaktadır.











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  10. #10
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya / Seyirlik oyunlar

    ALAKADIN OYUNU
    Oyunda iki kız yöresel şalvar takım giyip gelin olur, iki kız erkek pantolonu ve gömleği giyip saçlarını toplayarak şapkaların altında saklar ve yüzlerini boya ile bıyık sakal yaparak oğlan olur. Ayrıca köyün yaşlı ve yetenekli iki kadını eski kadını eski pantolon ve şapka veya kepenek giyerek çoban olurlar. Çobanların sırtlarına çıngırak takılır.Düğünün başında bu kişiler oyundaki rollerine göre giyinirler. İr yerde toplaşırlar ve topluca gelin, oğlan ve çoban kıyafetiyle düğün yerine gelirler. Düğün alanının ortasına gelir ve gelinlerden biri yere çömelir. Oğlanın biri onun başına gelerek dikilir. Çoban ise gelini kendine almak için mani söyler

    Karım karım yağlarım var
    Gezilmedik köylerim var
    Sıra sıra altınım var
    Sürü sürü hayvanların var

    Gülüm kurutmam seni
    Suda çürütmem seni
    Senelerdir görmesem
    Yine unutmam seni

    Diyerek kendini beğendirmeye çalışır. Ayrıca maniler söyler. Manileri dinleyen oğlan gelini unutur. Ve çoban gelini kapar. Oğlan gelini geri almaya çalışır. Diğer gelin-oğlan ikilisi de çobanla aynı oyunu sürdürürler, bundan sonra yöresel türküler eşliğinde gelinler,oğlanlar ve çobanlar oynarlar. Oğlan olan kızlar düğündeki kadınları sırasıyla oyuna çıkarıp oynatır.

    KÖY SEYİRLİK OYUNLARI
    Köylü Tiyatrosu" adı ile de bilinen köy seyirlik oyunları düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin genellikle "oyun yapma", "oyun çıkarma" adı altında yapılan oyunlardır.Köylerimizde genelde oynan oyun için seçilen yer düğün alanıdır. Köylerde oyunu iyi bilen kişi ve kişiler vardır. Bu oyunları çok bilen veya devamlı oynayan kişinin yönetiminde oyuncular belirlenir ve roller dağıtılır. Oyuncuların kostümleri hazırlanır. Oyunda seyirci oyuncu iç içedir. Oyunun sonunda oyuncular seyircileri oyuna kaldırılır.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  11. #11
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    AteŞte açan çiçeklerin Kenti Kütahya




    Kütahya ilinin adi:

    Bir zamanlar yörede dul bir kadın yaşarmış.Geçimini sağlamak için çanak çömlek yaparak pazarda satarmış. Yaptığı çanak ve çömlekler o kadar sağlam ve güzel olurlarmış ki hemen beğenilip alınırmış. Bu nedenle diğer çanak ve çömlekçilerinki alıcı bulamazmış. Zorda kalan öbür çanak çömlekçiler bu duruma şaşarak sonunda bu kadının çanak çömleğinin sağlam ve güzel olmasındaki sırrın toprakta olduğuna kanaat getirirler ve derler ki :"bu kadını izleyip nereden toprak aldığını öğrenelim, bizde oradan toprak alalım." Derler. Dediklerini yaparak, gizlice kadını takip ederler. Kadını şimdiki ilimizin (Kütahya) bulunduğu yerdeki, küçücük bir tepeden toprak aldığını görürler. Bunun üzerine bütün çanak çömlekçiler oradan toprak almaya başlarlar.Bundan sonra çanak çömlekçilik gelişir ve burada bir kent kurulur. Adınada seramik kenti anlamına gelen Seramorum denir. Daha sonra kentin adı Kotiyom olarak değişir.











    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  12. #12
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya Halk Oyunları





    Kütahya halk oyunları Zeybek grubuna girmektedir. Kaşıkla oynanır. Ege Zeybeği'nden küçük farklarla ayrılır. Ege'de zeybek dairesel formda oynanırken, Kütahya'da hem dairesel hem çizgisel oynanır. Zeybeğin temelinde tek başına, mert, cesur, savaşçı bir erkek vardır. Üretken, koruyan, iyi ahlaklı, vakur ve adaletli zeybek başı, Anadolu insanının temsilcisidir.
    Kadın ve erkekler tarafından oynanışı farklıdır. Erkek zeybeği ağır, hızlı. kırık diye üçe ayrılır. Tek başına oynanabildiği gibi 2,4,6'lı grup olarak da oynanır.
    Kadın oyunları tek başına ve tek oyunla biten (Yasemen Dalı ), yengeler oyunu, gelin (Paça günü) oyunlarıdır ki kaşıksız oynanır. Paça günü gelin oyunda bereket simgesi arpa saçar. Arka arkaya 3 oyun oynanır : Ahmet Bey, Gar mı Yağdı, Tıpır tıpır veya Yoğurdum Var, A Hamamcı, Hop Şimidallı şeklinde gruplaşan oyunlar ağırdan hızlıya doğru oynanır. Cuma günleri toplanılan ve "Kızlar içi" denen eğlentilerde, kına eğlencelerinde zengin süs takıları ve giyitleriyle tekrarlanan oyunlar bir yandan da genç kızlara öğretilir. Oynamayı bilmeyen, endamlı yürüyemeyen kızlara "Hiç mi Cuma debleği görmedin" denir. Erkeklerde ise yaren denilen gezeklerde tekrarlanan oyunlar gençlere hem öğretilir hem oynatılır. Kütahya'da gezekler tüm canlılığıyla devam etmektedir.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  13. #13
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya Geleneksel Sanatlar




    El Sanatları




    Kütahya'da geleneksel el sanatlarının yanı sıra yalnız bu yöreye özgü el sanatları da yaşamaktadır. Özellikle çiniciliğin Türkiye ve dünyadaki yaşayan önemli merkezlerinden birisi Kütahya'dır. Yine tahta kaşık oymacılığının yurdumuzda yapıldığı ender yerlerden biri, Gediz- Saruhanlar köyüdür. Ata sanatlarımızdan olan elmas işlemeciliği günümüzde halen yaşamaktadır. Tavşanlı'da leblebicilik ve kilitçilik ile Simav'daki hasırcılık ve urgancılık, keçecilik yalnız bu yörelerimizde yaşamaktadır.


    Çinicilik:

    İlimizin simgesi ve onu bütün dünyaya tanıtan "Çinilik" Kütahya'da en önemli sanat dalı olmanın yanı sıra halkın önemli bir geçim kaynağı olma özelliği de taşır. Kütahya'da Hititlerle başlayan keramik yapımı Osmanlı dönemi sonuna kadar sürekli gelişme göstermiştir. Kütahya, 100 yılı aşkın bir süre Selçuklularla Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalmıştır. Bu dönem çiniciliğinde Bizans ve Selçuklu kültürünün özellikleri birlikte kullanılmıştır. Daha sonra Beylikler dönemine giren Kütahya'da Osmanlı etkisi görülmeye başlamıştır. 13l4 tarihli Umur-Bin Savcı Medresesi'ndeki Abdülvacit Efendi'nin sandukasında, 1429 tarihli II. Yakup Bey Türbesi'nde erken Osmanlı dönemi renkli sırlı çinilerin kullanıldığı görülmektedir. 15. yy. Osmanlı seramik ve çini sanatı, mavi beyaz grubu çinileri ile dikkat çeker. Bu orijinal mavi beyazlar Hisarbey Cami (1487) ile Kükürt Köyü Camiinde (l697) görülmektedir. 15. yy. mavi beyaz çinileri Kütahya'daki bazı yapıların yanı sıra İstanbul ve Kudüs mimari eserlerinde de kullanılmıştır. 16. yy.'da Kütahya çini ve seramik sanatı faaliyetlerinin yavaşladığı görülmekle beraber, İstanbul ve diğer önemli merkezlerde yapılan mimari eserlerde, Kütahya çinilerinin kullanıldığı görülür. Günümüzde ihraç malları arasına giren, desen ve renk zenginliği kazanan Kütahya Çiniciliği olumlu bir yoldadır. İrili, ufaklı 500'e yakın atölyede yapılan çiniler yurt içi ve yurt dışındaki pek çok eseri süslemektedir. Çinicilikte kullanılan hammaddeler, Kütahya ve komşu illerden sağlanmaktadır. Bu hammaddeler, plastik ve plastik olmayanlar diye ikiye ayrılır. Plastik hammaddeler grubuna; Kırklar toprağı, gri Bilecik kili, maya ve çamaşır kili, plastik olmayanlar grubuna; Çakmak taşı, Beyaz Bilecik kili ve tebeşir girmektedir. Bu hammaddelerin belli oranlarda karıştırılmalarıyla çark, döküm ve pres diye adlandırılan üç tür harman hazırlanır. Çark harmanında; düz duvar tabağı, vazo, saksı ve şekerlik, döküm harmanında; biblo, bardak, tabak ve küllük, pres harmanında düz veya desenli duvar karoları yapılır.

    Dokumacılık:
    Halı ve kilim dokumacılığı, köy ve kasaba evlerinde el tezgahlarında günümüzde de önemli bir gelir kaynağı olarak sürdürülmektedir. Saray halıları adıyla anılan ve Osmanlıların en parlak döneminde üretilen Simav halıları, daha çok yaprak ve çiçek motifleriyle bezenmiştir. Yün ve pamuktan halıların yüzeyi ve bordürü kıvrık damarlı yapraklar, rozet ve nar çiçekleri, sümbül, karanfil gibi motiflerle bezelidir. Simav halıları kök boya (alizarin) ile renklendirildiği için "kök boya halı" diye de anılır. Geçmişte el tezgahlarında yöreye özgü kumaşlar da dokunmaktaydı. Günümüzde daha çok Gediz ve Şaphane'de sürdürülen el dokumacılığında yalnızca bez üretilmektedir. Yine yöremize özgü Yörük halıları, Aslanapa İlçesinin Bayramşah köyünde dokunmaktadır.


    Oya İşlemeciliği:
    Oya, işleme araç gereçlerine ve işleme tekniğine göre çeşitli adlar alır. İğne oyaları, tığ oyaları, mekik oyaları, koza oyaları, yün oyaları, mum oyaları, boncuk oyaları, dokuma oyaları bunların değişik örnekleridir. Kütahya'da oyacılık, "iğne oyacılığı" biçiminde genellikle danenin çevresini süsleyen bir sanat olarak gelişmiştir. Kütahya oyaları biçimlerine göre beşe ayrılır. Bunlar gül, menekşe, zambak, papatya, karanfil, haşhaş gibi çiçeklere benzeyen oyalar, ıtır, şeftali, söğüt, karanfil yapraklarına benzeyen yaprak motifli oyalar, Gönül Dolabı, Mecnun Yuvası, Yar Yare Küstü gibi soyut adlı oyalar, Süreyya, Diba gibi özel yaşamları bilinenlere yakıştırılan oyalar ve Kaynana Oyası, Elti Küstü, Ana Güldüren, Malak Sattıran gibi övgü, yergi niteliği taşıyan oyalardır.


    Elmas ve Gümüş İşlemeciliği:

    Diğer el sanatlarından birisi de elmas işlemeciliğidir. Elmas işlemeciliği; Mıhlama, Sedakarlık, Minecilik, El Kalemi, Kraponyacılık, Ajurculuk, Foya Çakmakcılık, Cilacılık, Kumla Eskitme, Kalibrecilik ve Kalıpçılık gibi alt bölümlerden oluşmaktadır. Osmanlı döneminde Küçük Bedesten (Bit Pazarı) ağır elbise ve elmas işlemeciliğinin merkeziydi. Günümüzde elmas işlemeciliği yapan ustalar vardır. Kütahya'da, çok eski dönemlerden beri gümüş madeni çıkarılmakta ve işlenmektedir. Bu nedenle gümüş işlemeciliği de zaman içinde gelişmiş bir el sanatıdır. Telkarilik olarak da bilinen bu el sanatımız ile ilgili Dumlupınar Üniversitesi- Altıntaş Meslek Yüksek Okulu bünyesinde yapılan çalışmalarla sürdürülmektedir.



    El İşlemeciliği:

    Eskiden beri sürdürülen el işlemeciliği, yöre kadınlarının becerilerini, beğenilerini yansıtır. Günümüzde Kütahya Çini Müzesinde sergilenen peşkirler, uçkurlar, dane (yemeni) çevreleri, para, tütün ve saat keseleri bunların özgün örnekleridir. Peşkirlerin boyaları, iplikleri yerlidir. Keseler, pembe başta olmak üzere sarı, yeşil, al ve ak işlemlidir. Yer yer krem, bej ve gri kullanılmıştır. Çevre, arabiye, kaftan, kavuk vb. eşyada altın ve gümüş ipliklerle çeşitli motifler işlenmiştir.


    Porselen:
    Kütahya'daki ilk porselen fabrikası 1974 yılında faaliyete başlamıştır. Yüzyıllardır çinilerde sergilenen maharetler porselenlerde de yaşamaya başlamıştır. Günümüzde Türkiye'nin her yerine gönderilen porselenler pek çok ülkeye de ihraç edilmektedir. Kütahya Porselen ve Güral Porselen fabrikaları kaliteli porselen üretmektedir.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  14. #14
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya / Müzik Kültürü





    Kütahya, folklorik özellikleri bakımından tarihi ve kültürel mirasına paralel bir zenginliğe sahiptir. Antik çağda yaptıkları müzik yarışmalarıyla ünlü Frigler ile şairleri, edipleri, halk ozanlarını koruyan Germiyanoğulları ve bestekar padişahlarıyla ünlü Osmanlılar'ın şehzadeler şehri olan Kütahya, her alanda olduğu gibi musiki alanında da Türk sanat dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur. Kütahyalı seyyah Evliya ÇELEBİ; seyahatnamesinin 9.cildinde Kütahya ile ilgili kısmında Germiyan beyi II.Yakup'un (1387/1429) çok iyi saz çaldığından ve Çöğür adı verilen sazın mucidi olduğundan bahseder.
    a- Klasik Türk Musikisi : Kütahya Mevlevihanesinde yetişen bestekarlar Osmanlı Sarayında şehzadelere hocalık etmişler, Türk Musikisine değerli eserler kazandırmışlardır.

    Ali Nutki Dede Efendi (1762-1804) Şevk-ü Tarab makamında Mevlevi Ayini, Abdulbaki Nasır Dede Efendi (1765-1821) III. Selim'in yanında bulunmuş ve yedi makam bulmuş, iki Mevlevi Ayini bestelemiş, Abdurrahim Künhi Dede Efendi (1769-1831) Hicaz makamında ayin bestelemiş olup, Kütahya'nın Sekiören Köyü'nden Ebubekir Dede'nin çocuklarıdır.
    Kütahya Mevlevihanesi'nin Neyzenbaşı Saatçi Mustafa Efendi (1938) "İntizar-ı makdeminle nev bahar eyler Hulul" adlı Hisar buselik eserin bestekarıdır.
    "Gittin, bu gidiş ölümden de beter" adlı Uşşak eserin güftesi Kütahyalı Kemani Fazıl Güvey'e aittir. Yaşayan Kütahyalılar; Neyzen Ahmet Yakupoğlu, Şemsettin Güvey, Neyzen, Tamburi Erhan Akalın, Ercüment Akalın, Yavuz Akalın, Yusuf Kayya, Mustafa Özoruç, Ümit Takma, Çiğdem Kırankaya, Nilüfer Özkan, bestekar, saz ve ses sanatçılarımızdır.Bunlardan bazıları TRT , Kültür ve Turizm Bakanlığı korolarındaki temsilcilerimizdir.
    Günümüz Kütahya'sında Ahmet Yakupoğlu, Doğan Karaa, Emin Kavdır ve Tekin Uğurel yönetiminde Klasik Türk Müziği, Tasavvuf Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında dört topluluk çalışmalarını sürdürmektedir.
    b-Halk Müziği : Arifi -Hacı Pesendi, Aşık Ömer, Dülgerin Hüseyin Ağa, Nuri Çavuş, Arabacı İbrahim Ağa, Hisarlı Ahmet, Terzi Sadık Türk, Ömer Kocaoğlu, Berber Kazım Baltaoğlu, Şevket Şentürk gibi sanatçılar, halk müziğimizin yüzlerce yıllık birikimini günümüze aktaran emeğin sahiplerinden birkaçıdır.
    Mustafa SALÜN , Mesut TEZCAN ve Kudret KARAYİĞİT yönetiminde ki iki topluluklar Kütahya Türküleri ve Zeybek oyunları üzerindeki çalışmalarını sürdürmektedir. Eski Zeybek Oyuncuları Gemiş Rıza ve Fındık Hüseyin'in yanı sıra, Zeybek oyunlarını Mestan TURNA ve Selahattin Sezgin adlı ustalardan öğrenen Muammer TEZCAN, Ahmet ALPGİRAY ile Rıza TUNCAY ve Zafer BAYSAL'ın oyunlarının seyrine doyum olmaz.
    Kütahya Türküleri, klasik Türk musikisi karakteristiğinde bir düzeye sahiptir ve makamsal özellikleri vardır. Örneğin; Ahmet Bey - Gerdaniye, Kütahya'nın Pınarları- Kürdi, A Hamamcı- Muhayyer, Hisar'dan İnmem Diyor- Kürdili - Hicaz, Havada Durna Sesi Gelir- Evç makamındadır.
    Zeybek türündeki türkülerimiz, türkü dünyasında Ege Türküleri arasında yer almakta ve icrasının zorluğu nedeniyle Konservatuarlarda çoğunlukla sınav sorusu yapılmaktadır. Feracemin ucu sırma, Ben kendimi gül dibinde buldum, Yasemen dalını yar neden eymeli, havada durna sesi gelir bunlara örnektir.


    Türlerine göre türkülerimizi beş bölüme ayırmak mümkündür: 1- Kına Türküleri (Tıpır tıpır yürürsün, Altın tas içinde gınam ezdiler, Yasemen Dalı, Gül Ezerler ) 2- Ahenk Türküleri ( Meşeden Gel, Portakalım, Öte Yakaya Geçelim) 3- Zeybek Türküleri ( Gar mı yağdı Kütahya'nın dağına, Ahmet beyin bir küheylan atı var, Sinanoğlu, Mustafam Gaşların Gare, Çatal Çam Başına Goydum Keseri) 4- Gurbet Türküleri İstanbul'un Gonakları Köşeli, Aydın'ın Meşeleri, Duman Vardır Güzel İzmir Başında, A İstanbul Sen Bir Han mısın ) 5- Seymen - Zeybek Geçiş Türküleri ( Mezar arasında, Hasıhlas başında).Deblek, cura, bağlama, zilli def, açık hava enstrümanları; davul, kaba zurna Kütahya ezgilerinin başlıca çalgılarıdır. En çok söylenen ve bilinen türkülerimizin başında Kütahya'nın Pınarları Akışır, Meşeden Gel, Hisardan İnmem Diyor, Mezar Arası, Hasılhas Başında, Gediz Pazarı, Elif Dedim, Feracemin Ucu Sırma, Karanfil Oylum Oylum, Ah Hamamcı gelmektedir. Yaşanmış olaylar, acı, keder ve sevinçlerden konusunu alan Kütahya Türkülerinin pek çoğu derlemeci ve icracı ünlü Hisarlı Ahmet (1908-1984) tarafından TRT Repertuarına kazandırılmıştır. Oğlu Mustafa Hisarlı, TRT İstanbul Radyosu saz sanatçısıdır. Halen Kütahya Türküleri ile Gelenekleri ,konusunda iki kitap hazırlayan derlemeci ve icracı Mustafa SALÜN'ün yanı sıra, Mesut TEZCAN, Metin KIYMIK, Süleyman ORUÇ, Zeynel SAĞ, Kütahya Türkülerini seslendiren yerel sanatçılarımızdır.













    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  15. #15
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256934

    Standart

    Kütahya' nın kültürel değerleri

    <<< KÜTAHYADA KÜLTÜREL DEĞERLER >>>1-KÜTÜPHANELER:

    1.1.VAHİTPAŞA İL HALK KÜTÜPHANESİ:
    Daha önce Osmanlı döneminden kalma eserler bölümünde bilgi verilmişti.

    1.2.BELEDİYE MUSTAFA HAKKI YEŞİL KÜTÜPHANESİ:
    Ressam Ahmet Yakupoğlu Bey' in tabiriyle "Kütahya' nın yetiştirdiği en cömert evladı..." sağlığında şehir için bir "ayaklı kütüphane" idi. Vefatında bu malumatı meraklılarına bir arşiv olarak bırakabilmiş nadir kimselerden. Yirmi bini aşkın kitabına Türkiye' den on bir vilayetten çeşitli kurumlar talip olmuş. Tam bir kültür ve ihtisas kitapları kolleksiyonu. Amerika Chicago Üniversitesi' de kütüphaneye talip oluyor ve Mustafa Hakkı Yeşil Bey' in önüne açık çek konuyor. Rahmetli: "Kütahyam" diyor. "Benim ismim orada yaşasın" Bugün bu kütüphane Kültür Sarayının bir bölümünde güzel sanatlar galerisinin üst katında hizmet veriyor. Bilhassa üniversite öğrencileri buradan ziyadesiyle istifade ediyor.

    1.3.100.YIL ÇOCUK KÜTÜPHANESİ:
    Vahit Paşa kütüphanesinin bir bölümü çocuklara ayrılarak yapılmış bir kütüphane.

    1.4-TAVŞANLI ZEYTİNOĞLU KÜTÜPHANESİ:
    Zeytinoğlu ailesi tarafından oluşturulmuş, Türkiye çapında nadir el yazma eserlerin de bulunduğu kıymetli bir kütüphane. Bunların dışında ayrıca: Gediz, Simav, Emet, Şaphane, Altıntaş, Dumlupınar, Domaniç, Demirciköy, Çitgöl' de de birer kütüphane mevcuttur.

    2.MÜZELER:

    2.1.KÜTAHYA ARKEOLOJİ MÜZESİ:
    Kütahya Arkeoloji Müzesi Cumhuriyet Caddesinin eski kent bölümünde Ulu Cami yanında yer alır. Halk arasında Vacidiye Medresesi olarak bilinen yapı, günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Kitabesinden 1314 yılında Germiyanoğularından Umur bin Savcı tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. 1955-1957 yılları arasında restore ettirilerek, 1965 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Kesme taştan yapılan Portali, Selçuklu sanatının özelliklerini taşımaktadır. Müzedeki teşhir edilen eserler, kronolojik sıraya göre düzenlenmiştir. En erken döneme ait eserler, Burdur-Hacılar' dan, "Geç kalkolitik döneme" (M.Ö. 5500-3200) ait boya bezemeli seramiklerdir.
    Diğer vitrinlerde de il sınırları içinde gerçekleştirilen kazılardan ve yöreden elde edilen Eski Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik ve Bizans çağlarına ait seramik, cam ve madeni eserler sergilenmektedir. Eyvan' ın sağındaki büyük odada Roma dönemine tarihlenen heykeltraşlık örnekleri ve terra kotta (pişmiş toprak) eserler sergilenmektedir. Eyvan da kilimler, Kütahya yöresi kadın ve erkek kıyafetleri, oyalar ile solundaki odada XIV.yy' dan günümüze kadar İznik ve Kütahya' da yapılmış çinilerin en güzel örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca salonda Pers, Roma, Bizans, Avrupa ve Osmanlı sikkeleri teşhir edilmektedir. 1990 yılında Çavdarhisar' daki bir kazıda bulunan Amazonlar Lahdi de müzenin en güzel eserlerinden birisidir. Müzede kapıları avluya açılan dokuz küçük oda mevcuttur.

    2.2.KOSSUTH EVİ (Macar Evi):
    Kütahya müze müdürlüğüne bağlı bir müzedir. Geniş cephesi avluya bakan üç katlı bir binadır. Binadaki odaların her birinde yerli dolaplar, yüklükler, şömine, oyma şerbetlik ve raflar vardır. Orta kat kışlık olarak kullanıldığı için odaları basıktır. Cümle kapısı üzerinde ahşaptan zarif bir köşk vardır. 18.yy' da yapılmış tipik bir Kütahya evidir. Osmanlı devletine sığınan Macar Kral Naibi Lajos Kossuth 1849-1951 yılları arasında burada ikamet etmiştir. 1972 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılan ev, onarılmaya başlanmış ve 1982 yılında Türk-Macar dostluğunun bir nişanesi olarak "Kossuth Müzesi" olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

    2.3.DUMLUPINAR BAŞKOMUTAN MİLLİ PARKI:
    Kurtuluş savaşımızın en önemli safhasının geçtiği, en şiddetli, en kanlı çarpışmaların yapıldığı, düşmana son ve en şiddetli darbenin vurulduğu yerler...
    Adatepe' de mevzilenmiş düşmana 26 Ağustos sabahı başlatılan büyük taarruz ve 30 Ağustos günü Başkomutan Meydan Muharebesi ile düşmanın bütün umutlarının sönerek kaçmaya başlaması...
    Binlerce vatan evladının canları, on binlercesinin kanları pahasına; toprağı bayrak rengine boyama pahasına kazanı1an büyük zaferin gerçekleştiği, düşmana unutamayacağı bir dersin verildiği, savaş sanatının yalnız Yunan'a değil, tüm dünyaya öğretildiği yerler...
    Milletimizin, vatanımızın kaderinin çizildiği günlerin anısına bugün o mübarek yerlerde, o büyük günlerin hatırasını yaşatacak, gelecek nesillere aktaracak anıtlar yükseliyor. Meçhul asker anıtı, şehit Baba-Oğul anıtı, Başkomutan Milli Parkı, Zafertepe-Çalköy Askeri Müzesi...
    Birde ; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, İsmet Paşa' nın Büyük Taarruz öncesi Çalköy' de ''masa'' olarak kullandıkları kağnı...
    Birer ibret sahnesi olarak ziyaretçilere, o günlerde yaşadıklarını sessiz bir lisanla anlatıyorlar. Bazen susmak, kelimelerin anlatamadığını anlatmak, dillerin ifadeden aciz kaldığını hissettirmekte en kesin yoldur.

    3.KÜTAHYA VE MUSİKİ:
    Geçmişte çok sağlam musiki temelleri bulunan, her devirde o devre ait zevkin ve anlayışın messeseleştiği sanat merkezlerinden biridir Kütahya. Dün olduğu gibi, bugün de bir ibadet vecdi içinde güzel sanatları ve bilhassa musikiyi, günlük hayatın vazgeçilmez bir unsuru saymakta ve onunla iç içe yaşamaktadır. Kütahya' da musiki, gösterişten, depdebeden uzak, iddiasız, sade, fakat o derece de içten, samimi bir havada icra edilir. Sanki musikiyle birlikte bir ibadet huzuru gönüllere sinmiş gibidir. Geçmişten gelen, her biri paha biçilmez nitelikte kıymetli olan atalar mirası eserler; Türkiye' nin pek çok yerinin aksine hala çalınan söylenen, dinlenen... Kısaca yaşanan bir bahar iklimidir Kütahya' da. Üstatlardan yeni nesillere büyük bir edep, erkan, saygı, hürmet, muhabbet halesi halinde ulaştırılır. Kıymetinin bilindiğine hiç şüphe yoktur. Çünkü rikkatli gönüller öğrenme çabası içinde dikkat, gayret ve sebatla senelerini bu işe hasrederler. Osmanlı sarayına sayısız bestekar gönderen Kütahya toprağı, bugünde yalnız Kütahya çapında değil, Türkiye çapında müzisyenler yetiştirmeye devam etmektedir. Bir dağın eteğinden sessiz sedasız çıkan arı-duru kaynak sularının yokuş aşağı şırıl şırıl ses vermeye başlamaları gibi, senelerce kendi halinde sabır, sebat gayretle çalışan gönül erlerinin, bir koro içinde yer alıp ses vermeye başlamaları, gönülleri hoşnut eder, su gibi mütevazi halleri insanımızın gönlünde muhabbetleri arttırır. Geçmişten çok az örneği kalan, tükenme riski ile karşı karşıya olan bir kısım klasik sazlarımızın Kütahya' da imal edildiğini duymak sizi şaşırtmasın. Atalarımız, "Aşk olmadan meşk olmaz'' demişler. Ya aşk varsa... Eğer Kütahya' da bir musiki ziyafetine katılmak bahtiyarlığına erişmişseniz, "Aşk'' ile neler yapılabildiğini bizzat görme imkanına kavuşmuş bahtiyarlardan sayabilirsiniz kendinizi... Burada, birçok kültürel alanda olduğu gibi musiki alanında da bitmez tükenmez gayret ve himmetinden dolayı ressam Neyzen Ahmet Yakupoğlu Bey' e yine ve memnuniyetle arz-ı şükran etmek makamındayız. Bu yolun yolcusu diğerlerine de...

    4.KÜTAHYA EVLERİ:
    Tarihi Kütahya evlerinin çoğu bahçelidir. Bahçelerinde çiçeklerle meyve ağaçları birbirini tamamlar. Sarmaşıklar, Gülfatmalar, Hanımellleri arnavut kaldırımlı taşlı sokaklara dökülür. Yaz başlangıcında bu bahçelerden yükselen leylak kokusu insanı kendinden geçirir. Bahçelerde tadı ve kokusuyla Kütahya' ya mahsus "Hüsnü -Yusuf'' armudu yetişir. Çok lezzetli ve sulu bu armut, dallarında salıncak kuran çocukların kucağına düşer. Son baharda Sultanbağı bahçelerinde yetişen yine Kütahya' ya mahsus "Gelincik elması" da elmalar içinde adından söz etmeye değer bir meyvedir. Gelincik elmasının şifalı olduğuna inanılır. Konak tabir edilen üç katlı, geniş cepheli, bir dönemin kültür birikimi olan ve zaman ve mekanın iç içe estetik görünüm kazandırdığı evlerde ahşap işçiliği zirveye çıkmıştır. Özellikle odalardaki dolaplar, pervazlar, tavan göbekleri çok seçkin bir zevkin izlerini taşırlar. Odalar insana ferahlık verir. Bu evlerin en büyük mimari özelliklerinden birisi de mevsimlere göre odaların bulunmasıdır. Kışın kullanılan odalar genellikle orta katta olup kolay ısınması için alçak tavanlı yapılmışlardır. Bir üst kattaki odalar ise, sıcak yaz günleri için rahat, havadar serin mekan ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Cumbalar, bu evlerin sokağa açılan dünyalarıdır. Ağaç payandalı evlerden komşu kadınlar birbirlerine söz atarlar.Kütahya evlerinin yan yana gelmesiyle oluşan dar sokaklar, uzun perspektif içinde uzar giderler.Cumbalar, ağaç payandalar, kafesli pencereler, kabartmalı kapılar, çeşit çeşit ağaç, madeni tokmaklar, geniş saçaklı evler, geçmişten yarınlara uzanan bir köprü gibi durular.

    5.EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE KÜTAHYA:
    Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi Osmanlı coğrafyasında ayak basmadık yer bırakmamıştır. O' nun Kütahya' ya gelişi 1662 yılına rastlar. Evliya Çelebi, Kütahya hakkında bilgi verirken, Kütahya kalesinden bahseder ve kalenin 70 burcu ve üç giriş kapısının bulunduğunu belirtir. Kendisinin Kütahya' yı ziyaret ettiği 1662 tarihinde 34 Müslüman Mahallesi ile üç Ermeni ve iki de Rum Mahallesi olduğundan bahseder. Toplam yedi bin ev yetmiş yedi saraydan oluşan şehirde en büyük sarayın Ali Paşa Sarayı olduğu belirtilir. Bu sarayın 360 odası, divanhanesi, avlusu ve bahçesiyle gayet ihtişamlı olup, 40 muhafız tarafından korunduğu anlatılır. Hemen bütün köşk ve saraylar Sultanbağı' ndadır. Önceleri çok daha bakımlı olan bu semt, Celali Karayazıcı ve Arap Said' in zulmü sırasında yerle bir edilmiştir. Şehrin doğusundan batısına doğru uzanan Kapan Deresi'nin her iki tarafı, kat kat konak ve bakımlı bahçelerle süslüdür. Bugün üzeri kapatılarak geniş bir cadde haline gelmiş olan bu derenin o dönemin en gözde mevkilerinden olduğu anlaşılmaktadır. Yine seyyahımızın belittiğine göre şehirde o zaman 11 camii, 21 mescit vardır.Camilerin en büyüğü, yapımına Yıldırım Beyazid zamanında başlanan Ulu Camii' dir.Daha sonra büyüklük sırası ile Takvacılar ve Karagöz Paşa camilerinden bahseder. Bunun dışında üç Ermeni ve iki Rum kilisesi mevcuttur.

    6.KÜTAHYA' LI SUNULLAH GAYBİ VE HÜDA RABBİM RİSALESİ:
    14. yy' dan itibaren Kütahya' nın ebedi ikliminde yetişen şairler arasında Gaybi Sun'ullah Efendi önemli yer tutar. Halk arasında ''Hüda Rabbim Sultan'' diye bilinir. 1615-1620 yılları arasında dünyaya geldiği sanılmaktadır. Şeriat ve tarikat kaidelerini ve esaslarını baba ocağı (lda alan Gaybi) öğrendikleriyle yetinmeyerek İstanbul' a gider (1649). Zamanın tanınmış mürşitlerinden Aksaray oğlanlar dergahı Şeyhi ibrahim Efendiye intisap eder. Çilesini tamamladıktan sonra O' nun halifesi olur. 1665 tarihinde mürşidinin vefatı üzerine Kütahya' ya döner. Dedesi olan Merkez Efendi halifelerinden, "Kalburcu Şeyhi'' olarak bilinen Pir Seyyit Ahmet Beşir Efendi Dergahında halkı irşada başlar.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





Toplam 3 Sayfadan 1. Sayfa 123 SonuncuSonuncu

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konu İçin Taglar

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •