Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958
Cennet Vatanımız Türkiye(Balikesir) - Sayfa 2
  • Üye Girişi:
Toplam 2 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 12
Toplam 19 sonuçtan 16 ile 19 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #16
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Standart


    BALIKESİR İli Gelenek ve Görenekleri



    BALIKESİR

    DOĞUM


    Çocuk ailenin temelini sağlamlaştıran,neşe sevinç kaynağıdır.Ancak çocuk sahibi olamayan kadınlar diğer yörelerde olduğu gibi bu yörede de çeşitli yollara başvurmaktadır. Bunların başında adak yerlerini ziyaret etmek gelmektedir. Ayrıca evde hazırlanan koca karı ilaçları diye tabir ettiğimiz ilaçlarda kullanılmakta ve bu konuda çeşitli inanmalar uygulanmaktadır. Yörede doğacak olan çocuğun cinsiyetini saptamak içinde çeşitli yöntemlere başvurulur. Bu yöntemlerden birisi ateşe şap atmaktır. Şap yanınca kabarmaya başlarsa doğacak çocuk erkek,kabarmazsa kız olacağına inanılır. Başka bir yolda gebenin sütünü bir bardak suya damlatmaktır. Süt dağılmadan dibe inerse erkek,dağılırsa kız çocuk beklenir.
    Doğacak çocuğun genellikle baba tarafından evin ocağını tüttürecek,soylarını sürdürecek bir erkek çocuk olması istenir. Doğumun kolaylaştırmak için de şunlar yapılır:

    Hocalara tabar verilir. Onlarda içine dualar yazarlar. Daha sonra tabağın içine su konur ve gebeye içirilir. Gebenin örülü saçları,düğmeleri çözülür. Evdeki kapıların ve sandıkların kilitleri açılır. Ayrıca gebe kadının bağırışlarının başkalarınca duyulması çok günah sayılır. Duyanlar günahları bağışlanana dek çocuğun doğmayacağına inanılır.

    Birkaç kez çocuğu olup ta ölen anneler,buna bir çare bulabilmek için kendilerince tedbirler alırlar. Bunlardan bazıları şunlardır: Hasan adlı üç çocuktan birer çivi alınır. Bunlar demirciye verilir. Demirci bunlardan gece yarısı bir bilezik yapar. Çocuk doğar doğmaz bu bilezik koluna takılır. Gebenin önüne yeni kalaysız bir bakır tepsi konur. Çocuk bu bakır tepsinin içine doğar. Daha sonra tepsi bir yoksula verilir.

    Hiç çocuğu ölmemiş birkaç anneden,birer parça bez alınır. Bunlardan dikilen gömlek,doğar doğmaz çocuğa giydirilir. Doğum olduktan sonra doğan bebeğin göbeği kesilirken ebe tarafından bebeğe göbek adı verilir. Daha sonra genellikle üç gün içinde çocuğun adı verilir. Ailenin büyüğü,yaşlı bir erkek tarafından çocuk kucağa alınır ve kıbleye karşı döner. Çocuğun kulağına ezan okur,üç defa da adını söyler. Böylece adı verilmiş olur. Çocuğa genellikle erkek tarafına öncelik tanınarak büyükannenin yada dedenin adı verilir. Çocuğun doğduğu yedinci günde çocuk Mevlidi okunur. Mevlide bu mutlu günü kutlamaya gelen yakınlar çağırılır.
    Çocuğun ellerinin doğduğu zamanki durumuna göre geleceğine ilişkin tahminler yürütülür. Örneğin elleri kulaklarına doğru kalkmış durumdaysa ileride büyük adam olacağına, göğsünde ise bilgiç olacağına,doğar doğmaz ellerini bir şey arar gibi kımıldatırsa iyi huylu olacağına inanılır.

    Çocuğa meme verilmesi için doğumun üzerinden üç gün geçmiş olması gerekir. İlk memeden önce Kur'an üzerinden toz alınır. Bu toz çocuğun ağzına ve annesinin memesine sürülür. Loğusaya özel bir özen gösterilir ve "al basmasına" uğramaması için çaba harcanır. Bu nedenle ölü evinden gelenlerin bir yere uğramadan loğusaya gelmelerinin,kırklar çıkmadan iki loğusanın görüşmesini ve loğusanın yalnız kalmasının sakıncalı olduğuna inanılır. Ayrıca loğusa al basmasından korunabilmek için kırmızı kurdele bağlar.

    Otuz gün boyunca anne dışarı çıkmaz. Hep evde kalarak bebeğiyle ilgilenir. Yirmi yedi veya yirmi dokuzuncu gününde çocuk yıkanır. Günün tekli sayılarla bitmesine dikkat edilir. Suyun içine bir gümüş,bir altın yüzük atılır. Ayrıca bir süpürge çöpünü 29 kez parçalayıp suya atılır. Bu suyla önce bebek sonra anne yıkanır. Sabahtan yıkanma işlemi bittikten sonra öğleden sonra en yakınlarına kırk uçurmaya giderken genç anne güzel giyinip süslenirse ileride bebek büyüyüp genç kız veya delikanlı olunca, süsün giyiminin yakışacağına inanılır.

    Gidilen yerden geri dönülürken ev sahibi bebeğe,para mendil,yumurta,ekmek vb. verilir. Yumurta,yumurta gibi güzel olsun,ekmek eli ekmek tutsun, para,parasız kalmasın, mendil;temiz olsun diye verilir. Bebek kırk uçurmaya gittiği yerden boş döndürülmez. Anne ve bebeği,bütün yakınlarını dolaşarak kırk uçururlar. Otuz yedinci yada otuz dokuzuncu günü otuz kırkında işlem tekrarlanır. Anne ve bebeği yıkanırlar. Yine öğleden sonra en yakınlarından birine gidip kırk kırkını uçururlar. Çocuk altı aylık olunca babasının cebinden para aldırılır. Çocuğun aldığı paraya göre yorum yapılır. Çocuk az para aldıysa ileride nasibinin az olacağına, çok aldıysa nasibinin çok olacağına inanılır. Çocuğun aldığı parayla akşam ellerine kına yakılır. İsteğe göre bu akşam eğlence de düzenlenir.Zamanı geldiği halde yürüyemeyen çocuklar sela vakti kollarından tutularak sallanır. Eğer yürüyüp de düşüyorsa hamurdan büyükçe bir simit pişirilir. Bu simit çocuğun başından aşağıya geçirilir. Ayak hizasına geldiğinde parçalanırı ve mahallenin çocuklarına dağıtılır.

    SÜNNET DÜĞÜNÜ

    Sünnet düğünü erkek çocuğun sünnet ettirilmesinin kutlanmasıdır. Sünnet düğününü yapan aile oğlunun sünnet edilmesine duyduğu sevinci,yakınlarıyla bunu kutlayarak paylaşır. İslam Dininin gereklerinden olan her erkek çocuğunun sünnet edilmesi halk arasında bazı gelenekleri beraberinde getirmiştir.

    Düğün sahibi düğünden önce bir takım hazırlıklara başlar. Daha önceden çağrılan yengeler, Çarşamba günü düğün evine gelerek sünnet çocuğunun karyolasını süsler. Perşembe günü yengeler düğün sahibi adına çok yakınlara kına,tanıdıklarına da şekerle sünnet düğününe çağırırlar. Düğün evinin erkekleri de çağırılması gereken erkek tanıdıkları Pazar günü sünnet düğününe davet ederler. Perşembe veya Cuma günü düğün için ekmek yapılır. Aşçı, bulaşıkçı ve tefçi,davulcu tutulur.

    Cumartesi akşamı kadınlar toplanır. Mevlit okunur. Mevlit bittikten sonra sünnet olacak çocuk ortaya oturtulur ve eline genellikle sırça parmağına kına yakılır. Sünnet çocuğuna kınayı yengeler yakar. Düğün sahibi yani sünnet çocuğunun annesi kına yakan yengelere iğne oyalı bez örtü verir. Orta yerde kına yakılırken sünnet çocuğunun yakınları para takarlar. Bir süre sonra kalabalık dağılır. Pazar günü davetliler sabah 10-13 civarı verilen davete gelirler. Davete gelenlere sofra açılır,yemek verilir. Sünnet çocuğuna davetliler para,altın takarlar. Davetliler yemeklerini yedikten sonra sünnet çocuğunu gezdirmek için beklerler. Bir at getirilerek sünnet çocuğu bu ata bindirilir. Atın üstüne duvar halısına benzeyen küçük ipek dokuma halı serilir. Atın kulak kısmına kırmız veya mavi krep asılır. Bunun yanında havlu,çamaşır vb. de asılabilir. Bütün bu asılanlar daha sonra atın sahibine kalır.

    Ata bindirilen sünnet çocuğu davul zurna eşliğinde,atın arkasında konvoy oluşturan yakınlarının kullandıkları arabalarla mahalle aralarında gezdirilerek tekrar düğün evine gelinir. Daha önce bir yakını tarafından tembihlenen çocuk attan inmez. Çocuğun attan inmesi için yakın akrabaları ve babası vaatlerde bulunur. Çocuk istediği şeyi almaları için " tamam " dedirtinceye kadar attan inmez. Bu pazarlıktan sonra attan inmeye razı olan çocuk attan inerken başından şeker serpilir. Attan indirilen çocuk yakınları tarafından sünnet odasına götürülür ve sünnetçi tarafından sünnet edilir. Sünnet edilirken çocuğun yanında babası ve yakınları da bulunur. Eğer sünnet çocuğu tekse çocuğa arkadaş olacağına inanıldığı için düğün evinin penceresinden aşağıdaki çocuklara doğru horoz uçurulur. Kim kaparsa horoz onun olur. Sünnetten sonra düğüne çağrılan kadınlar gelir. Onlara sofra açılır. Yemek verilir. Daha sonra tefçi eşliğinde oynarlar. Gündüz düğüne gelen kadınlar oynarlar. Akşamüstü kalabalık dağılır. Akşam yine toplanılır ancak bu kez meydan genç kızlarındır. Akşam da genç kızlar oynar. Geç saatlerde düğün sona erer.

    ASKERLİK

    Askerlik çağı gelen ve askerlik kağıdı gelen gençler akrabaları ve komşuları tarafından toplu olarak her öğün ayrı evde olmak üzere yemeğe davet edilirler.Her genç helalleşip evinden ayrılırken işleri yolunda gitsin diye arkasından su dökülür.Askere gidecek gençlerle,köy halkı köy meydanında toplanır ve köy imamı çağrılarak dua edilir.Bu törene gelenler askere gidecek gençlerin cebine para koyarlar.Gençler askere uğurlandıktan sonra askere giden gençlerin evleri ziyaret edilir. Askere giden gencin evine huzur içinde dönmesi için gencin ailesi tarafından "Sıvık hamur"dan saç üzerinde çırpma pişirilerek bu hamur işi komşulara dağıtılır.Bu olaya "Döndürme" de denilmektedir.Yörede askerliğini yapmayanlar çocuk ve cahil sayılmaktadır.

    DÜĞÜN

    Günümüzde artık kırsal kesimde uygulanan bu adetler gün geçtikçe azalmakta ve çağa yenik düşmektedir.Kırsal kesimde uygulanan evlilik aşamaları şöyledir:

    Görücü usulüyle kız beğenilir.Erkek tarafı yakınlarından birkaç kişi dünür olarak görevlendirilir.Dünürler iki kez kız evine giderler.Birincide iyi karşılanırlarsa ikinci gidişte kızı isterler ve söz kesilir.Söz kesmeye "el öpme" denir.Kız evine oğlan evinden yiyecekler ve giyecekler hediye olarak gönderilir.Kız evinde verilen davette oğlan evi hazır bulunur ve söz kesimi gerçekleşir. Perşembe veya Pazar gününe rastlayan bir gün için nişan tarihine karar verilir.Nişanda maddi güce göre her iki tarafta hediyeler alır ve nişanda bu hediyeler takdim edilir.

    Oğlan evi düğün yapmaya karar verdiğinde kız evine haber gönderir.Karşılıklı düğün hazırlıkları başlar.Kızın yengeleri kız tarafını,oğlanın yengeleri oğlan tarafını düğüne davet ederler.Buna "düğüne okuma" denir.Düğünün başladığı gün kadınlar arası eğlence yapılır ve buna "ikindi kınası" denir.Erkekler keşkek döğer,kına gezdirir ve misafirleri ağırlar.Bütün bunlar damadın yakın arkadaşı "sağdıç" ve arkadaşları tarafından yapılır.Bir de bayraktar vardır.Bu kişi düğün konvoyunun önünde Türk bayrağını taşıyan kişidir.İkinci gün "oturma" adı verilen eğlenceler yapılır.Bu günün akşamında da "Kına Gecesi" gerçekleştirilir.Düğünün ikinci günü davetli evlerden davul zurna eşliğinde hediyeler toplanır.

    Düğün eğlencelerinde kızlar ve erkekler ayrı evlerde toplanarak oyunlar oynanıp,maniler söylenir. Düğünün son gününde "Gelin Çıkarma" yani gelin alma gerçekleşir.Günün sabahında damadın arkadaşları toplanıp başta bayraktar ve arkasında konuklar ve akrabalarla kız evine giderler.Çalgılar eşliğinde kız evinden dışarı çıkar ve gelinin başına bereket gelmesi amacıyla buğday sepilir.Böylece damat evine getirilir.Bu arada kızın çeyizi de bu düğün kervanıyla birlikte veya daha önce erkek evine taşınır. Gelin erkek evine geldikten sonra odasına çıkarılır.Camide yatsı namazını kılan ve arkadaşları tarafından eve getirilen damat çeşitli şakalarla birlikte gerdeğe girer.Birkaç gün sonra da kız evi ve erkek evinin ziyaretleriyle evlilik töreni sona erer.

    ÖLÜM

    Ölümünden sonra sırtüstü yatırılan ölüye yapılacak ilk iş ölünün çenesini çekmektir. Kollarını yana getirmek ve ayak başparmakların pamuk ipliğiyle bağlamaktır. Daha sonra ölü şişip patlamasın diye karnının üzerine kara saplı bir bıçak konur. Ölünün bulunduğu odaya kedi girmemesine özellikle dikkat edilir. Çünkü ölünün üzerinden atlayan kedinin cadı olacağına inanılır. Her hangi bir yerde biri ölünce Azraillin kılıcını testilere soktuğuna inanıldığından,o mahalledeki tüm sular dökülür. Bu arada konu-komşu ölü evine ölen kişinin yakınlarına baş sağlığı dilemeye gelirler.

    "Allah taksiratını affetsin", " Allah sabırlık versin" gibi teselli edici dualarla ölünün yakınlarının üzüntülerini paylaşırlar. Ellerinden gelen her türlü yardımı yaparlar. Bu da halk arasında kötü gününde bile kopmayan bir bağ olduğunu gösterir. Ölüm gününün ertesinde,sabah erkenden kefen su ve tabut hazırlanır. Bükülmemiş pamuk ipliğiyle mezar ölçüsü alını. Bu iplik daha sonra ölüyle birlikte gömülür. Ölü erkekse bir erkek,kadınsa bir kadın getirir. Su kazanının dibine çöre otu atılır. Ateş üflemeden yakılır. Su kaynadıktan sonra,yıkayıcı kefen biçer,ölü yıkamaya götürülünce döşeği kaldırılır. Yerine bir tabak un konur. Daha sonra bu un bir yoksula verilir. Su kazanının altında kalan yanmamış odun parçalar ile kül dışarı atılır. Böyle yapılmazsa o ailenin ölüyü unutamayacağına sürekli yüreğinin yanacağına inanılır. Ölü evden çıktıktan sonra,hemen arkasında dışarıda bulunan çocuklara şeker,bisküvi,ceviz vb. dağıtılır.,Ayrıca ölünün geri kalan elbiseleri de yoksullara dağıtılır. Ayrıca kadınlar ölü evden çıktıktan sonra mevlit okurlar.

    Ölünün gömüldüğü ilk gece tevhit çekilir. Daha sonar gece boyunca tebareke okunur. Tebarekelerin akşam ile yatsı arasında okunmasına dikkat edilir. Yedinci gün mevlit okunur. Bu arada üçüncü gün "gödek" denilen lokma pişirilip,yakınlara ve fakirlere dağıtılır. Yedi gün boyunca eş dost konu-komşu,tanıdıklar ölü evine yemek getirirler. Kırkıncı ve elli ikinci gün yine kadınlar ölü evinde toplanarak mevlit okurlar. Cüz okunur,hatim indirilir. Mevlide daha fazla kişi çağrılır. Genellikle tanıdıklar ve fakirler gelir sofra atılıp yemek verilir. O günlerde ölen kişi anıldığı gibi,ayrıca hayırda yapılmış olur.


    HIDRELLEZ

    Mevsimlik bayramlarımız içerisinde yer alan ve halkımız arasında baharın başlangıcı olarak kabul edilen Hıdrellez Kültür-Bahar Bayramı her yıl 6 Mayıs günü kutlanmaktadır.Hıdrellez günü Hızır ve İlyas Peygamberlerin yeryüzünde buluştukları gün olarak kabul edilmektedir.Bugüne Hızır günü denilmektedir.

    Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır:6 Mayıs'tan 8 Kasım'a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini,8 Mayıs'tan 6 Kasım'a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır.Bu yüzden 6 Mayıs günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başlaması ve hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış Hızır'ın yeryüzüne inip zor durumda olan insanlara yardım ettiği gün olması nedeniyle mevsimlik bir bayram olmuştur. Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hıdrellez Bayramı etkin olarak kutlanmaktadır.Hıdrellez günü yeşillik alanlarda,su kenarlarında veya türbe, yatır yakınlarında yapılır.Bu yerlere gidilerek Bahar bayramı coşku içinde kutlanır.Hıdrellezden önce çeşitli hazırlıklar yapılmaktadır.Bu hazırlıklar,evin temizliği,üst-baş temizliği,yiyecek içeceklerle ilgili hazırlıklardır.Hıdrellez gününden önce evler baştan başa temizlenir.Çünkü temiz olan evlere Hızır'ın uğrayacağı düşünülür.Aynı zamanda Hızır'ın eve kolay girip bolluk bereket getirmesi için kapı ve pencereler açık bırakılır.

    Hıdrellez günü ateş yakılır.Bu gün yaz ayının başladığı gün olarak kabul edildiğinden,kış günlerinin son işaretini yok etmek istenilmektedir. Hastalıklardan korunmak isteyenler dua ederek yeşil çimenler üstüne yatarak yuvarlanırlar. 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece gül dallarına bozuk paralar kırmızı atlas keselere sarılarak bağlanır.Önümüzdeki yılın bereketli geçmesi istenilmektedir.

    YAĞMUR DUASI

    Genelde cuma günleri bir türbe yanına gidilerek Yağmur Duası yapılır. Duadan önce yemek veya lokma dağıtılır.Dua yapıldığı sırada eller yere çevrildiği gibi ceketlerde ters giyilir.Ayrıca bütün çocukların dua edilen yerde olmasına özen gösterilir.Duadan sonra herkes elindeki su kaplarıyla birbirlerine su atar.Böylece duaların kabul olacağına inanılır. Yağmur yağması için yapılan törenlerden biri de "kepçecik"tir.12 yaşlarında bir grup çocuk tarafından uygulanan "kepçecik" şöyle yapılır: Anasının ilki olan bir çocuğun bedenine bir hasır dolanır,başına da bir tencere geçirilir. Ayakları da çıplak olduğu halde beline bağlanan bir iple çekilerek ev ev gezdirilir. Her varılan evde kepçeciğin başına su sepildikten sonra çocuklara yiyecek veya para verilir. Kepçeciği gezdiren bu çocuk grubu şu dizeleri özel bir makamla yüksek sesle söylerler:
    Kepçecik! kepçecik!
    Kepçeciğe ne gereeeek!
    Anasınııın ilkiiii!
    Dam altındaaa! tilkiiii!
    Altın arabaaa!gümüş tekerleeeek!
    Gökten rahmeeet!yerden berekeeeet!
    Veer Allahım ver suluca rahmet!
    Tören bittikten sonra çocuk grubu topluca topladıkları yiyecekleri yiyip eğlenirler.
    Kısmeti çıkmayan kızların başında kilit açılır. Baht açma törenleri yapılır ve bu törene "dağara yüzük atma" denir.Balıkesir'de yaygın olan diğer bir gelenekte Çırpılı Dede ve Çömlek Kıran Dede adlarıyla bilinen iki ziyaret yerine gidilmesidir.Bu yerlere de adaklar yapılır.

    BARANA GELENEĞİ

    Barana kelimesi Farsça Barhana (Barhane) kelimesinden gelmektedir.Halk arasında konak,han gibi anlamlarda kullanılan bu kelime zamanla barana şekline dönüşerek topluluk adı olarak kullanılmıştır. Bugün Anadolu'nun çeşitli yörelerinde gezek,oturak,sıra gecesi ve şeker bağlaması gibi adlarla sürdürülen geleneklerle benzerlikler de göstermektedir. Esas itibariyle gençlerin kendilerini eğittikleri bir örgütlenme olan Barana'da eğlence bir araçtır.Daha sonraları toplumsal değişimlerin etkisiyle eğlence ön plana çıkmıştır. Her yıl hasat bitiminde eylül ortası veya ekim başı gibi başlayıp Hıdrelleze kadar devam eden bu gelenek Balıkesir'in Dursunbey İlçesi'nde görülmektedir.
    Hasat bitiminde Barana kurmak isteyen arkadaşlar biraraya gelerek Barana'yı oluştururlar.Bu aşamada önemli olan Barana'nın ismi ile görev bölümüdür.Barana'da beş önemli görev vardır.Bunlar için seçimler yapılır:
    a)Patron veya Başkan :Gençler arasında ve toplumda sayılan ve sevilen birisi seçilir.
    b)Hakim veya Başkan Yardımcısı: Başkan olmadığı zaman onun yerine geçer.
    c)Çavuş :Tarafsız ve adaletli birisi seçilir.
    d)Çavuş yardımcıları veya Falakacı:Güçlü kuvvetli ve saygılı kişilerden seçilir.
    Seçimlerin ardından ilk toplantının nerede yapılacağı kararlaştırılır.Toplantının günü ve yapılan seçilen cep defterine yazılır.Barana üyeleri 16 veya 17 kişiden oluşur.Ayrıca Baranalarada üyeler arasında en fazla üç yaş fark olması gerekmektedir.Barana grupları akranlar arasında kurulur. İlk toplantı bir evde olmaya başlar ve bu toplantılar kan kardeşliğini sembolize ettiği için "kanlı pilav" olarak ifade edilir.
    Barana'nın İşleyişi
    Barana üyeleri seçimin ardından bir Pazar akşamı sohbetin yapılacağı evde buluşmak üzere ayrılırlar. Ev sahibi dümbelek, tef ve zilli maşadan oluşan müzik aletlerini bir çuvalın içine koyup evine götür. Ailesine Pazar akşamı evde toplantı yapılacağını ve hazırlık yapmalarını ister.Aileler yıllardır bu uygulamayı bildikleri için oğullarının barana üyesi olmasından gurur duyarak, büyük bir mutlulukla hazırlıklarını tamamlayıp Pazar akşamını iple çekerler.Pazar akşamı Barana üyelerinin tamamı sohbetin yapılacağı evin en yakınındaki camiye giderek yatsı namazını kılarlar.Cami çıkışında birlikte eve doğru yönelirler ve belli bir mesafeden sonra başkanın işaret vermesiyle ' Sabahtan Kavuştum' türküsünü söylemeye başlarlar.
    Ev sahipleri türküyü duyar duymaz kapının önüne çıkarlar ve gelenleri karşılarlar.Misafirler tek tek "hoş geldiniz, sefa getirdiniz" denilerek içeri alınırlar.Avluda hep birlikte bir iki dönüp oynadıktan sonra sohbetin yapılacağı odaya çıkılır. Onları oda kapısında ev sahibi ve barana üyesi karşılar ve 'evimize hoş geldiniz!'diyerek içeri alır.Odaya girişte belli bir sıra yoktur ama genellikle başkan önce diğer üyeler onun ardından içeri girmeye özen gösteririler.Oda ocaklığı(şömine) olan evin geniş odasına geçilir. İçeride hasırlar serilidir. Hasırların üstüne kilimler vardır odanın kenarlarında yastıklar vardır. Yastıkların hemen önünde oturanların rahat etmesini sağlayan minderler vardır.Ocaklığın yanı başına başkan tam bağdaş kurarak oturur,onun karşısına hakim oturur.Barana Başı'nın "rahat oturun" demesiyle sohbete şu türküyle başlanır:
    Eminemin çam dibinde sesi var
    Varın bakın bohçasında nesi var
    Bir yazmayla top püsküllü fesi var
    Aman Eminem kalk gidelim dağlara
    Mekân tutalım mor sümbüllü dağlara
    Hakimin yanında çavuşun yardımcıları gelecek şekilde gençler karşılıklı otururlar. Başkan gibi rahat oturan sadece hakimdir. Diğerleri diz üstü otururlar.Ev sahibi barana üyesi ve onun en can arkadaşları kapı açık ise kapının dışında dururlar.Herhangi bir hizmet görmek için hazır olurlar.
    Eve girildikten sonra,merdiven başında,oturulurken,söyleşiye başlarken hep ayrı özel ezgiler çalınıp koro halinde söylenir.Kırık hava,karşılama ve zeybek oynanır.Oyunlar esnasında oyunu bırakan kaşıkları bir arkadaşının önüne bırakır.Bu şekilde herkes oynamış olur.Başkanın "herrol" komutu ile oyunlara ara verilir.Ardından en yaygını "yüzük oyunu" olmak üzere çeşitli eğlencelik oyunlar oynanır.Daha sonra yemek yenir,kahveler içilir,masallar öyküler anlatılır,çeşitli konularda söyleşilir ve "Sohbet Övme" gibi çok özel ezgiler okunur.
    Sohbet Övme Türküsünün ilk dörtlüğü şöyledir:
    Uzun çarşı baştan başa
    Keklik seker taştan taşa
    Geçmiş olsun (...........) paşa
    Sevdiğim bir o,saydığım bir o

    Olacak sohbet senindir
    Senindir,gerçek senindir.
    Sohbet Övmede ayrıca o geceki ve gelecek toplantının söyleşilerini yapacak kişiler açıklanır.Sohbetin bir de yargılama bölümü vardır.Bu bölümde suçlular yargılanır ve suçlarına göre cezalara çarptırılır.Kumar oynamak,yalan söylemek,sarhoş olmak ve benzeri davranışlar suç sayılmakta ve suçlulara cezaları hemen uygulanmaktadır.
    Gizlilik Barana'nın önemli özelliklerinden biridir.Söyleşi yerinin açıklanması yasaktır.Sohbet ahbapları birbirlerini sevmek,saymak ve birbirlerine yardımcı olmakla yükümlüdürler. Baranalar tümüyle toplumsal,ahlaksal ve eğitsel bir kurum niteliğindedir.Dursunbey Baranası Türk geleneklerini sürdürmektedir.

    YÖRESEL YEMEKLER:

    Balıkesir İli coğrafi şartları ve çeşitli etnik grupları coğrafyasında barındırması nedeniyle zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.Her etnik grubun kendine has bir mutfak kültürü olduğu gibi zamanla etkileşimleri de olmuştur.
    İlin coğrafyasında tarıma elverişli toprakların büyük bir kısmında tahıl ekimi yapılmaktadır.Geri kalan kısımlarda ise baklagiller ve sanayi bitkileri yetiştirilir.Körfez Bölgesi'nde zeytin üretiminin gelişmiş olması yemeklerde zeytinyağı kullanımının yaygın olmasını sağlamıştır.Balıkesir yöresinde iç kesimlerde yemeklerde zeytinyağının yanında çiçek yağı ve tereyağı da kullanılmaktadır. Yöre mutfağı sebze ve ot yemekleri yönünden zengin olup yöre mutfağında ünlü birçok yemek vardır:Askalubrus,Mürdük Aşı,Sarmaşık,Börülce,Acı Filiz Kavurması...
    Yörede hayvancılık gelişmiş olup hayvansal ürünler tüm sofralarda yerini almıştır.Hayvansal gıdalarda Manyas,Gönen ve Susurluk İlçeleri tanınmıştır. Bunun yanında Körfez Bölgesi'nde beslenme de deniz ürünleri önemli yer tutmaktadır.Deniz ürünleri taze yenildiği gibi tuzlanarak da uzun süre saklanıp tüketilmektedir.Ayrıca hamur işleri de yaygın olup tüketimi fazladır.Mantı ve börek yapımlarının yanında köylerde mayalı ekmek yapımı da hamur işleri arasına girmektedir.Balıkesir yerel mutfağına ait bazı örnekler şunlardır:
    Keşkek
    Tirit
    Börülce
    Sura
    Saçaklı Mantı
    Peynirli Patlıcan
    Düğün Çorbası
    Zerde Tatlısı
    Balıkesir Kaymaklısı
    Höşmerim
    Mafiş Tatlısı

    YÖRESEL GİYİM:

    a)Kadın Giysileri:Baş giyiminde ilk al bez başa sarılıp uçları başın üst kısmına gelecek şekilde bağlanır.Al bez Yörüklerde ipek veya saten kumaştan olup,başın arkasına gelecek kısmı pul ve boncuklarla işlenmiştir.Kenarları yeşil şeritli boncuk,pul ve karanfillerle oyalanmıştır.Al bezin üzerine alın bezi bağlanır.Yörüklerde alın bezinde hakim renk çoğunlukla siyahtır.Bezin kenarları boncuk ve pullarla işlidir.Türkmenlerde ise al ve yeşil olmak üzere iki renk vardır.Başta öne ve arkaya gelecek olan bölümlerin ortaları ve uçları pullarla işlidir.
    Üst bedene göynek/gömlek giyilir.Kadın gömleklerinin boyu ayak bileğine kadar uzun,Yörüklerin yaşadığı bazı dağ köylerinde ise diz altında ön ve arka beden bütün halinde kesilir.Gömleklerin etekleri dize kadar çepeçevre kırmızı ve mavi yün iplerle işlenir.Yakası göğüse kadar açıktır.Bu açıklık düğme veya iğne ile kapatılır.Türkmenler de ise gömlek grep kumaşından yapılır.Belden başlayarak yan tarafa gelecek şekilde üçgen bir parça eklenir.Bu parçanın etek kısımları su taşı ve pullarla işlenir.Bu parçanın üst bölümünden aşağı doğru sarkan oya işleme üzerine püsküller görülür.Gömleğin altına şalvar (işlemeli don) giyilir.Şalvar pamuklu,dokuma bezden yapılan bol ağlı bir giyim parçasıdır.Donun üstüne iç etek ve en üste de üçetek giyilir.Üçetek ismi entarinin belden aşağı kısmının üç ayrı yaprak,dilim halinde yapılmasından gelir.Kutnu,telli,altı parmak,atlas benzeri kumaşlardan ve düz dokumalardan dikilir.Yaka yuvarlak kesimlidir.Ön kenarları,etekleri ve kol ağızları su taşları ile süslenmiştir.Üç eteğin arkasına kare şeklinde dokunmuş,üçgen şekilde katlanarak kullanılan arkalaç,öne çubuklu veya siyah dokumadan üzerine motifler işlenmiş önlük ve bunları bağlamada kolon (çalpara) sarılır. Kolon (çalpara) iki parmak kalınlığında yaklaşık iki metre uzunluğunda ve uçları dongurdaklı olan bir dokumadır.Dongurdaklı uçları arkalacın üzerinde sallanacak şekilde önlük üzerinden bele dolanır ve arkada düğümlenir. Üst bedene son olarak cepken giyilir.Yörede fermene,derme gibi isimler alan cepken kadife kumaştan yapılır ve sim-sarma ile motiflendirilir. Ayağa ise beyaz yünden nakışlı çorap ve karanfilli kundura,sırmalı potin,çarık,sarı edik veya göğe bakan giyilir.

    b)Erkek Giysileri:Erkek giyiminde başa beyaz veya kahverengi keçeden yapılan dal fes adı verilen fes giyilir.Yörüklerde daha çok koyu renkte olup kenarlarına yeşil şerit geçirilmiştir.Şeritin etrafı pul,boncuk ve karanfillerle süslenmiştir.Üçgen şekline getirilip üçgen tarafı sol yana gelecek şekilde dal fesin üzerine düğümlenir.
    Ovada yaşayanlar ise dal fes üzerine renkli,çubuklu veya siyah poşu sararlar.İnce katlanan poşu,fes ve kalpak üzerine dolanarak,üçgen tarafı sağ yana gelecek şekilde düğümlenir.Boyuna oyalı yazma üçgen şekli öne gelecek şekilde bağlanır. Üst kısıma gömlek üzerine camedan giyilir.Camedanın üzerine delme ve üzerine dekartal kanadı giyilir.Kadife,çuha veya dokumadan dikilir.Yakası "V" kesimli olup önü açıktır.Kolun sırf omuz kısmı bedene tutturulur,alt kısmı açıktır.Boyu el üzerine kadar iner.Yaka kenarı,etek ucu ve kol çevresi simli harç,kaytan ve sim telle işlenir.
    Alt giyimde ise dokuma bezden yapılan kısa don giyilip bel kısmına yün veya pamukla dokunmuş dikdörtgen şeklinde kuşak ve üstüne de kolon sarılır.Kuşağın üstüne de ön kısma beyaz renkte,işlemeli yağlık/gergef peşkiri üçgen veya dikdörtgen şekilde takılır.Ayak giyiminde yün çorap ve üzerine tozluk ve tozluk bağı adı verilen püsküllü bir bağ bağlanır.Ayağa siyah yemeni veya tulumbacı ayakkabısı giyilir.Dursunbey ve Bigadiç İlçelerinde erkek giyiminde çeşitli farklılıklar görülmektedir.

    HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:





    Balıkesir Halk Oyunları zengin bir yapıya sahiptir.Yörede bulunan birçok farklı etnik grup kültür çeşitliliğini ortaya çıkarmaktadır ve bu halk oyunlarınada yansımaktadır. Genel olarak bakıldığında İlde oyunlar daire,düz çizgi ve karşılıklı geçişler şeklinde oynanmaktadır.Yöredeki oyunlar genel halk oyunları türlerinden Zeybek,Güvende,Kaşık Oyunları ve Bengi sınıfına girmektedir.

    Balıkesir Yöresinde Günümüzde Oynanan Başlıca Halk Oyunlarının İsimleri:
    Harmandalı,İkili Güvende,Toplu Güvende,Bengi,Baydan Nazmiye,Karyolamın demiri,Akpınar,Hatçam,Azime,Bağ Yüzünün Çamları,Durnalar,Tüllek(İğde Dalı),Demirciler,
    Ağır Hava,Koca Arap,Kemeraltı,Doğanlar Zeybeği,Sekme,Kayalcanın Taşları(Yörük Ali),Mendili Oyaladım,Karşılama,Şerifem,Aşağı Yoldan,Tünleme,Mende,Yörük Dağı,Ninna,
    Suda Balık Oynuyor,Sarı Karınca,Köroğlu,Aldı Dereleri,Koybatın Dereleri,Dursunbeyin Hanları,Şıngır,Edremit Güvende,Yılanı Yılanı,Savaştepe Zeybeği,Bandırmalı Güzelim,Alay Havası,İsmailler Zeybeği,Koca Kuş,Koca Ceviz,Dada Zeybeği,Entarisi Damgalı,Oğlanın Adı Hakkı,Ergama,Sabai Güvende,Tabancalı,Kozak Dağının Çamları,İsmailli,Yanık Hatçem.

    Kadınların Oynadıkları Oyunlar:
    Akpınar, Hatçam, Mende, Azime, Durnalar, Demirciler,Tüllek (İğde Dalı), Mendili Oyaladım,Yörük Dağı,Ninna,Suda Balık Oynuyor,Bandırmalı Güzelim,Kozak Oyunu,Entarisi Damgalı,Oğlanın Adı Hakkı,Ergama,Sarı Karınca.
    Kadın Oyunlarında Çalgı:
    Geleneksel olarak bakır tava,kazan,kaşık ve zilli maşa kullanılmaktadır.
    Erkeklerin Oynadıkları Oyunlar:
    İkili Güvende,Toplu Güvende,Bengi,Ağır Hava,Karşılama,Koca Arap,Kemeraltı,
    Sekme,Kayalcanın Taşları,Şıngır,Edremit Güvende,Yılanı Yılanı,Savaştepe Zeybeği,Alay Havası,İsmailler Zeybeği,Koca Kuş,Dada Zeybeği,Doğanlar Zeybeği,Aldı Dereleri,Koybatın Dereleri,Sabai Güvende,İsmailli,Tabancalı.
    Erkek Oyunlarında Çalgı:
    Geleneksel olarak bağlama,davul,zurna veya klarnet kullanılmaktadır.

    NELERİ İLE ÜNLÜ:
    Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

    İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
    Şehrin adının eski hisar anlamına gelen Qaleokastio'dan türediği sanılmaktadır. Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre de balı çok anlamına gelir. Çünkü Kesir Arapça'da çok anlımana gelmektedir.

    ...alıntıdır...










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  2. #17
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Standart

    adalar denizinin iki yakası




    Adalar Denizinin iki yakası ,,, tikla

    Tanrıça Venüs'ün Akdeniz'in köpüklerinden doğuşu söylenceler olsa da Ayvalık 'ın zeytin yeşili ile Adalar denizinin mavisinden doğduğu kesindir.Her yaz kısacık süre de olsa uğrama olanağı bulabilenlerin bir tutku haline getirdikleri Ayvalık ; Tüm kış boyu özlem ve düşleri süsler ,Alibey (Cunda) adasında güneş batarken uzun sohbetlerin başladığı kıyı restaurantları ,biri diğerinden daha az lezzetli olmayan yöremize özgü mezeler ,balık yemekleri, liman boyunca yapılan akşam yürüyüşleri ,her dönemeci tarihe tanıklık eden sokaklar,özgün mimari yapılar ,zeytin ve çam ağaçlarının kokularını saçlarınıza süren tatlı esinti, bu bölgedeki yaşamın ve ilişkilerin uygar ,alçakgönüllü ,dingin başkalığı... Ayvalık çarşısındaki her perşembe pazar kurulur.Neredeysa tüm yazlıkçılar oraya uğramadan edemezler.Ürün çeşitliliği ve çevre köylerden getirilen sebze-meyvelerin tazeliğinin ötesinde ,satıcıların iletişiminde yaşanan içtenlik ve sıcaklıktır belki de onu çekici kılan .Öyle ki bu pazar yeri ile sınırlı kalmayan rahatlık ve konukseverlik,karşıdaki Midilli adasında yaşayan komşu yunanları da buraya çekmektedir.O gün Ayvalık'a teknelerle önemli sayıda konuk gelir,özgürce dolaşır,yemek yer,çekincesizce günlük/haftalık alışverişlerinin yaparlar. Geçmişte iki devlet /toplum arasında yaşanan olumsuz siyasal olayların burada hiç bir izi kalmamıştır sanki. Ancak bazı güncel gelişmelere baktığımızda ;bu geçmişi unutma,yaşananları tarihin nesnel yargısına bırakma ve bir dostluk ortamı oluşturma çaba ve eyleminin daha çok bizimle sınırlı kaldığını gözlemleyebiliriz.. Son yıllarda Yunanistan ile aramızdaki sorunlarda genellikle alttan alan bir ülke ve en haklı ulusal davalarımızda bile sanki "özür dileyen bir suçlu" görünümüne büründük.Öte yandan ,kültürel alanlarda da garip bir yaklaşımlar sergilemekteyiz.Örneğin ,iki-üç yıldan beri televizyonlarda gösterilen bazı yerli dizi filmlerde ,konu ya da dönem ne olursa olsun;öyküde bir kaç "yunan/rum" figürü mutlaka bulunmakta ve çoğunlukla da hep olumlu bir "tiplemeyle"sergilenmektedir.Bu karakterler barışcıl ,insancıl,yardımsever ,kültürlü v.b ,Daha ilginç ve gerçektende düşündürücü olanı ise ulusal kurtuluş savaşımızı konu alan kimi dizilerin senaryolarıdır. Öyle ki bu filmlerde yunan askerleri bile "iyicidir" ya da "o kadar da zalim/kötü"değillerdir. Her türlü sanatsal/tarihsel görüş ve eleştiri bir yana 20.yy.'ın ilk çeyreğinde işgalci yunan güçleri ile vatanları uğruna savaşan ,ölen ,yaralanan,sevdiklerini yitiren asker/sivil atalarımız tamamen "reyting" kaygıları ile kotarılan bu yerli filmleri izleyebilseler,yorumları nasıl olurdu.? acaba,,,Türklerew ve ortak tarihimize yönelik olumlu duyguların Yunanistanda da oluşması (örneğin benzeri motiflerin Yunan filmlerinde de işlenmesi)durumunda ,böylesi yaklaşımların özellikle gelecek kuşakların dostluğuna sağlayacağı katkı yadsınamaz elbette .Karşılıklılik esasına dayanan bu tür etkinliklerin her iki yakada da arzulanır bir süreklilik kazanması önemlidir.Ancak ve ancak durum böyle olmadığı gibi komşumuzda "Türk düşmanlığı"nın hâlâ (belki de artarak)sürdüğünü görmek üzüntü ve umutsuzluk yaratmaktadır.Geçen aylarda bir askeri okullarında yaptıkları saygısızlık "Pontus rum soykırımı" diye yeni bir tarihi olay (Tarihi baştan yazmaları) kurgulamaları ,üstelik bunun için anıt dikmeleri ,oradan Anadolu'ya ( en azından resmî ) bakışın bizimkine koşut ,eşdeğer ve de ayni naiflikte olmadığını kanıtlayan ,çok önemli iki güncel olgudur.Özetle siyasal/sosyal/kültürel yaşamımızda adeta moda halini alan ,ancak tuhaf bir tek yanlılık ve özgüvensizlik içeren; kimi sinema yapıtlarında ise en abartılı boyutlara ulaşan ,dost -iyi - olumlu "Yunan imgesi" yaratma çabamız kanımca Adalar denizinin "yalnızca" beri (bu) yakasından öte yakasına uzatılan bir "yalnız" zeytin dalıdır...










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  3. #18
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Standart

    Sarıkız Efsanesi,, Balıkesir Efsaneleri tikla


    Sarıkız heykeli
    Evliya olduğu kabul edilen bir efsane kahramanın adı. Sarıkız ile ilgili değişik söylentiler vardır.En yaygını Edremit körfezi yakınında Kaz dağında yaşayan Tahtacı yörükleri tarafından söylenilenlerdir.
    Alevi geleneğine göre Sarıkız ,Kan kalesinde savaşırken Halife .Ali'ye aşık olan bir kral kızıdır.
    Başka bir söylentiye göre Selman-i Farisi'nin eşidir.Yahut da Halife Ali'ye aşık olduğu için onun eşi ve Hz.Muhammed'in kızı Fatıma'nın canını sıkmış ve bu yüzden öldürülmek üzere Kaz dağına çıkarılmış bir suçlu kızdır.Kimse bu kızla birlikte yaşamamış ,babasına "Öldür bunu" diye baskı yapılmıştır. Kızının masumluğuna inanan baba ,bir kaz sürü ile O'nu dağa çıkarmış ve yalnız bırakarak kaçmıştır.O dağın doruğunda kimse bir geceden fazla yaşayamazmış.Ama Sarıkız ve kazları ölmemiş .Edremitliler O'nun yaşadığını her gece dağın doruğunda yanan bir ışıktan farketmişler.
    Kızını dağda bıraktığı için pişman olan baba ,onu aramaya çıkmış,ormanda kaybolduğu sırada önünde beliren ışığı takip ederek kızının saklı olduğu tepeye varmış.Orada ışık silkinince Sarıkız oluvermiş.Baba ne kadar ısrar etti ise de kızını aşağıya indirememiş .Tahtacı yörükleri ,masum ve temiz aşkları temsil eden Sarıkız makamında her yıl toplanarak büyük törenler yaparlar.Bu törenlere yabancılar katılamaz.Dağa Sarıkız'ın kazlarından dolayı bu isim verildiği söylenir.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  4. #19
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Standart

    Balıkesir ve Karesi Beyliği




    Karesi Beyliği (Karesioğulları Beyliği, Karesi Beyliği, Karesioğulları Beyliği) şekillerinde de geçer), yaklaşık olarak 1297-1360 yılları arasında, bugünkü Balıkesir-Çanakkale yöresinde hüküm sürmüş, ve Osmanoğlu Beyliği'ne komşu olduğu için Osmanoğullarının genişlemesiyle en kısa ömürlü olmuş Anadolu Türk Beyliğidir. Karesi beylerinin ve ilerigelen simalarının, Osmanoğullarının nüfuzu altına girmelerini takiben, Osmanlı Devleti'nin Rumeli topraklarında yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Günümüzdeki Balıkesir ili Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına kadar idari taksimatta Karesi ismini taşımıştır.

    Tarihi

    Beyliğin kurucusu Karesi Bey idi. Karesi Bey, Danişmendlilerin soyundan olup, Anadolu Selçuklu Devleti'nin uçbeylerindendi. Bizanslılara yaptığı saldırılarla Misya bölgesini (bugün Balıkesir yöresi) ele geçirdi ve burayı merkez yaptı. Ölümünden sonra Beylik, Balıkesir ve Bergama merkezli olmak üzere ikiye bölündü. Oğullarından Demirhan, Balıkesir ve yöresine hakim oldu. Ama Demirhan'ın, Osmanlı padişahı Orhan Bey'a yenilmesiyle Osmanlılar Balıkesir'i aldılar (1345). Demirhan Bey'in Osmanlılara kendi isteğiyle katıldığına dair yorumlar vardır. Yahşi Bey'in elindeki Bergama ve Edremit 1350 yılında Osmanlılarca alındı ve Beyliğin Bergama kolu da sona erdi. Beyliğin komutanlarından Hacı İlbeyi, Evrenos Bey, Ece Halil ve Gazi Fazıl Osmanlı hizmetine girdiler. Demirhan'ın oğlu Süleyman Bey Çanakkale-Troya kıyı bölgesinin hakimiydi. Bizanslılarla akrabalık ilişkilerini kullanarak, Osmanlılara karşı Bizans-Aydınoğulları ittifakına katıldı. Osmanlılar 1360'ta Çanakkale ve çevresini ele geçirerek Süleyman Bey'in egemenliğine de son verdiler.
    Karasioğulları, Osmanlılar'ın ilk ilhak ettikleri Türkmen Beyliği'dir. Karasioğulları, Dânişmendoğulları hânedânındandır. Karasi Bey'in babası Kalem Şâh Bey, onunki Yağdı Bey, onunki 1250 sıralarında ölen Nizâmeddin Suhrâb Bey, onunki Muzaffereddin Mahmud Bey, onunki Melik Yağıbasan, onunki Melik Gazi, onunki de Melik Dânişmend Gazi'dir. Dânişmendoğulları, devletlerini kaybettikten sonra, Bizans sınırında uç beyi olmuşlardı. Karasi Bey'le babası Kalem Şâh Bey, bu suretle Kuzeybatı Anadolu'da birçok yerleri Bizans'tan fethetmişler ve kesin şekilde Türkleştirmişlerdir. Karasi Bey, Balıkesir ve Bergama fâtihidir. Balıkesir, devletin merkezi olmuştur.
    1303 sıralarından 1345'e kadar takriben 42 yıl devam eden bu Türkmen prensliği, 1303-1308 arasında Selçuklu uç beyi olmuş, 1308-1335 arasında İlhanlılar'a, 1335-1345 arasında da Osmanoğulları'na yani Orhan Gazi'ye tabî bulunmuştur.
    Önceleri Güney Marmara'ya erişemeyen Karasioğulları, zamanla Kuzeye doğru ilerlemişler, Bizans'ı tamamen Güney Marmara'dan atmışlardır. Bu suretle bugünkü Balıkesir vilâyetine, Çanakkale vilâyetinin Asya topraklarına (Bozcaada hariç), Bergama, Dikili, Soma kazalarına hâkim olmuşlardır. Bu topraklar, 24.000 km2 eder.
    Karası Bey'den sonra torunu Demir Han Bey, hükümdar olmuştur. İkisinin arasında, Karası Bey'in oğlu ve Demir Han Bey'in babası olması lâzım gelen Aclân Bey vardır. 1335'te Osmanlı nüfuzuna giren Demir Han Bey, 1345'te bütün beyliğin Osmanlılar'a katılması üzerine Bursa'ya gelmiş, 1347'de orada ölmüştür. Oğlu Cüce Han Bey'le beraber Bursa'da Deveciler'de gömülüdür.
    Karası Bey'in diğer oğulları Yahşı Han Bey'le 1325 sıralarında Orhan Gazi'nin hizmetine girip 1345'te Karasıoğulları tarafından öldürülen Dursun Bey'dir. Yahşı Han Bey, babasının ölümü üzerine Bergama Beyi olmuştur. 1344'e kadar takriben 19 yıl Bergama'da kalmıştır. 1341 ve 1342'de iki kere Çanakkale Boğazı'nı geçip Gelibolu Yarımadasına çıkmışsa da, başarı kazanamamıştır. Mamafih, bu seferler, Osmanoğlu Süleyman Paşa'ya yol göstermiştir. Esasen bu bölgeleri çok iyi tanıyan Karası kumandanları, veliaht Şehzâde Süleyman Paşa'nın hizmetine girmişlerdir.
    Yahşı Bey'in oğlu olduğu sanılan Süleyman Bey de 1343'te Karasıoğulları'nın 3. Gelibolu seferini yapmıştır. 1345'te Osmanlılar'ın Çanakkale Beyi olan Süleyman Bey, 1361'e doğru yani Orhan Bey'in son zamanında ölmüştür. Bizans generali Vatatzes'in kızı ile evliydi. Oğlu Mustafa Bey, Mustafa Bey'in oğulları Kutlug Melik ve İsa Beyler, Kutlug-Melik Bey'in oğlu Mustafa Bey, İsa Bey'in kızı da Hundî Hatun'dur.

    Karesi Beyliği'nin toprakları



    Bugünkü Balıkesir Vilayetinin tamamı (Marmara Adaları hariç);
    • 1.Balıkesir
    • 2.Dursunbey
    • 3.Edremit
    • 4.Susurluk
    • 5.Burhaniye
    • 6.Ayvalık
    • 7.Gömeç
    • 8.Gönen
    • 9.Sındırgı
    • 10.Savaştepe
    • 11.Bigadiç
    • 12.Kepsut
    • 13.İvrindi
    • 14.Manyas
    • 15.Gönen
    • 16.Bandırma
    • 17.Erdek
    • 18.Havran
    Bugünkü Çanakkale Vilayeti (Biga,Bozcaada ve Gökçeada hariç)
    • 19.Ezine
    • 20.Ayvacık
    • 21.Bayramiç
    • 22.Çan
    • 23.Yenice
    • 24.Çanakkale
    Bugünkü İzmir Vilayetinden;
    • 25.Bergama
    • 26.Kınık
    • 27.Dikili
    Bugünkü Manisa Vilayetinden;
    • 28.Soma
    • 29.Akhisar
    • 30.Kırkağaç
    • 31.Demirci
    • 32.Gördes
    Karesi Beyliği'nin Türk Tarihine Katkıları
    • 1.Karesi Beyliği donanmaya sahip ender beyliklerden biriydi. Sahip olduğu bu donanma Osmanlı Devleti donanmasının çekirdeğini oluşturmaktadır.
    • 2.Karesi Beyliği donanması sayesinde Osmanlı Devleti Trakya ve Balkanlara çıkabilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı Beyliği'nin devlete geçişinde Karesi Beylerinin rolü büyüktür.
    • 3.Osmanlı'ya katılan ilk beyliktir.
    • 4.Karesi Beyliği'nin yöneticileri Hacı İlbey, Evranos Bey gibi şahsiyetler Osmanlı yönetimine büyük katkılar sağlamışlardır.
    Konu Mahsun tarafından (02-09-2010 Saat 01:43 AM ) değiştirilmiştir.










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





Toplam 2 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 12

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •