Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958
Almanya Türkleri
  • Üye Girişi:
Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Exclamation Almanya Türkleri

    Almanya Türkleri


    Toplam Nüfus: 2.700.000
    Önemli Bölgeler: Frankfurt, Berlin, Köln, Hamburg, Düsseldorf, Münih, Stuttgart, Mannheim
    Dil(ler)

    • Ana dil: Türkçe
    • İkinci dil: Almanca
    Din(ler): İslam
    İlgili Etnik Gruplar: Almanya Kürtleri, Almanya Zazaları, Türk halkları
    Geçtiğimiz 40 yıl içerisinde Türkiye'den Almanya'ya 3 milyon civarında insan göç etmiştir. Ekonomik alanda olduğu gibi kültürel alanda da kendisini gösteren bu azınlığa Almanya Türkleri, Gurbetçiler ya da kullanımı artık pek yaygın olmayan çeşidiyle Almancılar denir. Avrupa'daki Türkler ya da Avrupalı Türkler ise genel terimiyle Türkiye'den Avrupa'ya göç eden insanlara denir.

    Konu Başlıkları


    1. Sıfat
    2. Tarih
    3. Solingen katliamı
    4. Almanya'daki Türk toplumu
      • 4.1 Demografi
      • 4.2 Din
      • 4.3 Dil
    5. Eğitim
    6. Kültür ve Sanat
      • 6.1 Film ve Dizi
      • 6.2 Almanya'da Türk sanatçıları
    7. Politik Yaşam
    8. Sivil Toplum Örgütleri










    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  2. Aşağıdaki Üyeler Mahsun Adlı Kullanıcıya Bu mesajından Dolayı Teşekkür Etti:

    vatanaski (09-10-2010)

  3. #2
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Standart

    Sıfat
    Almanya'daki Türk nüfusunun tanımı oldukça karmaşıktır. İlk başlarda Almancılar diye tanımlanan grup, bu sıfatı günümüzde aşağılayıcı bir anlam kazandığı için artık benimsememektedir. Gurbetçiler tanımı ise özellikle yeni kuşak tarafından benimsenmemektedir, çünkü yaşadıkları ülkede kalıcı konuma geçmiş, değişik meslekleri ifa eden ve bazıları yaşadıkları ülkenin yurttaşlığına geçen insanlardır. Almanya Türkleri kavramı ise, bu topluluğun anlamını en doğru biçimde karşılamaktadır, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin bu kavramı resmi olarak kullanması talep edilmektedir.
    Almanya'da Almanca olarak öncelikle yabancı misafir işçi (Gastarbeiter) olarak adlandırılmışlardır. Alman toplumu, Almanya'ya işçi alımı ile gelen insanları sadece iş için gelen misafirler olarak görmüşlerdir. Bugün küreselleşmenin etkisiyle ve de buna bağlı olarak sosyal anlayışın gelişmesiyle yabancı vatandaşlar (Ausländische Mitbürger) olarak sıfatlandırılmaktadırlar.

    Tarih
    İlkler Osmanlı devletinin meslek eğitimi için yolladığı ve Alman sanayisinde eğitim gören ve özellikle savunma sanayisinde çalışmış olan Türklerdir.
    1960'larda iş gücüne ihtiyaç duyan Almanya, daha önce İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelere kapılarını açmış ve sonunda Türkiye'deki insanlara da göç imkânı tanımıştır. Esas olarak bu göçmenlerin Almanya'daki maddi durumları Türkiye'dekilere göre daha iyi bir konumdaydı. Amaçları çalışıp, para biriktirerek Türkiye'ye kısa bir süre içinde geri dönmek olan bu grubun çok az bir kısmı Türkiye'ye geri dönmüştür. Büyük bir çoğunluğu ailelerini Türkiye'den getirterek Almanya'da yaşamaya devam etmişlerdir. Ancak Almanya 1973'te göçmenlere kapılarını kapatmıştır. Buna rağmen Türkler, ya yasa dışı yollardan sığınma amacıyla ülkeye giriş yapmaya devam etmişlerdir. 1980'de Türkiye'ye geri dönmeleri amacıyla yapılan mali yardımlar da bir sonuç getirmemiş, göç sürmüştür. Almanya'daki göç sorununun en büyük sebebi olarak, Almanya'nın ABD ve Avustralya'nın aksine kendisini bir "göç ülkesi" olarak görmemesi ve de uyum için gerekli önlemleri başından almaması gösterilmektedir.
    Türkiye'den göç eden göçmenler Almanya'da kendilerini birçok alanda göstermiş, özellikle kültür ve ekonomi alanlarında etkin olmuşlardır. Anayurtlarına olan bağlarını Türkiye'ye yaptıkları yıllık tatillerle koparmamışlardır. Türk basınını ise gerek televizyondan gerekse gazetelerden izlemekte olup, birçoğu, Hristiyan yaşam biçiminin hakim olduğu Almanya'da, İslamî değerlere göre yaşamayı sürdürmektedir.


    Solingen Katliamı
    29.05.1993 günü ırkçı almanların saldırıları Solingen şehrinde doruk noktayı buldu. Irkçı gençlerin kurban seçtikleri komşuları Türk soydaşlarımızın evini kundaklanarak, 5 Türk'ün alevler arasında ölmesine, genç ailesinin diğer ferdlerininde ağır yaralarla canlarını kurtarabilmesine sebep olmuşlardır. Komuoyunu ve özellikler Almanya'daki Türkleri gelayana getiren olaydan sonra tutuklanan ırkçı gençlerin aldıkları cezalar, Türkler arasında memnuniyet yaratmadı.
    24 yaşındaki Markus G. 5 kez cinayetten, 14 kez ölüme teşebüsten ve yangın çıkarmaktan 15 yıl hapise, 18 yaşındaki Felix K., Christian R. (19) ve Christian B. (22) gençlik kanunun verdiği en ağır cezalarla 10 sene hapise mahküm oldular. Cezaları daha sonra 1997 de Federal Üst Mahkemede tescil edildi. Sanıklar Genç ailesine tazminat ödemeye mahkum edilmiş olsalarda, bu tazminat sanıkların halen cezaevinde olmaları veya gelirsizlik ve ikametgahının bellirsizliği sebebi ile tahsil edilememektedir.
    Cezalarını çeken 3 sanık tahliye oldular. Genç ailesinin acılarına rağmen her iki toplumun barışcıl yaşama çağrıları sonucu Mevlüde Genç'e liyakat madalyası verildi.

    Benim için en duygusalı, Genç ailesinin tavrıdır. Kinsiz, vedasız; tam tersi kişiler ve milletler arası barışa çağrıcı. Bu böyle bir vehim ve korkunç olayda bir olumlu sinyaldir.
    – Cumhurbaşkanı Johannes Rau, 10. Anma yılında
    Solingen katliamı öncesi ve sonrasında saldırıların ve cinayetlerin sonu gelmedi.


    Almanya'daki Türk Toplumu

    2006 Dünya Kupası için Berlin Neukölln'de elde hazırlanmış sembolik bir Alman-Türk bayrağı. 10.000 adet basıldığı söylenmektedir.

    Almanya Türkleri 1960 ve sonrasında iş bulmak amacıyla gittikleri Almanya'da günümüze dek sayıları katlanarak yaşamışlardır ve şu anda 3'ncü nesile ulaşmışlardır. Almanya Türkleri heterojen bir gruptur. Türk Devleti bütün vatandaşlarını Türk olarak tanımladığı için, bu tanım içinde bazı farklı etnik kimlikleri de barındırır. Ancak bu grubun hemen hemen hepsi Türkçeyi ana dil olarak konuşur. Almanya'da, Kıbrıs, Suriye ve Balkanlar'dan giden, bu ülkelerin vatandaşlığında olan Türk kökenliler de bulunur.
    1974 senesinde Almanya'nın petrol kırizinden sonra getirilen göçme yasağından sonra, Türk vatandaşları evlenme, aile birleşimi, kaçak veya ilticai sebeplerle yine de bir yollarını bulup gelmişlerdir. Alman devleti bunu takip eden senelerde, yeniden düzenlenen iltica, göçmen ve vatandaşlık yasaları ile bu akımı engellemek için yasal baraj koymaya çalışmışdır. İltica etmek isteyenlerin baş listesini bugüne kadar Türk vatandaşları çekmektedir.
    Federal Almanya İstatistik Dairesinin 2002 sayılarına göre, Almanya'da yaşamakta olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 1.912.200 olarak verilmektedir. Bu sayılara 2002 sonuna kadar Alman vatandaşlığına geçmiş olan toplam 565.766 kişiyi de eklemek gereklidir. Bu durumda Almanya'daki Türk nüfusunun 2.477.966, buna istatiki bilgilerin güncel olmadığından yola çıkarak tahmini 100.000 daha eklersek, 2,5 milyondan fazla olduğu söylenebilir.
    Almanya'ya ilk gittiklerinde 'misafir işçi' olarak adlandırılmışlarsa da, bu ülkede geçici olmadıklarını söylemek mümkündür. Bugüne kadar 620 bin Türk vatandaşı (Alman İstatistikler Dairesi) Alman vatandaşı statüsündedir. Alman vatandaşlığına geçiş ile Baden-Württemberg eyaleti "vicdani test" yasasını 1 Ocak 2006'da yürürlüğe koydu. Müslümanların namus cinayetinden eşcinselliğe, tartışmalı konulara yaklaşımını ölçen test, ayrımcı ve aşağılayıcı bulunuyor.

    Demografi
    Türkler Almanya'da hemen hemen her önemli şehirde yoğun bir şekilde yaşamakla birlikte, sanayi merkezlerinde sayıları daha yoğundur. Frankfurt, Berlin, Köln, Hamburg, Düsseldorf ve Münih Türk azınlığın yaşadığı Almanya şehirlerinin başlıcalarıdır.

    Din
    Heterojen bir grup olduklarι için mezhep farklılıkları da bulunmaktadır, Gayri müslim (Süryani, Yezid vs.) eski Türk vatandaşların çoğunluğu Almanya'ya ilticacı statüsü ile geldiklerinden ve bulundukları sosyal ve dini konumları sebebi ile en kısa zaman içinde Alman vatandaşlıklarına kavuşuyor. Bu yüzden Almanya'daki Türk toplumunun içinde herhangi bir faal faaliyet içinde değildirler.
    Din ve camii Almanya'da yaşayan Türk toplumu için önemli bir rol oynamaktadır. Almanya'nın İslamiyeti resmi din olarak kabul etmediği ve özerk statüsü bulunmadığı için dernek kanunlarının verdiği imkânlarla dernek çatısı ve sıfatı altında düzenlenmekte. Satın alınan, bina, depo veya atıl fabrika binalarına yapılan düzenlemelerle dini ihtiyaçlar giderilmeye çalışılmaktadır.
    Diyanet işlerinin desteklediği Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) organizasyonuna üye binlerce Türk vatandaşı vardır. Bu organizasyon Türkiye'nin anayasal düzenine bağlıdır. Bunun yanında diğer uçlara yönelik organizasyonlar olup, en başında Milli Görüş ile binlerce üyesi vardır. Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı, Milli Görüşü devamlı izlemekte ve Alman Anayasayısını tehdit edici olarak sınıflandırmaktadır.
    Almanya'da daha aktif olan bir Alevi toplumu bulunup, çeşitli şehirlerde bulunan Cemevleri ile sıkı bir organizasyona girişmişlerdir.
    Bu zamana kadar birçok milletin dağılmış İslamî dernekleri 4 büyük İslam federasyonları altında toplanmışlar. Alman hükümetinin kendi karşılarında bir muhatap olacak İslam Kurulunun kurulabilmesi için 2007 senesinde toplanan 4 büyük İslami federasyon ortak çalışma ve adım atma kararı aldı. Bu kurul daha sonra Alman hükümeti ile ilk toplantısını Eylül 2006'da Federal İçişleri Bakanı Dr. W. Schäuble'nin büyük özverisi ile yapmıştır. Bu konferans 15 İslamî federasyon temsilcisi, 15 eyalet ve hükümet temsilcilerinden oluştu. Konferansta Alman müslümanlarla Ahmediye cemaati bulunmadılar. Alevi organizasyonunda bir İslamî toplum temsilcisi olarak davet edilmesi ve katılması da kayda değer bir bilgidir. Milli Görüş, "Siyasi İslam" tarzı sebebi ile konferansa çağırılmamıştır.
    Konferansa katılan organizasyonlarin temsilcileri:

    • Bekir Alboğa, Mehmet Yıldırım, DİTİB
    • Ayyub Axel Köhler, Alman Müslümanları Merkez Kurultayı
    • Ali Kızılkaya, Almanya Cumhuriyeti İslam Kurultayı
    • Ali Toprak, Almanya Alevi Cemaati
    • Mehmet Yılmaz, İslami kültür merkezleri
    İkinci Almanya İslam konferansı Mayıs ayının başında Alman hükümetinin başkanlığında toplanmış olup somut sonuçlar vermeden bitmiştir.

    Dil
    Almanya'daki Türklerin ana dili Türkçedir. Ancak yeterli derecede Türkçe öğrenemeyen göçmen çocuklarının Almanca öğrenmekte de sıkıntılar çektiği gözlenmektedir. Bunun sonucunda bugün Almanya Türkçesi diye tabir edilen, Türkçe ile bazı Almanca sözcüklerin karışımından oluşan bir lehçe söz konusudur.
    Her iki dilin de diğerine göre daha kısa ve yerleşmiş sözleri olduğundan, insan aklı kendiliğinden en basit sözcüğe yönelir, yani en alışık olduğu sözcüğü telaffuz eder. Günlük hayatlarında karşılaştıkları kavramların pek çoğunun Türkçesini bilmemeleri ya da o an akıllarına gelmemesi de bu oluşuma yol açar.
    Türklerin Türkçedeki yetersizliklerinin tek sebebi ebeveynler değildir. Bavyera eyaleti Türkçe derslerini bir ya da iki yıl içerisinde tamamen kaldırmayı planlamaktadır. Berlin'de okullarda Türkçe konuşulması yasaklanmış, Hessen'de ana dil eğitimi yürürlükten çıkarılmıştır. Almanya'nın uyum adı altında yürüttüğü bu politika, asimile edilmeye çalışıldıkları gerekçesiyle Türkler tarafından eleştirilmektedir.
    Ancak Türk televizyon ve gazeteleri sayesinde dildeki bu biçimlenmeden etkilenmeyen ya da daha az etkilenen insanlar da vardır. Özellikle eğitim düzeyi daha yüksek olanlar, gerek Türkçeyi gerekse Almancayı daha düzgün konuşabilmektedirler. Ayrıca "23 Nisan Çocuk Şenlikleri" kapsamında okunan Türkçe şiirler, söylenen Türkçe şarkılar da çocukların Türkçesini pekiştirmektedir. Bu sebeple Alman okullarının Türkçeye daha kapsamlı yer vermesi ve hatta İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca gibi seçmeli ders statüsüne yükseltilmesi talep edilmektedir.



    Eğitim
    Almanya Türklerinin eğitim durumuna gelmeden önce, Alman eğitim sistemine göz atmakta fayda var. Alman eğitim sistemi dört katmandan oluşmaktadır ve eyaletten eyalete farklılıklar göstermektedir. Kabaca Alman eğitim sistemini şu katmanlara ayırabiliriz:


    • Temel eğitim (4 yıl) - ilkokul (Grundschule)
    • İkincil eğitim I (5 - 8 yıl) - ortaokul (Hauptschule), orta dereceli lise (Realschule), yüksek dereceli lise (Gymnasium)
    • İkincil eğitim II (2 - 3 yıl) - meslek okulları (Berufsfachschule, Fachschule), teknik yüksek okulları (Fachoberschule, berufliches Gymnasium)
    • Yüksek eğitim - Üniversite (Uni), Yüksekokul (Fachhochschule)

    6 yaşını dolduran her çocuk 4 yıllık ilkokula (Grundschule) gönderilir, öğrenme güçlüğü çeken çocuklar ise ebeveynin onayını almak suretiyle 9 yıllık Sonderschule'ye gönderilir. İlkokul son sınıfta erişilen not derecesine göre çocuklar 5 yıl sürecek olan ortaokula (Hauptschule), 6 yıl sürecek olan orta dereceli liseye (Realschule) veya 8 yıl sürecek olan yüksek dereceli liseye (Gymnasium) yerleştirirler. Sonderschule'yi bitiren bir çocuk, ek olarak 1 yıl daha okuyarak ortaokul diplomasına sahip olabilir. Aynı şekilde ortaokulu bitiren bir çocuk, yine dereceye göre 1 yıl 10. sınıfı okuyarak veya doğrudan 2 yıllık meslek okulunda okuyarak orta dereceli lise diplomasını alabilir. Buna ek olarak orta dereceli liseyi bitirmek suretiyle 2 veya 3 yıl meslek / teknik yüksek okullarında okuyarak yüksek dereceli lise diplomasına sahip olunabilir. Yüksek dereceli lise diplomasına sahip herkes, belirli derecelere göre üniversitede veya yüksekokulda okuyabilirler.
    Almanya Türklerinin nüfuslarına rağmen eğitim alanında oldukça zayıf oldukları söylenebilir. Buna gerekçe olarak ise 4. sınıftan sonra öğrencileri ilkokuldan ortaokula, orta liseye veya yüksek liseye yerleştirme sürecinde, Türk çocuklarının Almancaya yeterince hakim olmamaları sebebiyle genelde ortaokula yerleştirilmeleri gösteriliyor. Ancak yeni kuşakta eğitime ilgi geçmişe oranla daha iyi bir durumdadır.
    Çocukların eğitim ve kültür seviyesi ebeveynlerin kültür ve varlık seviyesi ile de ilgilidir. Yüksek eğitime veya meslek eğitimine başlayan ve başarı ile bitirenlerin sayısı gün geçtikçe çoğalsa da yaşadıkları ülkenin ortalamasına göre zayıftır. Türk çocuklarının ve gençlerinin Alman eğitim sisteminde bocalamasında ve başarısızlığında en büyük sorumluluk, ebeveynlerin yetersiz veya hiç olmayan eğitim seviyesi ile onların maddi imkânsızlıkları veya diğer maddi değerlere daha öncelik vermeleridir. Burada özellikle kız çocukları toplumsal baskı ve bırakılmak istenmeyen gelenek ve görenek bahaneleri ile yoksun bırakılmaktadırlar.


    Berlinli Türklerin eğitim seviyesi

    2002'de yapılan bir araştırmaya göre Berlin'de yaşayan Almanyalı Türklerin eğitim düzeyi:

    • % 11'i - Okul terk / Diplomasız (Kein Abschluss)
    • % 46'sı - İlk ve ortaokul (Hauptschule veya Volksschule)
    • % 25'i - Orta dereceli lise (Mittlere Reife / Fachschulreife)
    • % 12'si - Yüksek dereceli lise (Hochschule (Abitur) veya Fachhochschulreife)
    • % 7'si - Üniversite / Yüksekokul (Universität / Hochschule veya Fachhochschule)
    Alman eğitim sisteminin fakir, göçmen, mülteci ve engelli çocuklara ayrımcılık uygulanmasına yol açtığı BM'nin insan hakları raporuna da yansımıştır.

    Kültür ve Sanat

    Film ve Dizi

    Türk asıllı göçmenlerin sorunları şu sıralarda birçok filme konu olmaktadır. Buna önayak olan ilk kişilerden biri de "Angst essen Seele auf" (Korku ruhu yer) filmiyle Rainer Werner Fassbinder'dir.
    1998 yılında Kutluğ Ataman'ın "Lola und Bilitikid" adındaki özellikle eşcinsel Türklerin sorunlarını işleyen film yayına girdi. 2000 yılında ise Lars Becker'in bir mafya filmi olan "Kanak Attack"ı gösterime girdi. Türk yönetmen Fatih Akın ise 1998'de "Kurz und schmerzlos" (Kısa ve acısız) ve 2004'te Berlin Altın Ayı ödülünü kazanan "Gegen die Wand" (Duvara Karşı) adlı filminde Türk göçmenlerin yaşadıkları sorunları işledi.
    Bunun dışında son zamanlarda Alman televizyonlarının Türk nüfusuna olan ilgisi şaşırtıcı derecede artmıştır. Özellikle "Alle lieben Jimmy" ve sonrasında "Türkisch für Anfänger" dizileri ARD ve RTL'de yayımlanmaya başlamış, bazı basın yayın organlarınca yılın en iyi "televizyon olayı" olarak görülmüştür. Şüphesiz bu ilginin arkasındaki asıl sebep, Türkleri Alman kanallarını izlemeye teşvik ederek yüksek izlenme oranları sayesinde gelir sağlamaktır.

    Almanya'da Türk Sanatçıları
    Alman görsel medyasında çeşitli kabere ve tiyatro faaliyetlerinde bulunan Türk ve Türk asıllı sanatçılar bulunmaktadır. Komedi dalında başarılı çalışmalar dışında çeşitli önemli televizyon ve film oyuncuları bulunmaktadır. Fatih Akın gibi ödül almış film yapımcıları Alman film dünyasındaki yapıtları ile isim yapmıştır. Ödüllü filmi 'Gegen die Wand' ile Almanya'daki Türk toplumunun sosyal sorunlarını ele almıştır.
    Türklere atfen vizyonda olan ARD dizisi 'Türkisch für Anfänger' (Yeni Başlayanlar İçin Türkçe) ve RTL'de oynayan 'Alle Lieben Jimmy' (Herkes Jimmy'yi Seviyor) dizileri sayılabilir (2007).
    Almanyalı Türkler içerisinde roman ve öykü yazan Fakir Baykurt, Renan Demirkan, Akif Pirinçci sayılabilir.

    Politik Yaşam
    Almanya'daki Türkler seçme ve seçilme haklarını kullanabilmek için Alman vatandaşlığına geçmek zorundadırlar. Alman vatandaşlığına geçiş SPD'nin iktidar döneminde artmayıp düşmeye başladı. Yine de her seçim döneminde etkileri artmakta. Genel desteği düşen SPD'nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) son iki seçimde Türklerden aldığı oylardaki katkısı çok çarpıcı olmuştur.
    Almanya Türkleri, Almanya siyaseti, medyası, ticareti vs. üzerinde fazlaca etkiye sahip değilken, yeni dönemde etkilerinde ciddi bir artış gözlenmektedir.
    Türkiye Cumhuriyeti'nin Almanya Türkleri üzerinde ciddi bir stratejisinin bulunduğu söylenemez. Düne kadar Almanya Türkleri sadece işçi olarak görülmüş ve getirdikleri döviz üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda işçiler kendi sorunlarını çözmek zorunda kalmışlar, daha doğrusu sorunları ile başbaşa bırakılmışlardır. İşçi dövizleri uzun yıllar Türkiye'nin döviz ihtiyacını karşılamıştır. Ancak son dönemde Almanya'daki Türkler kazançlarını Almanya'da değerlendirmeyi tercih etmektedirler. Her geçen yıl Türkiye'yi ziyaret eden Almanya Türkünün sayısı azalmaktadır. Geçmişte tatillerini düzenli olarak 'memleketlerinde' geçiren Türkler günümüzde daha çok Almanya'yı, ya da Türkiye'deki tatil yerlerini tercih etmektedirler.

    Sivil Toplum Örgütleri
    Türklerin yoğun yaşadıkları yerleşim bölgelerinde Türk-Alman Kültür Dernekleri bulunur. Bunlar çeşitli kültür, eğitim ve uyum çalışmalarında bulunmaktadırlar.
    Almanya Türklerinin en büyük sivil toplum kuruluşu 870'i aşkın bağlı derneğe ulaşan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'dir (DİTİB). Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Almanya'daki müslümanların % 70'ini temsil etmektedir. Bu kuruluş Almanya genelinde kendisine bağlı dernekleri koordine ederek, dini, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler gerçekleştirmektedir.
    Almanya'nın hoşgörülü dernek yasalarından yararlanan ve çeşitli amaçlı siyasi veya kültürel Türk dernekleri mevcuttur. Türk Alman Sağlık Vakfı ise yurttaşların sağlık sorunları yanında çeşitli hayır işlerini yapmakta olan bir sivil toplum örgütüdür.

    Türk-Alman ilişkilerinin tarihi, 800 yıl öncesine kadar uzanmaktadır.

    12. yüzyıldaki İkinci Haçlı Seferi sırasında, Kutsal Roma-Germen İmparatoru I. Friedrich Barbarossa,

    Ordusunun başında Selçuklu başkenti Konya'ya kadar gelmiştir.




    Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan ile Friedrich Barbarossa arasında bir anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşmaya göre, Türkler, Alman ordusunun Kilikya'ya geçmesine izin vermişlerdi. Ne var ki İmparator Friedrich Barbarossa, 1190 yılında, İçel-Göksu ırmağında yıkanırken boğulmuş, bu olaydan sonra başsız kalan Alman ordusu tümüyle dağılmıştır.

    I. Friedrich Barbarossa'nın yeğeni İmparator von Hohennstaufen III. Konrad ise, III. Haçlı Seferleri sırasında ordunun başında Anadolu'ya gelmiştir. İmparator Konrad, Anadolu Selçukluları Devleti Sultani I. Rükneddin Mes'ud
    ile çatışmış olmasına karşın,
    iki lider arasında dostça ilişkiler de kurulmuştur.

    Ardı ardına iki Alman imparatorunun Kudüs'e ulaşmak amacıyla Anadolu'ya gelmiş olmaları, birçok Alman tarihçilerinin dikkatini "Küçük Asya" (Kleinasien) dedikleri Anadolu üzerinde toplamıştır.












    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





  4. #3
    B U R D A Y I M Mahsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Almanya
    Mesajlar
    9.498
    Konular
    2572
    Teşekkür
    76
    Aldığı Teşekkürler: 104
    Rep Puanı
    256929

    Standart

    Selçuklulardan sonra, Anadolu beylikleri arasından güçlenerek çıkan ve kısa sürede bir devlet kuran Osmanlıların Orta Avrupa'ya kadar uzandıkları yıllarda...




    Türk-Alman ilişkilerinin politik düzeyde yeniden başladığı görülmektedir.

    Osmanlıların Avrupa'da en yaygın ve en güçlü olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda, her iki ülke arasında sınır komşuluğu olmamakla birlikte, Avrupa'nın Osmanlılara karşı birleşmelerinde Alman siyasi topluluklarının ihtiyatla yer aldığı ve barışçıl bir tutum sergilediği bilinmektedir.

    Kanuni Sultan Süleyman

    zamanında, Almanya'yı, Avusturya'nın tamamını ve İtalya'nın bir bölümünü elinde bulunduran V. Karl, 1554 yılında Kardinal Busbeck'i tam yetkiyle Osmanlı Devleti nezdinde Avusturya Elçisi olarak görevlendirmiştir. Busbeck, İmparator V. Karl'a ve Alman devlet ileri gelenlerine Osmanlı Devleti ve Kanuni Sultan Süleyman hakkında övgü dolu mektuplar yazmıştır. Askeri işlerde Türklerin üstün gücüne karşı alınması gerekli önlemleri tavsiye etmiştir.

    1556 yılında V. Karl'ın ölümünden sonra Alman birliği dağılmış, bugünkü Alman coğrafyasında küçük Alman prenslikleri ortaya çıkmıştır.

    Kanuni döneminde girişilen Birinci Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı ve Alman askerlerinin karşı karşıya geldiklerine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, Alman prensliklerinin bir kısmının Osmanlılara karşı Avusturya'nın yanında yer aldıklarını düşünmek yanlış olmayacaktır.

    Türk ve Alman askerlerinin birbirleriyle çatıştıkları son savaş ise, 1683 yılındaki İkinci Viyana Kuşatması olmuştur. Kuşatma sırasında Avusturya'ya yardıma gelenler arasında Hannover Prensi Ernst August'un oğlu Veliaht Prens Ludvig komutasında bir Alman birliği de bulunmaktaydı. Sözkonusu Hannover birliği Şemdinli Derviş Mehmet ve Hasan isimli iki Osmanlı sipahisini esir alarak Hanover'e getirmişlerdir. Bu iki Osmanlı askeri sekiz yıl sonra Hannover'de ölmüşler ve islami geleneklere uygun biçimde toprağa verilmişlerdir. Mezarları Hannover Başkonsoloslouğumuz ve Hannover Belediyesi'nin işbirliği ile restore edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

    Bu muharebe dışında, Türk ve Alman halkları üçyüz yılı aşkın süredir birbirlerine kurşun sıkmamışlardır. Avrupa kıtasının yaşadığı iki büyük dünya savaşı da dahil olmak üzere yüzlerce kanlı savaş gözönünde tutulduğunda, Türk ve Alman devletleri arasında yüzyıllardır süren barışçıl ilişkilerin, Avrupa siyasi tarihinde istisnai bir durum olduğunu tespit etmek yanlış olmayacaktır.


    1556 yılında V. Karl'ın ölümünden itibaren, küçük Alman prensliklerinin hakimiyeti altında dağınık bir siyasi görüntü çizen Almanya coğrafyasında, 18. yüzyılın başlarında kurulan Prusya krallığı, zamanla Avrupa'da askeri bir güç olarak kendisini göstermeye başlamıştır. Prusya Devletinin kurulması, Osmanlı İmparatorluğu açısından büyük önem taşımaktadır. Zira, Prusya, Avusturya ve Rusya'ya karşı Osmanlı Devletinin çıkar birliğine girebileceği bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim, Prusya Kralı Friedrich'i ilk kutlayan başkent İstanbul olmuş; Asım Efendi'nin başkanlığında 15 kişilik bir heyet Berlin'e gönderilmiş; böylelikle iki ülke arasında ilk resmi münasebet tesis edilmiştir. Prusya Kralı Friedrich, Johannes Jorgowsky'i 1721 yılında "irtibat temsilcisi" olarak İstanbul'a göndermiştir.

    1740 yılında Prusya tahtına oturan II. Ferdinand ve arkasından tahta geçen oğlu I. Wilhelm de, stratejik nedenlerle, o dönemin en güçlü ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu ile dostluğun geliştirilmesine büyük önem vermişlerdir.

    1755 yılında Prusya Kralı II. Ferdinand, Kont Karlo E. Rexin'i İstanbul'a Elçi tayin etmiştir.

    1761 yılında, İstanbul'da Sadrazam Koca Ragıp Paşa ile Prusya Elçisi Kont Karlo E. Rexin tarafından Osmanlı İmparatorluğu ile Prusya Krallığı arasındaki ilk "Barış ve Dostluk Anlaşması" imzalanmıştır. Bu anlaşmaya dayanılarak, Osmanlı Elçisi Ahmet Resmi Efendi, bu ülke nezdinde tayin edilen ilk Osmanlı Elçisi olarak 1763 yılında Berlin'e gönderilmiştir. III. Selim zamanında, 1790 yılında, iki ülke arasındaki Dostluk Anlaşması yenilenmiştir.

    19. yüzyıl, Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı sayılır. Uzun bir geçmişe sahip olan ikili siyasi ilişkiler, bu dönemde askeri ve teknik işbirliğine dönüşmüş ve zamanla kültürel ve ticari alanlara da yayılmıştır. Bir önceki yüzyılda Osmanlı yönetiminini etkisi altına alan Fransız hayranlığı, 19. yüzyılda yavaş yavaş yerini Alman hayranlığına bırakmıştır.

    1836-1839 yılları arasında Türk ordusunda askeri müşavirlik yapan Alman Mareşali Helmuth von Moltke'den başlayarak birçok Alman askeri uzman Türkiye'ye gelmiştir. 1882 yılında, Harp Okulu'nu ve Türk ordusunu yeni bir düzene sokmak üzere, General von der Golz'un başkanlığında bir Alman askeri heyeti Türkiye'de uzun süre çalışmalar yapmıştır.

    1840 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Prusya Krallığı arasında Ticaret Anlaşması imzalanmıştır.

    İki ülke arasındaki kültürel ilişkiler alan_nda da bu dönemde ilerleme kaydedilmiştir. 1845 yılında Leipzig'te Türkiye'yi içine alan Alman Şarkiyat Kurumu (Deutsche Morgenländische Gesellschaft) kurulmuştur. Daha sonra bunu başka bilim ve araştırma kurumları izlemiştir. Alman bilim adamları ve teknisyenleri, Osmanlı Devleti'nden aldıkları özel izinlerle Türkiye'de arkeolojik araştırma ve kazılar yapmışlardır. Arkeolog Heinrich Schliemann, Truva hazinelerini gizlice Almanya'ya kaçırırken, Alman mühendis Karl Humann, Bergama Akropolü'ndeki görkemli Zeus Tapınağı'nı hiçbir engelle karşılaşmadan Berlin'e taşımıştır.

    I. Wilhelm'dan sonra tahta geçen II. Wilhelm, 1888 yılında izlemeye başladığı "Dünya Politikası" (Weltpolitik) çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu ile yakın ilişkiler kurulmasına özen göstermiştir. Bu dönemde, Sultan II. Abdülhamit, Rus ve İngiliz ortak tehdidine karşı Almanya'ya karşı yakınlaşma ihtiyacı duymuştur.


    I. Wilhelm, 1889 ve 1898 tarihlerinde iki kez İstanbul'u ziyaret etmiştir.

    1898 yılında, Bağdat demiryolu hattının tamamlanması için Osmanlı İmparatorluğu ile Deutsche Bank arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma sonucu kurulan "Anadolu Demiryolları Şirketi" bünyesindeki Türk-Alman ortaklığıyla Bağdat Demiryolu hattı projesi hayata geçirilmiştir.

    Bu dönemde ayrıca, İstanbul'da Alman okulları ve hastaneleri açılmış, birçok Türk subayı ve öğrencisi Almanya'ya eğitim görmek üzere gitmiştir.

    Türklerin Almanya'daki mevcudiyetleri ve Alman ekonomilerine katkıları I. Dünya Savaşı öncesindeki dönemde de görülmektedir. 1913 yılında eğitim ve çalışma amacıyla Berlin'de 1301 Türk yaşıyordu. Çalışanların büyük bölümü tütün sanayiinde istihdam edilmişti. 1913 yılında Berlin'de sanayi ve ticaretle ve bilim ve teknoloji ile ilgili iki Türk gazetesi yayınlanmıştır. 1917 yılında "Yeni Türkiye" (Die neue Türkei) dergisi iki dilde yayınlanmaya başlamıştır.

    Sultan Abdülhamit'in Almanya'ya gösterdiği yakınlık, İkinci Meşrutiyetle birlikte iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi liderlerince de sürdürülmüştür. Nitekim, İttihat Terrakki'nin yayın organı "Osmanlı" dergisinin 1 Ocak 1900 tarihinden itibaren Almanca nüsha çıkardığı bilinmektedir.

    Birinci Dünya Savaşının öncesinde 1908 Haziran ayında İngiltere ve Rusya'nın Osmanlı mülkünün akibetini kararlaştırmak üzere gerçekleştirdikleri Reval görüşmesine, Almanya'nın katılmamış olması İttihat Terrakki liderlerinde, Almanya'nın Osmanlı'nın vazgeçilmez müttefiki olduğu inancını kuvvetlendirmiştir.

    Osmanlı Devleti, Almanya'ya duyduğu büyük yakınlığa rağmen, Birinci Dünya Savaşının ilk aylarında tarafsızlığını muhafaza etmiştir. Ancak, İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alındıkları açıklanan Gobel ve Braslav adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimleriyle ve Türk bayrağı altında 1914 yılında Sivastopol'u bombardıman etmeleri ve Karadeniz'de Rus donanmasıyla çatışmaya girmeleri üzerine, Osmanlı Devleti kendisini Almanya'nın yanında savaşın içinde bulmuştur.

    Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya'nın ittifak halinde bulunduğu I. Dünya Savaşı'nda Alman General Liman von Sanders Osmanlı Ordusu'nu yeniden örgütlemekle görevlendirilmiştir. Liman von Sanders, Çanakkale, Filistin ve Suriye Cephelerinde Osmanlı Ordusuna komuta etmiştir.

    II. Wilhelm 1917 yılında, üzerinde Osmanlı askeri üniforması ve kalpağı olduğu halde üçüncü kez İstanbul'u ziyaret etmiştir. Aynı yıl Osmanlı Veliaht Prensi Vahdettin de Berlin'e iade-i ziyarette bulunmuştur. Vahdettin'in Berlin ziyareti sırasındaki heyeti içinde Anafartalar Kahraman_ ve 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal de "Ordu Temsilcisi" olarak yeralmaktaydı.

    Türkiye-Almanya diplomatik ilişkileri, Birinci Dünya Savaşını müteakip, 30 Ekim 1918 tarihli Mondoros Mütarekesiyle kesintiye uğramıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşını takiben, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya arasında 3 Mart 1924 tarihinde Dostluk Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmanın yürürlüğü girdiği 16 Mayıs 1924 tarihinde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler tekrar tesis edilmiştir.

    Cumhuriyet döneminde Almanya nezdindeki ilk Büyükelçimiz Korgeneral Kemalettin Sami Gökçen, 1929 yılında Berlin'de göreve başlamıştır.

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra her ülke de daha ziyade kendi iç meseleleri ve kalkınma konularıyla meşgul olduğundan, yoğun ikili ilişkiler görülmemiştir. Bununla birlikte İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam eden bu dönemde iki ülke arasında Konsolosluk Anlaşması (1929) ve Ticaret Anlaşması (1930) imzalanmıştır.

    İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında, Nazilerden kaçan pek çok Alman bilim adamı, 1933 yılından itibaren Türkiye'ye sığınmış ve özelikle üniversitelerimizin yapılanması, sanat ve kültür hayatımızın batılı normlara uygun olarak canlandırılması, başlıca sanayi tesislerinin kurulması ve şehircilik ve belediyecilik gibi alanlarda değerli katkılar sağlamışlardır. Bu dönemde tıp, mühendislik gibi birçok alanda Alman teknolojisi Türkiye'ye girmiştir. Türkiye başta hukuk olmak üzere Alman literatürüyle tanışmıştır. Almanca dili Türk aydınları arasında yaygınlaşmıştır. Alman sanat adamları, Türkiye'de tiyatro ve operanın kurulmasında da etkili rol oynamışlardır.

    İkinci Dünya Savaşı sonunda, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler, Almanya'ya savaş ilan etmemiz neticesinde 2 Ağustos 1944 tarihinde kesilmiş, ancak T.B.M.M.'nin 24 Temmuz 1951 tarihinde kabul ettiği bir yasayla savaş durumuna son vermesiyle yeniden tesis edilmiştir. Bu durum Temmuz 1951 tarihli bir Nota ile Alman tarafında bildirilmiştir.

    16 Ağustos 1951 tarihinde Büyükelçi Nizamettin Ayaşlı Alman Cumhurbaşkanı'na güven mektubunu sunmuş, 21 Haziran 1952 tarihinde ise Alman Büyükelçisi tarafından Sayın Cumhurbaşkanımıza güven mektubu sunulmuş ve böylece iki ülke arasındaki ilişkilerde normale dönüş süreci başlamıştır.

    İki ülke arasındaki ilişkileri derinleştirmek amacıyla 1954 yılında Şansölye Konrad Adenauer; 1957 yılında ise Cumhurbaşkanı Theodor Heuss ülkemizi ziyaret etmiştir.

    Türkiye'den Almanya'ya ilk üst düzey ziyaret ise 1958 yılında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından gerçekleştirilmiştir.

    30 Ekim 1961 tarihinde Almanya ile Türkiye arasında imzalanan "Türk işçilerinin Almanya Federal Cumhuriyeti'ne Gönderilmesine Dair Anlaşma" ile iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlamış ve Türk işçileri çalışmak üzere Almanya'ya gelmeye başlamışlardır. Akabinde 1964 yılında Sosyal Güvenlik Anlaşması imzalanmıştır. Türk işçileri 1973 yılına, yani Almanya'nın yurtdışından işçi alımını durdurduğunu açıklamasına kadar çalışmak üzere Almanya'ya gelmişlerdir.

    1967 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakan sıfatıyla Almanya'ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında, Almanya'daki Türk nüfusu 150 bin civarındaydı. Bugün, bu rakam 2.3 milyona ulaşmış durumdadır.

    1987 ylında Atatürk Barış Ödülü FAC Cumhurbaşkanı Weizsaecker'e verilmiştir.

    12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa'ya gelen vatandaşlarımız arasında ağır uçlara mensup kişiler, ülkemiz aleyhinde bir havanın oluşturulmasında etkili olmuşlardır. Daha sonraki yıllarda da, çoğunluğu ekonomik nedenlerle bu Almanya'ya gelen sözde "siyasi sığınmacılar" ın etkisiyle ülkemiz aleyhinde bazı kampanyaların başlatıldığı görülmüştür.

    Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 16-21 Ekim 1988 tarihlerinde Almanya'yı ziyaret etmiştir.

    1994 yılının Nisan ayında Alman Hükümeti tarafından, Türkiye'nin Almanya'dan aldığı silâhları anlaşmalara aykırı olarak iç güvenlik amacıyla kullandığı öne sürülmüş ve Türkiye'ye silâh sevkiyatı durdurulmuştur. Bunun neticesinde, iki ülke arasındaki ilişkilerde gerilimli bir dönem yaşanmış ve Türkiye'de Alman mallarının kullanılmaması yönünde kampanyalar yürütülmüştür.

    Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, 4-7 Kasım 1996 tarihlerinde Almanya'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın sözkonusu ziyaretine karşılık, muhatabına ilettiği davetine icabetle, AFC Cumhurbaşkanı Rau 5-8 Nisan 2000 tarihlerinde ülkemizi ziyaret etmiştir.

    Aralık 1997 tarihinde Lüksemburg'da yapılan AB Zirvesi'nden Türkiye'nin AB üyeliği konusunda olumlu bir karar çıkmaması üzerine, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeniden bir kötüleşme yaşanmış ve üst düzey politikacı ve devlet adamları arasındaki söz düellosuna kadar gitmiştir.

    Almanya, 1999 yılında Hükümet merkezini Bonn'dan Berlin'e taşımıştır. 1 Eylül 1999 tarihi itibarıyla Bonn Büyükelçiliğimiz kapanarak Berlin Büyükelçiliğimiz hizmete girmiştir. Berlin Büyükelçiliğimizin sembolik açılışı ise, 26 Ekim 1999 tarihinde Dışişleri Bakanımız Sayın İsmail Cem tarafından yapılmıştır.

    Lüksemburg kararlarının etkisiyle 1998 yılında tarihinin en durgun dönemlerinden birini yaşayan Türkiye-Almanya ilişkileri, 1999 yılında yeniden dinamizm kazanmıştır. Bu gelişmede, Almanya'daki Hükümet değişikliğinin büyük etkisi olmuştur. 1998 Eylül ayında gerçekleştirilen genel seçimlerde, Helmut Kohl'ün Başkanlığında 16 yıl iktidarda kalan CDU/CSU - FDP koalisyonu, yönetimi Schröder başkanlığındaki SPD - Yeşiller koalisyonuna bırakmıştır. SPD-Yeşiller Hükûmeti göreve geldiği ilk günden itibaren, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde Lüksemburg AB Zirvesinden sonra soğuyan havaya yeniden sıcaklık kazandırma niyetinde olduğunu ve AB konularında Türkiye'ye ilişkin olarak Kohl Hükûmeti'nden farklı bir tutum izleyeceğini beyan etmiştir. Bu çerçevede de din ve kültür farklılıklarının AB üyeliği için bir engel olmadığını, AB kapısının Türkiye'ye açık olduğunu, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi halinde AB'ne girebileceğini açıklamıştır. Alman Hükümeti, Helsinki Zirvesine uzanan yolda, AB adaylığımızın resmen tescil edilmesi için yoğun gayretlerini sonuna kadar sürdürmüştür. Bizzat Şansölye Schröder ve Dışişleri Bakanı Fischer AB çerçevesindeki temaslarında bu amaçla kişisel desteklerini açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde yapılan AB Helsinki Zirvesinde Türkiye'nin katılım adaylığının resmen tanınması kararının alınmasında Almanya'nın büyük etkisinin bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

    Ayrıca, SPD-Yeşiller Hükümetinin Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın topluma entegrasyonu amacıyla gösterdikleri çabalar da ikili ilişkilerimizi olumlu yönde etkileyen diğer bir hususu oluşturmuştur.

    Ülkemizde 1999 yılında ardarda meydana gelen iki büyük deprem felaketinde Alman Hükümetinin ve halkının gösterdiği büyük yardım ve dayanışmanın da, ilişkilerimizde olumlu bir atmosfere girmesinde etkili olduğu söylenebilir.

    Geçtiğimiz üçyüz yıl içerisinde, yaşanan iki dünya savaşına rağmen birbiriyle savaşmamış olan iki ülke arasında, emsaline ender rastlanabilecek yoğunlukta ilişkiler yumağı oluşmuştur. Almanya'da sayıları 2.3 milyona yaklaşmış bulunan vatandaşlarımızın mevcudiyeti Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilere müstesna bir boyut kazandırmıştır. Bugün Almanya'daki Türk işadamlarna ait şirketlerde 200.000 kişi istihdam edilmektedir. Şirketlerimizin yıllık ciroları 45 milyar Markı bulmuştur. Almanya dışı ticaret, mali ve teknik işbirliği, turizm ve savunma sanayii gibi alanlarda Türkiye'nin bir numaral_ partneridir yada en kötü şartlarda ilk dört arasına girmektedir.

    Bugün 50 bin kadar Alman vatandaşı daimi olarak Türkiye'de ikamet etmektedir.















    Ömrümüz Rüzgarlar Altında Savrulan Bir Yaprak ne Kadar Geç Kalsakta Sonumuz Yine Kara Toprak





Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •