Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ....\includes\class_bbcode.php on line 2958
Andırın Turizmi
  • Üye Girişi:
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    MaSKe
    Misafir

    Standart Andırın Turizmi

    Andırın Turizmi




    Andırın’ın en önemli trizm özellikleri; doğası ve tarihinin bir arada oluşturduğu kompozisyondur. Sessiz bir şiir okursunuz Andırın’ı seyrederken. Tabiatla baş başa kalmak, buz gibi sularından içmek, tertemiz ve serin havasından faydalanmak isteyen pek çok kişi; Andırın ilçesini huzurlu günler geçirme arzusuyla ziyaret eder. Bu insanlar aynı zamanda doğal güzelliklerle birlikte, tarihin de o eşsiz zenginliklerinin tadına varabilirler. Ayrıca her türlü avcılık faaliyetlerine müsait olması yönüyle de ilçemiz, her geçen gün daha bir önem kazanmaktadır.



    Andırın ilçesinde Kırksu, Çınargeçidi, Meryemçil, Çatalağaç, Halbur vb. alanlar başlıca dinlenme yerlerini oluşturmaktadır. Özellikle Aslantaş Barajı, Aşağı Andırın’a deniz manzarası güzelliği katmaktadır. Andırın’ın Kahramanmaraş yolu üzerinde bulunan Başkonuş Yaylaları, Milli Park haline getirilmiş olması ve geyik yetiştirme faaliyetletinin devam ediyor olması nedeniyle Andırın’ı çok daha cazip hale getirmektedir. Aşağı Andırın’dan başlayıp Geben’e kadar olan bölgelerin her metre karesinde; doğanın eşsiz zenginliklerini tadabilir, bu göç yolunda tarihin mirasını soluklayabilirsiniz. Çok eski çağlardan beri yayla turizminin gözdesi olmuş ilçemizde, geçeceğiniz her yerde yayla türküsünden izlere ve Karacaoğlan türkülerine konu olmuş Harboğazı’na, Han’a, Haşdırın’a, Akkale’ye, Azgıt’a, Halbur’a, Meryemçil’e ve Kayranlı’ya hayranlıkla bakarken; tarihin ve doğanın sizlere bağışladığı cennet yurdumuzun bu parçasında rahatladığınızı hissedersiniz. Andırın’ın güzellikleri fotoğraflarla gösterilemez, şiirlerle anlatılamaz. Andırın’ın güzelliklerini görmek için soğuk sularını içmek, temiz havasını solumak, Çiğşar’ın dünyaca ünlü kirazından tatmak, Karasu’nun kırmızı benekli eşsiz alabalığını yemek, Elmadağ’ın geyiklerini görmek ve misafirperver halkıyla kucaklaşmak, davullu zurnalı düğünlerde eğlenmek ve hoş sohbet etmek gerekir. Andırın ilçesi tarihi ve kültürel eserler bakımından da oldukça zengindir. Tarihi zenginliklerin bir çoğunda en az 1500 yıllık bir dönemi görebilirsiniz. Andırın’ın doğal güzelliklerinin hepsinin bir arada bulunmasını ve buna uyum sağlayan tarihi kalelerinin varlığı, gezilip görülmeye değer özelliktedir. Bizans döneminden kaldığı söylenen kale ve kalıntılar, kuzeyden güneye bir sıra teşkil etmektedir. Geçmiş devirlerde çeşitli efsanelere konu olan bu eserler, hala birer şaheser gibidir. Andırın ilçesinde bulunan tarihi kalıntılardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz; Meryemçil Kalesi, Kaleboynu Kalesi, Azgıt Kalesi, Karasu Kalesi, Akkale, Haşdırın kalesi, Anacık Kalesi, Babikli Kalesi



    Geben’deki, Keleşli’deki, Karasu’daki, Andırın Merkez’deki Kesteller ile Beşbucak’taki Roma Hamamı kalıntısı ve diğer bir çok tarihi kalıntılar sayılabilir. İlçemiz birçok doğa sporuna müsait bir arazi yapısına sahiptir. Kanyoning, Treaking, amatör balıkçılık, kaya tırmanışı, kampçılık, okçuluk, atıcılık, avcılık, dağ bisikleti, doğa fotoğrafçılığı, kuş fotoğrafçılığı gibi sporlar için son derece elverişli araziler bulunmaktadır.



    Andırın, orman ağaç çeşitliliği bakımından da bir botanik parkını andırır. Özellikle Sarımsak Dağı birçok endemik (Dünyada sadece bu bölgede yerleşim gösterir.) tür içermektedir. Bu botanik çeşitliliğe paralel olarak; baktığınız her yerde yeşilin bin bir tonunu görebilirsiniz. Tarihi İpek yolu’nun geçtiği ilçemiz; İç Anadolu’yu Çukurova’ya bağlayan en kısa yol güzergahıdır. Bu yol asırlarca nice sultanlara geçek olmuş, nice kervanlara ev sahipliği yapmış, nice komutanları bağrına basmıştır. Tarih boyunca bu bölgede yaşanan olaylar; Anadolu’nun en seçkin hikayelerinin nüvesini oluşturmuştur. Andırın özellikle yaz turizmi için herkesin gelip kalabileceği, dinlenebileceği ve eşsiz güzelliklerini ve güzel anılarını her yerde anlatabileceği güzellikler diyarıdır. Dediğimiz gibi Andırın’ı görmek ve insanlarıyla tanışmak sizlere yepyeni ufuklar açacaktır.










  2. #2
    MaSKe
    Misafir

    Standart

    YAYLACILIK
    Yaylacılık Andırın’ın en aşağı kesiminden en ucundaki köyüne kadar herkesin yaşantısının bir parçasıdır.. Andırın dışında Kadirli, Osmaniye, Adana gibi civar bölgelerinin yanı sıra yurt dışına kadar uzanan geniş bir kitle yaz sıcaklarının bastırmasıyla Andırın’ın muhtelif yaylalarına yaylaya çıkar. Nüfusu kışın 8.000 civarında olan ilçe, yazın havaların ısınmasıyla beraber 40.000’e yakın insanı barındırır. Yayla zamanı ilçede bir hareketlilik ve ekonomik açıdan bir rahatlama göze çarpar.



    Bu nüfus artışı sosyal hayatı da önemli ölçüde değiştirir. Yayla zamanının gelmesi ile düğünler, şölenler, spor turnuvaları, avcılık ve atıcılık müsabakaları oldukça yoğun şekilde düzenlenir.Yayla zamanında her ailenin maddi imkanları doğrultusunda kendisine bir yerleşim alanı seçtiği gözlemlenir. İlçe merkezinde ev kiralayanlardan, kendi yaylalık evlerine göç edenlerden, serin ve sulak arazilere çadır kuranlardan tutun da Andırın’ın yüksek bölgelerine kurulan mevsimlik sitelere kadar uzanan bir alanı kapsar.

    Andırında yazları Çınar Geçidi mesire alanı, Kışla Bahçesi gibi yerler her gün dolup taşarken; kışın bir kişiyi dahi bulamayacağımız Çiğşar, Halbur ve Akifiye, Altınboğa, Çokak köyleri civarındaki yaylalık yerlerde binlerce insanı görebiliriz dersek, mübalağa olmaz.

    Yaylacılık Andırında bir kültürdür. Bu kültür eski çağlardan günümüze kadar uzaya gelmiştir. Öyle ki Beşbucak’da oturan Soğancılara, Akgümüş’te otura Se’ye, Geben de oturan Kayranlı dağına doğru yaylaya çıkar. Dolayısıyla hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı ilçede göç zamanı bir kervan şeklinde yaylaya çıkılmaktadır. Bu dönemlerde yaylayla ilgili anıların, türkülerin ve ağıtların zenginliği bir hayli renklidir.

    Çok eski çağlardan günümüze kadar uzanan süreçte Andırın’ın; Adana, Kadirli, Osmaniye ve Yeşilova bölgelerinde yaşayan insanların yayla merkezi olduğunu elimizdeki tarihsel ve kültürel ürünlerden hareketle tespit ediyoruz. Andırın ileriki yıllarda da bu misyonunu daha da kapsamlı şekilde devam ettirecek doğa özelliklerine fazlasıyla sahiptir. Buna paralel olarak her geçen yıl Andırın’da yaylacılık faaliyetleri büyüyerek ve gelişerek devam etmektedir.



    YAYLAYA GÖÇME HAZIRLIĞI

    Eskiden yaylaya göçme Nisan ayında olmasına rağmen 196O'lı yıllarda artık ekinler biçilip, tarladaki otlar hayvanlara yedirildikten sonra (takriben mayıs sonu) yaylaya göçmeler başlar. Yaylaya göçülecek günün belirlenmesi aile içerisinde özellikle çocuklar arasında gerçek anlamda bir bayram haberidir.

    Eşyalar, yaylaya atlarla taşındığından göçme işi iki bölümde yapılır. Birinci partide göçecek aile kendi beygirleriyle bir veya iki yük eşyayı önceden yaylaya götürür. Bu yükün adı "ağarık" tır. Ağarığın yaylaya taşınması bir kural olmamakla birlikte perşembe günü yapılır. Ağarık daha önce göçmüş olan bir komşunun evine veya kışı orada geçiren bir ailenin evine bırakılır. Bu arada evde çamaşırlar yıkanmıştır, un , bulgur gibi temel gıda maddeleri hazırlanmıştır ve esas göç günü ağarıktan bir iki gün sonraki gün olan cumartesi veya pazar günü başlar. Ev göç günü iki gruba ayrılır. Birinci grup, hayvanları yaylaya götüren gruptur. O sabah çok erken uyanılır, herkes yeni veya temiz giysilerini giyer; buna bayramdakinden daha fazla önem verilir. Hayvanları götürecek olanlar tan ağarmadan en az üç saat kadar önce yola çıkar. Bunun amacı güneş doğup sıcaklar bastırmadan dağlık, gittikçe yükselen ve serinleyen bölgelere varmaktır. Sıcakta hayvanların sürülmesi çok zor olur. Hayvanlardan bir iki saat sonra yükleri taşıyan atlı grup yola çıkar ve bir süre sonra hayvanları sürenleri yolda yakalar ve geçerek yoluna devam eder. öğle saatleri civarında, bazen çok az önce atlı grup yurt yerine yani çadırları kuracağı yere varır. Hayvanları getiren grup ise azıklarını yanına almıştır, onlar ancak ikindiye doğru yaylaya gelir.

    Evini yaylaya taşıyan aile artık iki gruba ayrılmıştır. İki evden ve iki yerden bahsedilir. Birinci yer yayla ve buradaki çadırdır. İkinci ev ise kışladaki evdir. Yaylaya çıkarak ikiye bölünmüş aile hemen çadır kurarak barınağını hazırlarken, onların öğle yemeği kendilerinden daha önce gelmiş komşuları tarafından hazırlanır ve ikram edilir. Komşular arası dayanışmanın en güzel örneklerinden birisi olan bu gelenek ülkemizin her yerinde aynen devam ettirirler.



    ÇADIR VE HAYMA'NIN HAZIRLANMASI :

    Yaylada barınak olarak genellikle çadır kullanılmakla birlikte ailelerin gelir durumuna göre bu barınaklar üç gruba ayrılır. Birincisi gelir düzeyi düşük olan ailelerin barınağıdır, onun adı "alaycık" tır. Bu ince ve uzun ağaç dallarının yarım yay şeklinde eğilerek yere çakılması sonucu büyükçe bir tünel gibi yapılan çittir. Bu çitin üzeri "ayı tapı" denilen bilimsel adı ise eğrelti otu olan yayvan yapraklı ot dalları ile kapatılır. İkinci barınak türü ise, cepheden bakıldığında üçgen şeklinde görülen, çeşitli renklerde (genellikle mavi brandadan yapılan) çadırdır. Bunlar orta gelirli olanlara aittir. Üçüncüsü ise daha zengin olan ailelerin çadırlarıdır ki bunun adı "göbekli çadır"dır. Kıldan yapılmış olan bu çadırı hala göçebe hayatını sürdüren yörükler yapar ve bu yörüklere "Aydınlı" denir.

    Önce çadırlar hazırlanır. Çadırların kurulması için gerekli olan çatallı direk ve sundurmalar bir önceki yıldan kalmıştır. Bunlar bir yıl önce çevredeki dağların birinin eteğine çalılar arasına gizlenmiştir. Bir yıl sonra gelip yerinden alınır ve yine kullanılır. Dikkat edilmesi gereken bir konu bir yıl korumasız kalan bu kıymetli ağaçları kimse çalmaz ve kimse bir başkasının ağaçlarını almaz. Çadırlar kurulduktan sonra çadırın arkası ve iki yanı çitlerle örülür. Önde bir yanı kapı olarak bırakılırken bir yanı da yatak ve yorganların konulması için yüklük yapılır, bu aynı zamanda çadırın içinin görünmemesi için bir perde görevi yapar.

    Sıra hayma yapmaya gelir. Hayma; çadırların önüne genellikle dokuz bazen on iki çatal direk üzerine şaptaların (sundurma) uzatılması ve üzerine yeşil meşe dallarının örtülmesi ile hazırlanan bir gölgeliktir. Yaylaya çıkan ailelerin ömrünün büyük bir bölümü bu hayma'nın altında geçer. Geceleri de yataklar buradaki çulların (çul: kıldan dokunmuş yaygı) üzerine hazırlanarak burada yatılır. Çadırdan dışarı bakınca hayma'nın sağ alt köşesine iki katlı, kap kacağın konulacağı bir kaplık yapılır. Odun yakılarak kullanılan ocak da kaplığın 5 -6 metre kadar ilerisine hazırlanır. Böylece yayla için yerleşme hazırlığı tamamlanmış olur.



    YAYLADA HAYAT

    Yaylanın çok önemli bir yeri vardır. Üç beş köyün birlikte gelip yerleştiği yaylada hayat bir sosyal etkinlik ve etkileşim yeridir. Köylerin şehirlere yakınlığı, ulaşım imkanı, şehirlere gidiş geliş sıklıkları onlara yenilikleri daha yakından tanıma imkanı vermektedir. Kendi dönemine göre moda sohbetleri, çocuklar arasındaki oyunlar tam bir kültür alışverişini yaşatır. Genç kızlar çadırlarından su satırlarını (satır, içi kalaylı bir cins su kovası, bakraç ) alarak pınarın yolunu tutar. Hepsi en yeni elbisesini giymiş , saçını taramış ve eşarbını örtmüştür. Pınarın başında sular doldurulurken sohbetler ve tanışmalar başlar.

    Gençler voleybol, dama, dokurcun gibi oyunların oynandığı ve ufak bir çay ocağının bulunduğu bakkal çadırı diyebileceğimiz yerde toplanarak çeşitli oyunlar oynarlar. Orta yaşlı ve daha yaşlılar ise oda haymasında toplanır, sohbet eder ve namaz vakitlerinde namaz kılarlar.

    Yaylada zaman zaman, güreş, cirit, voleybol gibi yarışmalar düzenlenir. Mevsim yaza doğru ilerledikçe kışla bölgelerinde yetişen, domates, karpuz, incir, patlıcan, biber gibi yiyecekler, heybe veya sepetlerle kışladan getirilir.



    YAYLADAN DÖNÜŞ

    Yayladan dönüş çocuklar için kışla yaşantılarını özlemek olsa da mevsime uygun olarak bir hüzün vardır. Artık yaylada havalar soğur, yağmur yağar, çevrede otlar kurumuştur, yağmurdan topraklar çamur olmaya başlamıştır, çıkışın aksine bir planla yayladan dönülür. Çocuklar için en eğlenceli olanı ise son gece kurumuş hayma dallarının yakılması ile meydana gelen aydınlıkta oynamaktır.












Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •