CERİD BOYU’NUN TARİHİ





1. BÖLÜM





1.1 Cerid Adının Anlamı

Cerid adının aslı ve manası üzerinde kesin bir bilgi yoktur. Boyun adının “Cirid” oyunundaki değneğin Arapça adı olan “Cerid”den gelmiş olması kesin değildir. Ülkemizin bazı yerlerinde “Cerit”; canlı, eli çabuk ve becerikli anlamlarına geliyor. Fakat bu Cerid’in de ne ile ilgili olduğu bilinemiyor. “Cerid” kelimesinin çabuk ve becerikli şeklindeki manası Cerid boyundan da çıkmış olabilir.

Cerid adının bu yolla ortaya çıkıp kullanılması hususunu kuvvetlendiren bir önemli etmen daha mevcuttur. Ceridler, bacakları kısa atlara biner, çok çevik ve hızlı bir şekilde hareket eder, atlarıyla dağlık ve engebeli arazileri çok iyi tırmanır ve her türlü hava şartlarında süratle seyahat edebilirlerdi.

Araştırmacının da söz ettiği üzere Ceridler, çok hızlı ve mahir binicilerdir. Engebeli arazide at sürmek ve hızlı göçebilmek işi tam bir beceri işidir. Bu noktadan hareketle Cerid kelimesi hem cirit oyunundan, hem de Anadolu’nun muhtelif yerlerinde kullanılan “canlı, eli çabuk ve becerikli” anlamından çıkmış olmalıdır. Ceridler, arasında hâla cirit oyunu ve inceliklerinden bahsedilmektedir. Cerid adı, anlaşılacağı gibi; atik, eli çabuk, becerikli, iyi ata binen, çabuk göçebilen, cesur ve yiğit anlamlarını içermektedir. Zaten cirit oyunu da bütün bu anlatılan şeylerle oynanır. Cerid adının ortaya çıkışı ve kullanılmasında Cerid boyuna mensup insanların davranışı ve karakteri, hayat anlayışları birebir etkili olmuştur.

Göçebe Türk Kültüründe kişilere ünvan, lakap verilirken kişinin karakteri ve hayata bakışına göre isimler, lakaplar, verilirdi. (Vurdumduymaz Ahmed, Tezcanlı Bekir, Tembel Mehmet gibi) Boylarda ad alırken ona göre adlar almışlardır. Bu konu Oğuzkağan Destanı’nda da geçmektedir. Oğuzkağan yaptıkları işlere ve becerilerine göre emrindeki insanlara adlar vermiştir.

Cerid adının ortaya çıkışı ve kullanılmasından söz ettikten sonra şimdi ise gelişen tarihi süreç içerisinde Cerid Boyunun tarihi hakkında bilgiler sunalım.







1.2 Cerid Boyunun Orta Asya’dan Gelişi

Cerid boyunun yirmi dört Oğuz boyundan hanginse dahil olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bununla beraber Anadolu’da yerleşim esnasındaki konumu, sosyal yaşantıları ve kültür birikimine bakıldığında Cerid boyunun 24 Oğuz boyundan Avşarlar’dan geldiğini söylemek mümkündür. Cerid Aşireti Dulkadirli ulusuna, Dulkadirli de Avşar boyuna bağlıdır.

Ama bunu bu şekilde ifade etmek çok zordur. Orta Asya’dan yapılan göçler esnasında Ceridler hangi tarihte ve nereden Anadolu’ya doğru göç etmişlerdir bunları aydınlatabilecek kesin belge ve kaynaklar henüz mevcut değildir. Özellikle Moğolların acımasız ve hızlı talanlarında Anadolu; Cerid gibi Türk topluluklarının korunağı ve barınağı konumuna gelmiş çok sayıda göç almıştır. Bu göçler esnasında ortalık ana-baba gününe dönmüştür. Türk boyları arasındaki müthiş dalgalanmalar bu dönem ve sonrası için Aşiret ve göçebe topluluklar hakkında kesin bilgilere ulaşılmasını neredeyse imkansız hale getirmiştir. Zaten bunları araştırmak da çok manalı değildir. Çünkü Türk boylarının Anadolu’da yaşadıkları kültür ve yaşam biçimleri onların köklerinin aynı olduğunu ispatlayan en önemli delildir. Cerid boyunun Anadolu’ya gelişi Anadolu Selçuklu Devleti’nin son dönemine denk gelmektedir. Büyük bir olasılıkla da Avşar boyuyla beraber hareket edilmiştir. XV. ve XVI. Yüz yıllarda Anadolu’da Kayı boyundan sonra en fazla yer adlarına sahip olan Avşar boyu, Anadolu’nun fethinde ve iskanında önemli roller üstlenmiştir.

Anadolu’ya muhtelif yollardan gelen Cerid boyu Ceyhan nehrinin sol yakasında kışlayıp yazları ise; Bulanık (Bahçe) kazasında geçerek, Gavurdağı’nı(Nurdağı) aşarlar ve Maraş ovasında Uzunyayla’ya giderlerdi. Cerid Aşireti uzun yıllar bu şekilde yaşamını sürdürürken Osmanlı Devleti’nin iç ve dış bünyesi olabildiğince bozulmuştur. Bu durum ise iç kargaşa ve güvensizlik doğurmuştur.



1.3 Cerid Aşiretinin İskan Edilmesi Çalışmaları

Osmanlı devleti’nde meydana gelen Celali isyanları Anadolu’da iyiden iyiye asayişin bozulmasına neden olmuştur. Can ve mal güvenliğini tehlikede hisseden insanlar daha güvenli ve emin yerlere gitmek için yerlerini terk etmişlerdir. Bu ise Osmanlı ekonomisine büyük bir darbe olmuştur.

Ayrıca konar-göçer toplumlar göç esnasında ekili dikili alanlara zarar veriyor ve hatta şekavette bulunuyorlardı. Bütün bunları göz önünde tutan Osmanlı Devleti konar-göçerlerin iskanı için çalışmalar başlattı. Böylece boşalan tarım alanlarını canlandırmayı, virane kalan yerleşim yerlerini ise şenlendirmeyi düşünüyordu. Ama bu pek de kolay olmayacaktı. Çünkü konar-göçerler binlerce yıllık adet ve göreneklerinden, binlerce yıllık alışkanlıklarında kolay kolay vazgeçmeyeceklerdir.

Osmanlı Kanunnamelerinde konar-göçerler için “Yörük Konar-Göçer taifedir, karada ikametleri yoktur” ibaresi kullanılmıştır.

Sert önlemlere başvuran Osmanlı, kimi Aşiretleri yaylaklarına kimi Aşiretleri ise kışlaklarına iskan etmiştir. Bazen de sürgün yoluyla iskan yapılmıştır.



1. 4 Cerid Aşiretinin İskan Yerleri

1. 4. 1 Rakka

İfraz-ı Zulkadriye reayasından Cerid’e bağlı Tatarlı ve Azizli mahalleleri şekavet halinde olmaları yüzünden Rakka’ya sürgünle iskanlarına 1713’te karar verilmiştir.

1702 yılında Rakka bölgesini dolayısıyla sürekli kuzeye doğru gelmeye çalışan Arapları engellemek için Cerid Aşireti Rakka’da Belih nehri havalisine yerleştirildi. Silsüpür Ceridi 1692 yılında bir kısım Türkmen oymakları ile birlikte Urfa’nın güneyindeki Rakka bölgesine zorla iskan edildi.

Rakka bölgesine yapılan iskanların en önemli sebebi bu bölgede Türk kuvvetini güçlü tutmak içindir. Ayrıca Anadolu’nun güneyde kapısı konumunda olan Rakka, Türk unsurlarla güçlendirilip, Arapların daha kuzeye yani Anadolu’ya gelmelerinin önüne bir set çekilmek istenmiştir.

Rakka bölgesinde, Ceridler diğer Türk oymakları ile birlikte Arap oymaklarından Taylar ve Anezeler’e karşı savaşmışlardır. Birçok savaşlar yapıldı. Bu savaşlarda Ceridler büyük kahramanlıklar gösterdiler. Ceridlerin Araplarla olan uğraşlarından Cerid Bekir Türk oymaklarının güvendiği en önemli kahramanlarıdır. Bu yiğit kahraman Türk savaşçısı ile ilgili güzel ve dokunaklı bir şiir günümüze kadar gelmiştir.







Bu şiir şöyledir:



“ Rakka çöllerinden gelen gaziler

Rakka’nın da gonca gülü soldu mu?

Yeniden bir haber duydum oradan

Cerid Bekir öldü derler öldü mü?



Cerid Bekir öldü ise kırıldı kilit

Yolumuza çöktü bir kara bulut

Gördülü kerim ile Bayındır Halit

Kolu bağlı cellatlara vardı mı?



Kul Sadun’um der ki bulamadık vefa

Hükmümüz geçerdi şol Kaf’tan Kaf’a

Ulaşlı oğlu Hacı Mustafa

Alayları bölük bölük böldü mü?”



Fakat Ceridler, Rakka bölgesinin havasını suyunu sevmemişlerdi. Onlar eskisi gibi Anadolu’ da yaşamak istiyorlardı. Bu yüzden fırsat buldukça Anadolu’ya kaçtılar. Bu nedenle de devletle karşı karşıya geldiler. Devlet onları bulup Rakka’ya gönderiyor onlar bir fırsatını bulup yine kaçıyorlardı. O Ceridler için Anadolu’nun yaylaları hayat kaynağı idi. Bunun için şiirler bile yazdılar:



Cerid Rakka’dan göç edince

Açılsın Urum’a yolu Cerid’in

Silsüpüroğlu Fettah Beğ ölünce

Kırıldı kanadı kolu Cerid’in



Yüz atlımız daim ileri gitsin

Sağına soluna çok dikkat etsin

Piliçka vermeden menzile yetsin

Bozulnadan gitsin eli Cerid’in





Sineği pek çok Nizip’e uğramayın

Pusu vardır Şarlağan’a konmayın

Mürseloğlu kız isterse vermeyin

Koklatmayın kimseye gülü Cerid’in.



En sonunda da Silsüpür Ceridi Rakka iskanından kurtularak Keskin’e yerleştiler.

Anlaşılıyor ki; yaylalar Cerid Aşireti için çok önemlidir. Hayatı pahasına olsa vazgeçmiyor. Çünkü bu yüksek dağlar ve yaylalar onların özgür ruhlarıyla hayat anlayışıyla örtüşmektedir. Atın üzerinde, göç yolunda, yayla yolunda Cerit insanı kendi özünü yaşamaktadır.



1.4. 2 Kıbrıs

Kıbrıs özellikle şekavette bulunup çevreye zarar veren Aşiretleri cezalandırma yeri olarak görülmüştür. Aynı zamanda yetkililer Kıbrıs’ta Türk nüfusu çoğaltmak için bazı göçebe Türk boylarını zorla da olsa buraya iskan etmeye çalışmışlardır.

1713 yılında İçel sancağına iskan olunan Cerid Aşireti iskan yerlerinde durmayarak yaylak ve kışlaklara göçmüşler ve yollarda ahaliye türlü zararlar vermişlerdir. Ahali perişan olmuştur ve devlete yapılan şikayetler neticesinde 7 Mart 1713 yılında Kıbrıs adasına sürülmeleri yolunda emir çıkmıştır.

Kıbrıs’a sürülen Ceridler hakkında fazla bir malumatımız yoktur. Bir kısım Ceridlinin bu sürgünden firar ettiği kaynaklarda geçmektedir.



1.4.3 Hama-Humus

Bu bölgeye yoğun bir Cerid nüfusu iskan edilmemiştir. İskanın amacı ise bu bölgedeki Arap nüfusuyla dengeyi sağlamak içindir. 1710 yılında Sakallı Ceridi’nin Arap eşkiyasına set amacıyla Hama’ya Murat Paşa köprüsü ve Yeni Han’a iskanları hususunda emir verildiği fakat bunların gitmediği aynı zamanda tabi oldukları İfraz-ı Zulkadriye Mukatasına da vergi vermedikleri merkeze bildirilince Sakallı Ceridi’nin zamlı bir şekilde vergilerini vermeleri ayrıca bunların yerleştirilmesi için Adana ve Maraş Beylerbeyi’ne ve kadılara emirler verilmiştir. Hama iskanları ferman olduğu halde gitmeyen Sakallı Ceridi’nin iskan mahalline getirilmesi için harekete geçilip Rakka Muhafızı Vezir Yusuf Paşa bu işte görevlendirilmiştir. 1710’da bir kısım Türkmen cemaatiyle beraber Sakallı Ceridi de Hama’ya iskan olunarak, malları iltizamına zam olunmuştur. Bu dönemde Hama ve Humus’a gitmeyen Sakallı Ceridi (1713)’te 2000 guruş vergi ile yükümlüydü. Görülüyor ki Osmanlı devleti iskan işini sıkı tutup yerel yönetimlerin katkısıyla sonuç almaya çalışıyordu.



1.4.4 Çukurova

Bir çok konar-göçer Aşiret yazları Maraş’tan geçerek Uzunyayla’ya çıkar, kışları ise Çukurova’da kışlarlardı.

Ceridler de bu Aşiretlerden biridir. Düzenli bir şekilde iskan çalışmalarını sürdüren Osmanlı devleti 1691 yılında; Kancı Ceridi, Dipgalı Ceridi, Göçer Ceridi, Derdili Ceridi, Kara-Hasanlı Ceridi’ni Ceyhan nehrinin üzerinde Kınık, Berendi, Ayas kazalarına yerleştirmiştir.

Nurdağı’nın bir ucunda ve Çukurova’nın bir kenarında bulunulan Hacı Osmanlı köyüne 1865’te Osmaniye adında bir kasaba kuruldu. Buraya bir kısım Cerid Aşireti yerleştirildi.

Zaten 1860 yılında Çukurova’daki Cerid’in 1200 çadırdan meydana geldiği görülüyor. Bu ceridlerin 37500 koyuna, 3500 keçiye, 2500 sığıra ve 188 deveye sahip olduğu da biliniyor. Fakat sığır sayısı çok fazla gösterilmiştir. 1865’te Fırka-i İslahiye Çukurova’da görüldü. Bu iyi silahlı ve donanımlı Osmanlı taburunun amacı derebeyleri ortadan kaldırmak, oymakları da yerleştirmekti. Oymaklar kışlak ve yaylaklarından birine yerleşebilecekti. Cerid’in büyük çoğunluğu kışlakları olan Çukurova’ya yerleşmeye karar verdiler. Bu yerlerin toprakları verimli olduğu için bu Ceridlerin iktisadi durumları iyidir. Bugün Çukurova’nın Ceyhan kazasındaki Cerid köyleri şunlardır:



1. Tatarlı

2. Altıgöz

3. Bekirli

4. Azizli

5. Veysiye

6. İmran

7. Hamdili

8. Değirmendere

9. İseli

10. Hürü Uşağı

11. Ceyhan Bekirli (Öteki adı Kazıkçı Bekirli)

12. Alma Gülü

13. Yolak

14. Mustafa Beyli (Bu köyde bir miktar göçmen de yaşamaktadır.)

13 köyde sadece Çukurova Ceridlerinin oturdukları görülür. İşte Anadolu’nun Türk yurdu haline gelmesi de böyle olmuştur.



1.4.5 Harran

Ekonomisi tarıma dayanan Osmanlı Devleti ziraat alanlarını canlandırmak için konar-göçer topluluklardan yararlanma yoluna gitmiştir. 1720 yılında Keskin sakinlerinden 150 hane yine Keskin sakini olup Ceride tabi Bab-ı Altun cemaatlerinden bir kısım hane Harran ovasına yerleştirilerek bu bölgeyi eşkiyadan korumak ve ziraatla uğraşmak şartıyla bazı vergilerden muaf tutulmuşlardır. (Halaçoğlu, 1991: 129)

Burada dikkat edilecek bir husus; Osmanlı Devleti konar-göçerlerin yerleşik düzene geçerek ziraatla uğraşmaları için ve ayrıca eşkıyayla mücadele ederek ülkenin iç huzurunu sağlamaları durumunda teşvik anlamımda ödüller vermesidir. Bu ödül ise genelde vergiden muaf tutma, vergiyi hafifletme tarzında idi. Unutulmamalıdır ki Osmanlı devleti bir vergi devletiydi. Vergiden muaf tutmak ise o dönem için iyi bir ödüllendirme biçimiydi.



1.4.6 Keskin

Rakka iskanından kurtulan Silsipür Ceridleri Kırşehir ve Ankara’ya bağlı Keskin kazasına yerleştiler. Silsüpür Ceridi XVI. y.y Bozulus arasında yaşayan Sultan Hacılı Ceridi Obasıdır. XVII. yüzyılda Silsüpür Ceridi adını almıştır. Ankara-Bozok(Yozgat) yöresinde yaşayan Silsüpür Ceridi XVI. yüzyılın sonları ile XVII. yüzyılın başlarında yaşayan bir beyden adını almıştır. Silsüpür Bey’in nesli “Silsüpür Oğulları” adıyla varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Rakka iskanından kurtulup Kırşehir ve Ankara’ya bağlı Keskin kazasına yerleşmişlerdir. Kırşehir’de sekiz Cerid köyü vardır. Bunlardan; Hamit köyü, Silsüpür Beyleri’nin yaşadığı köydür. Keskin bölgesinde yine sekiz Cerid köyü vardır. Yozgat ve Çorum’da da Cerid köyleri vardır. Bunlarda Silsüpür Ceridinden olmalıdır.



Kırşehir’de Cerid Köyleri:
  • <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Hamit <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Çebişli <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Bebli <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Kızıl Osmanlı <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Ayvalı <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">İğdeli <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Göç Beyli
  • Kel İsmail

Keskin’de Cerid Köyleri
  • <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Cerid Kale <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Cin Ali <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Barak <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Seyfli <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Tokazlı <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Çamırabatmaz <LI class=MsoNormal style="MARGIN-TOP: 3pt; MARGIN-BOTTOM: 3pt; TEXT-ALIGN: justify">Cerid Mumlusu
  • Beşler
Yukarıda bahsedildiği gibi Silsüpür Cerid’in boy kütüğü bu güne kadar gelmiştir. (Sümer, 1988: 8)

Ayrıca Silsüpür Ceridi’nden bir kısmı Kırşehir civarındaki Çiçek Dağı havalisinde harabe köylere 1729’da yerleştirilmiştir.

Bu bölgede iskan olunan Ceridler günümüz Türkiye’sinde kendilerini gerek kültürel ve gerekse sanatsal anlamda ön plana çıkarmışlardır.









1.4.7 Maraş ve Maraş Dolayları

Maraş yöresini; Cerid Aşireti konar-göçer dönemlerinde genel de yaylak olarak kullanmıştır. Kışlarını Çukurova’da geçiren Ceridler yazın Göksun, Elbistan, Binboğa, Engizek, Cerid ve Berid yaylalarına göçerlerdi. Bir zaman sonra bu yaylalarda Aşiret kavgaları çıktı. Avşar Aşireti ile Bozdoğanlı Aşireti, Cerid Aşireti ile Tacirlü Aşireti birleşerek iki taraf uzun yıllar birbiriyle savaştılar.

1563 Maraş Tahrir Defterinde; Elbistan’a bağlı Hurman Nahiyesine bağlı Çatalpınar yine Elbistan’a bağlı Orta Niyabet nahiyesinde Eshabül Kehf’e bakan bir kısım Cerid, Orta Niyabet nahiyesine bağlı Cerid Üzeyiri, Cerid Togan Mezrası ve Aynül Arus Nahiyesine bağlı Norşun Hanı Köyünde Cerid’ten Zekaryalu Cemaati yaşarlardı. Bu nahiyeler Elbistan’a, Elbistan’da Maraş merkeze bağlıydı.Bu bahsedilen yerlerde 800 civarında Ceridli yaşamaktaydı.

Maraş merkeze bağlı Ahsen Dere nahiyesine dahil Kızılkandil köyünde Cerid boyundan 50 civarında Cerid ziraat ederdi

Maraş merkeze bağlı Zeytun nahiyesine dahil Kapukaya Köyü, Karakütük Köyü, Cectepesi mezrası, Adatepe mezrası, Küçük Elce Tepe mezrası, Adatepe mezrasında yaklaşık olarak 1000 civarında Ceridli tarımla uğraşıyordu.

Maraş’ın Bertiz nahiyesinde; Akpınar Köyü, Bozoklu Köyü, Alınviran Köyü, Çam Seküsü Köyü, İsa Seküsü köylerinde 670 civarında Ceridli ziraat ederdi.

Maraş’ın Karahayıt nahiyesi; Yağma Köyünde 220 Cerid ziraat ederdi.

Omanlı devleti, vergi toplama hususunda çok titizdi. 1563 yılında böylesine kapsamlı bir çalışma ve vergilerin her nevisini tek tek yazma şaşılacak bir durumdur. Bizim için başka bir husus ise 16. y.y.da Ceridi Aşiretine mensup insanların yerleşik düzene geçip tarımla uğraşmış olmalarıdır. Buğday, arpa, soğan, ceviz ve benzeri ürünleri yetiştiren Ceridler kendi rızalarıyla yerleşik hayata geçmişlerdir.

1563 Maraş Tahrir Defterinde 2750 dolaylarında Ceridlinin bahsedilen yerlerde yerleşik olarak yaşadığını görüyoruz. O dönemde göçebe Ceridler hakkında sayı itibarıyla malumatımız yoktur. Bilindiği gibi Cerid Aşireti Dulkadirli’ye bağlı idi. 1695’te Zulkadriye’den ifraz edilince İfraz-ı Zulkadriye mukataası olan cemaatlerle beraber Cerid Aşireti Ümmi Sultan’a Has tayin edilmiştir.

XVII. yüzyılın sonları ile XVIII. Yüzyılın başlarında Maraş bölgesi Ceridleri Çobanoğulları tarafından idare ediliyorlardı. 1707 yılında Çobanoğlu Kasım ile Bayezidoğlu Mehmed’in kötü hareketlerde bulundukları ve haydutluk yaptıkları bilinmektedir.

1850’li yıllarda Maraş’da Cerid obalarını Emirzeoğlu isminde biri yönetirdi. Cerid Aşiretinin bu bölgede on dört obası vardı. Bunlar:

· İmrenli (Bu oba Emirzeoğlu obasıdır ve şor evidir. Yani Bey evidir.)

· Azılı

· Vameyli

· Hamdili

· Çakılı

· Tatarlı

· Mustafa Beyli

· Ceyhan Bekirlisi

· Altıgöz Bekirlisi

· Almagöllü

· Yalağevi

· Durak Obası

· Hunatlı

· Yumutlu



Bu yörede Cerid Aşiretinin yiğitlikleri anlatılır. Ceridler, Tacirlilerle iyi anlaşırlardı. (Yalman, 1993: 350)

Geçen yüzyılda Maraş Ceridleri, Kuşlu Ceridi ve Çağlayan Ceridi olmak üzere iki kola ayrılmıştı. Her kol idari bakımdan bir “nahiye” sayılıyordu. Yine geçen yüzyılda çizilmiş 1/400.000 ölçekli Kipert haritasında Kuşçu Ceridi’nin yurdu, Maraş’ın doğusunda ve Pazarcık’ın kuzeyinde bulunmakta, Aksu da bu yurdun ortasında geçmektedir. Aynı haritada Aksu’nun doğusunda güneyde Dedeler, Hasan Ağa, Kuzeyde Belveren ve Kızoğlan köyleri arasındaki topraklar da Yumaklı Ceridi’nin yurdu olarak gösterilmiştir. (Fakat, haritada Bomaklı Ceridi şeklinde yazılmıştır.) Şimdi ise Yumaklı Ceridi bir kasabanın adıdır sadece.

Bu durumda 1850 yıllarında Kırşehir, Keskin ve Ceyhan Ceridleri mali ve idari bakımlardan “nahiye” sayılmışlardır. Böylece işaret edilen yıllarda Cerid ile ilgili dört idari yöre görülür. Bunun sonraları beşe çıkmış olma ihtimali vardır. Bu da Ceridlerin kalabalık kollar halinde olmasından ileri gelmiştir.

Ceridler, uysal ve devlete bağlı, zararsız bir halktır. Diğer göçebe Aşiretlere nispeten zararsız bir Aşirettir.

1855’te Kırım Savaşı nedeniyle Osmanlı Devleti’nin Maraş bölgesinde asker azlığını gören Tecirli Aşireti ve Zeytun Ermenilerinin çıkardığı isyana katılmayan Cerid Aşireti liderlerinden Hasan Bey devlete bağlı Aşiretlerden süvari ve piyade asker temin ederek Maraş’ı isyancılardan kurtarmak için devletin yanında yer almıştır.

Maraş dolaylarında Cerid Aşiretinin yerleşmesi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Fakat, Fırka-i İslahiye kanunun isteyen kışlaklarına isteyen yaylaklarına yerleşebilir hükmüne dayanarak bir kısım Ceridlinin yaylaklarına yerleştiklerini söylememiz mümkündür.

1563 Maraş Tahrir Defterinden çıkan sonuca bakılırsa XVI. yüzyılda Maraş dolaylarında pek çok Ceridli yerleşik hayata geçmiştir diyebiliriz. Fakat unutulmamalıdır ki; Osmanlının sonraki dönemlerinde bozulan asayiş, mal ve can güvenliğinin kalmaması nedeniyle yerleşen pek çok konar-göçer topluluk tekrar konar-göçer yaşamaya başlamışlardır. Belki de birçoğu hâla o dönemde yerleştikleri yerlerde yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu ise çok ayrı ve derin bir araştırma konusudur.



1.5 Bir Kısım Ceridlinin İran’a Gitmesi



1606-1607 yılında Safavi Devleti Hükümdarı Şah Abbas zamanında Safavilerin “Erivan” kuşatması esnasında Türkiye’den Silsüpür Ceridinden olan insanlar Şah Abbas’ın yanına gelmişler, Şah Abbas da onlara Save ve Rey ve taraflarında yurt vermiştir. Aynı tarihte Türkiye’de ki Ceridlinin bir kısmı da Cerid Silsüpür adı ile anılıyordu. Türkiye’deki Silsüpür Ceridinin başında bulunan aile hâla varlığını sürdürmektedir. İran’a gelen Silsüpürlerin başı Halil adında bir bey olup Şah Abbas ona Sultanlık ünvanı vermiştir. Silsüpür Halil Sultan 1609 yılında buyruğunda üç yüz kadar asker ile Kürdistan üzerine gönderilen emirler arasında bulunmuş Urmiye şehri civarındaki Dumdum Kalesi’nin fethine iştirak etmiştir. Halil Sultan sonra Bağdat’ın muhasarasına katılmış (1616) ve Osmanlı erzak gemilerinin gelmesine mani olmak için Samarra taraflarına gönderilmiştir. Türkiye’den gelen Silsüpür Ceridi iki bin çadır idi. Şah Abbas bunlardan bir kısmını Korucular arasına dahil etmiş geri kalanlarını da Halil Sultan’ın emrine vermişti. Bu oymağın, Şah Safi zamanında Azerbaycan’da yaşadığını biliyoruz. 1654-1655 yılında elçilikle İstanbul’a gönderilen Kelb-i Ali Sultan da Silsüpür Ceridinden idi. Kelb-i Ali Sultan’ın (1663-1664) yılında hayatta olduğu görülüyor. Silsüpür Ceridi XVIII. Yüzyılda da varlıklarını devam ettirmişlerdir. 1748-1749 yılında Çağdavu Başlık mevkiinde bulunan Mansur Han Silsüpür Ceridi oymağından idi.

Osmanlı Devleti’nin yanlış siyaseti yüzünden Anadolu’dan pek çok Türk İran’a gitmiştir. Bu yüzden Türk halkı içinde nüfus boşlukları meydana gelmiştir. Bu durum Anadolu Türklerinin nüfuslarının azalmasına ve yoksullaşmalarına Osmanlı Devleti’nin de gücünü kaybetmesine sebep oldu. Osmanlı idarecileri hiçbir zaman bunun farkına varamadılar.



1.6 Cerid Aşireti’nin Derbentçi Olması

Osmanlı vesikalarında Derbent kelimesinin bu teşkilata alem olmak üzere XV. Asırdan itibaren kullanıldığı görülüyor. Türkçeye Farsçadan geçmiş bir kelimedir. Bu kelime Der = Geçit, Bend = Tutmak, gibi iki kısımdan ibarettir. Lügat kitaplarında engel, geçit, boğaz, set, hudut bölgelerinde dağlar arasında güçlükle geçilen boğaz manalarına gelmekte olup aynı zamanda istihkam olarak kullanılan bu gibi yerlere de aynı isim verilmektedir.

Derbentler önemli geçit noktalarında bulunmakta olup buralarda geçen yolların ve geçitlerin güvenliğini Derbentçiler temin ediyordu. Derbentçiler eşkıya ile mücadele edip memur oldukları toprakları eşkıya zararından korumakla da yükümlüydüler. Osmanlı devleti çok büyük ekonomik öneme sahip olan Derbentleri canlı tutmak için derbentçileri vergilerden muaf tutma yolunu seçmiştir. Bazen de konar-göçer Türkmenleri derbentçi olarak yerleştirme yoluna gitmiştir. Güney Doğu Anadolu’da bu gayeyle İfraz-ı Zulkadriye oymaklarının Ceyhan nehri üzerindeki Kınık kazası ile Berendi ve Ayas kazalarına 11Ocak 1681’de yerleştirilmelerine karar verilmişti. Ticaret ve Hac yollarının güzergahında bulunan bu yerlerin emniyetini temin etmek düşüncesi ve bu oymakları toprağa bağlamak gayesi ile 20 oymağa mensup kimseler 640’ı sipahi reayası olan 1303 hane kadar tutmakta idi. Bu oymaklar arasında Kancı Ceridi; Dipgalı Ceridi, Göçer Ceridi, Derdili Ceridi adlı Cerid Aşiretine mensup oymaklar vardı. Bunlar Payas civarındaki Demir Kapı’dan (1675 tarihinde bu önemli Derbenti muhafazaya Seyyidler, Keçelü Cerid oymakları ile Ulaşlı Köyü memur edilmişlerdi.) Misis köprüsüne kadar olan yolu gözetlemek üzere Derbentçi tayin edilmişlerdi. Esasen tehlikeli yerlere Derbentçi bulmak güç olduğundan böyle yerler ya asker ya da konar göçereler vasıtasıyla idare ediliyordu.

1705 yılında Kömür Ceridi cemaati Kurtkulağı Derbendine yerleştirilerek Derbentçi olarak kaydedilmişlerdir.

Kurtkulağı Derbendi Çukurova’nın kapısı konumunda olan önemli bir derbenttir. Derbentler Osmanlı ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Ülkenin iç güvenliği, halkın güvenliği için çok önem verilmişti. Derbentçi olanlar, vergilerden muaf tutulmuştur. Böylece Derbentçiliğe özendirilmeye çalışılmıştır.





1. 7 Cerid Aşireti’nin İskanı Hususunda Saptamalar

1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu hızla Türkleşirken şüphesiz bunda en büyük pay dalgalar halinde göçlerle gelen konar-göçer Türklerindir. Orta Asya’dan Viyana’ya değin pek çok yer adları (ırmak, ova,nehir,deniz) konar göçer Türklerin arı ve temiz Türkçelerinden hayat bulmuştur. Türkçe ad alıp Türkleşmiştir.

Anadolu’nun muhtelif yerlerinde konar göçer tarzda hayatlarını devam ettiren Türkmen oymakları zaman içinde yerleşmeye başlamıştır. 1563 Maraş Tahrir Defterinden de anlaşılıyor ki; 16. yüzyıl konar göçerlerin bir kısmı yerleşik hayata geçmiştir. Ürettikleri mallar arasında soğan, buğday, arpa, ceviz gibi toprakla uğraş sonunda elde edilecek mamuller vardı. Bu gün dahi Anadolu’nun pek çok yerinde yarı konar göçerlikten söz etmek mümkündür. Anadolu’da eşkıyalığın artması, bazı yerleşmiş olan Türkleri tekrar konar göçerlik yapmıştır. Cerid Aşireti Anadolu’nun Türkleşmesi sürecinde etkin ve faal bir rol oynamıştır.

18. Yüzyılda konar göçer yaşayan Cerid Aşireti göç esnasında yerli ahaliye zarar veriyordu. Sivas taraflarındaki yaylalara tecavüz ederek ahalinin mallarına ve hayvanlarını yağmalamıştır. Bu durumun ülke ekonomisini baltaladığını gören Osmanlı devleti konar-göçerleri iskan etmek için kapsamlı bir çalışma başlatmıştır. Çünkü, harap ve bakımsız yerlerin ziraata açılması teşebbüsleri bazı Aşiretlerin şekavetlerinden dolayı zarara uğruyordu. Bu nedenle sürgünler yapılıyordu. Hatta bu şekavetlerin önlenmesi için Cerid Boy Beylerine ve sair torunlarına fermanlar gönderilmiştir. Anlaşılıyor ki Osmanlı Devleti bu tür eşkıyalık faaliyetlerine karşı yerel kuvvetleri kullanarak devlete binecek yükü hafifletme yoluna gitmiştir. Osmanlı Devleti’nin faaliyetlerine uzun süre direnen Cerid Aşiretinin 1702’ye kadar şekavete devam edip yerleşmedikleri görülür. Bunun üzerine tedbir olarak kendilerine “ber vech-i Arpalık” tayin edilen Alâiye Sancağı Mutasarrıfı Musa Paşa’yı Cerid cemaati bir kısım yörükle beraber öldürmüşdür.Halep, eyalet hazinesine tayin olunan El Hac Ataullah da görevine giderken İfraza tabi Cerid cemaati eşkiyalarının baskınına uğramıştır. Bu baskında hazine malları yağmalanmış ve 130 kişi ölmüştür.

Konar-göçer Türklerin sosyal yapısı iyice araştırılıp ondan sonra bazı uygulamalara gidilmeliydi. Fakat Osmanlı devleti biraz da kaba kuvvetle konar göçerleri yerleştirmeye kalkınca konar göçer cemaatlerin tepkisi sert olmuştur. Binlerce yıllık yaşam şekillerinden vazgeçmek, alışkanlıkları unutmak çok ağır ve zor olmuştur. Özellikle Osmanlı askeri güç kullanırken; Osmanlı, konar göçerlerin iskan işini bu insanları hiç tanımayan, kültürlerine yabancı devlet adamlarına verince çok üzücü olaylar olmuştur. Zaten yaratılışları gereği her türlü baskıya çok sert tepki veren konar göçer Türkler zorla yerleştirildikleri yerlerden ilk fırsatta kaçmışlardır.

Rakka havalisinde Belih nehri kenarına iskan edilen Ceridler, buradan kaçıp Gavurdağı (Nurdağı) çevresinde yaşayan Çobanoğlunun yanına gelmiştir.

200 kadar olan bu insanlar Nestan, Hacılar, Küreci köylerine yerleşip şekavete başladılar. 1708’de Ceridoğulları 100 kadar haneleriyle ikametlerini terk ederek Gözile kariyesi civarında Hamit ve Seydimelik mevkilerinde konup göçerek tecavüze başladılar.

Cerid Aşiretinin iskan yerlerine baktığımız zaman da görülüyor ki; iskan yapılırken kalabalık Aşiretleri bir arada yerleştirmek yerine dağınık bir şekilde yerleştirilmesi tercih edilmiştir. Bundan amaç, güçlü Aşiretlerin gücünü kırmaktı. Bu gün bir yerleşim yerinde farklı Aşiretlerde küçük grupların bir arada yaşadığını görüyoruz. Böylece konar- göçer Aşiretlerin “Aşiret” bağlantılarını zayıflatıp yerleştiği toprağa bağlanması düşünülmüştür.

Cerid Aşireti tabiatı gereği savaşçı bir topluluktur. Çok mahir ve iyi bir binicidirler. Vatan millet söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan ölüme giderler. Zaten, kaynaklarda diğer Aşiretlere göre az zararlı bir halktır diye geçer. Hatta Kırım savaşı’nda (1853-1855) İstanbul’a gelip orduya gitmiş olan Kara Fatma adındaki Hatun kişi Cerid Aşiretinde bir oymağın kethüdasıdır.

Kara Fatma, Kırım Savaşında, emrindeki Ceridli yiğitleriyle beraber epeyce bir kahramanlık göstermişti. Bu yiğit Ceridli Türk kadının Fransız arşivlerinde bir resmi KSÜ Fen Ed. Fak. Tarih Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ahmet Eyicil’in eline ulaşmıştır.

Bu resmin altında “Kara Fatma veya Maraş Kahramanı Kırım Savaşı’nda savaşan, yüreğine Tanrı tarafından dokunulan biriydi yani seçilmiş biriydi. Jeanne de’ Are’ da olduğu gibi, Kara Fatma’da da güçlü kuvvetli bir kadının kalbi vardı.” Jeanne d’are Fransızların çok ünlü bir kadın kahramanıdır. Bu kadının Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanılır.

Bundan 150 yıl önce bir Türk kadınından böyle kutsiyetle söz edilmesi gurur vericidir. Cerid Aşiretinde kadın erkek hep yan yana olmuştur. Ne biri önde ne biri geride. Türk milleti şanlı tarihini yazarken Türk kadını çok önemli görevleri başarmıştır.(Değerli Hocam Eyicil; tevazu gösterip resmi bana vererek, resmin tezimde yayınlanmasını sağladı.)

Ceridlilerin yoğun bir şekilde yaşadığı adını da Cerid Aşiretinden alan Çağlayancerid ilçesinde yaptığım araştırmalar neticesinde Kara Fatma’nın hâla unutulmadığına hikayesinin halk arasında anlatıldığına tanık oldum. Eski Çağlayancerid ilçesi Belediye Başkanı değerli Cerid büyüğü Hasan Kekil; Kara Fatma’nın kocasının erken yaşta ölmesi üzerine oymağa Beylik eylediğini, küçük yaşta oğlunu savaşa gönderir ise ocağını kör koyacağını düşünerek kendi yiğitleriyle beraber savaşa gittiğini nakletti. Böylece ocağını tüttürerek bir erkek evladı geride kalmış oluyordu. Kara Fatma Kırım Savaşından döner, Fırka-i İslahiye’ye gelerek iskan için yer ister. Kendisine ikram edilip iskan yeri gösterilir.

Kara Fatma’nın torunları hâla Karaosmanlı adı altında Çağlayancerid’te yaşamaktadırlar. 1986’da değerli bilim adamı Faruk Sümer’in Çağlayancerid’i ziyareti esnasında tavsiyesi üzerine ilçe merkezinde bir sokağa “Kara Fatma” adı verilmiştir.

Osmanlı arşiv ve kaynaklarında konar-göçer Aşiretler için dolayısıyla Ceridler için de “şaki” veyahut “şekavet yapmak” gibi sözler kullanılmıştır. Bu sözleri çok yadırgamamak gerek. Çünkü konar göçer hayata yabancı olanların Konar- Göçer Türkmenler için ve onların yaşam tarzını, hayata bakış açısını tanımadan, sosyal yaşantılarını incelemeden söyledikleri sözler ne kadar doğru bir tanım olur ki!Aşiretten üç beş kişinin yapmış olduğu yanlışlığı tüm aşirete mal etmek de doğru değildir.

Cerid Aşireti iskan esnasında bazı şartlar gereği genişçe bir alana yayılmıştır. Ama kültürleri hâla bir bütündür ve birbirlerini tamamlar. Şimdiki Gaziantep’te bir çok köylerde yaşayan Baraklar’ın aslında Ceridlerin bir obasından gelmeleri de muhtemeldir.

Saf Ceridi Antep şehri dahiline kendiliğinden yerleşmiştir. (Halaçoğlu, 1991) Bütün bunlardan başka XVI. ve XVII. yüzyıllarda İçel bölgesinde (Silifke, Anamur, Mut) Yörükler arasında Cerid adlı bir oymağın yaşadığı gibi, Aksaray, Sivas (Zara), Çorum, İzmir (Ödemiş), Afyon Karahisar (Dinar), vilayetlerinde de Cerid adlı köyler görülmektedir.

Cerid’in adı Köroğlu destanı ile ilgili şiirde de geçmektedir.



“İndim geldim Cerid Afşar iline

İlleri var bizim ile benzemez

Heves oldum sohbetine diline

Dilleri var dilimize benzemez.”



Cerid adının Köroğlu destanında geçmesi, onun yaygın bir üne sahip olmasından ileri gelmiştir.

Kaynaklarda rastladığım Cerid oymakları; Saf Ceridi, Togan Ceridi, Zekeryalu Ceridi, Cerid Üzeyiri, Bayır Cerid, Fakih Ceridi, Silsüpür Ceridi, Kancı Ceridi, Sakallu Ceridi, Dipgalı Ceridi, Göçer Ceridi, Derdili Ceridi, Kara-Hasanlu Ceridi, Kömür Ceridi, Aralık Evi Ceridi, Kızıllı Ceridi, Fakılar Ceridi, Tabanlu Ceridi, Oruç Gazili Ceridi, Sultan Hacılı ve Mamalı Ceridi. Bunlardan Mamalı Ceridi, XVII. yüzyılda güçlenmiş ve bundan dolayı ayrı bir oymak gibi sayılmıştır. Mamalı oymağı batıya doğru göç etmiş ve XIX. Yüzyılın ortalarında bilhassa Bozok (Yozgat bölgesi) sancağını yurt tutmuştur.

Faruk Sümer, Antep’te yaşayan Barakların da Cerid olduğundan bahsetmektedir.

Buraya kadar, kaynakların el verdiğince Cerid adının menşei, Ceridlerin Anadolu’ya gelmesi, Ceridlerin iskan yerlerinden bahsettik.

Şunu da eklemeliyim ki, Ceridlerin bütün uğraşları çabaları hayvanlarına daha iyi otlaklar bulmak, atlarını daha özgür sürmek içindir. Konar-göçerlerin gözü toktur. Onlar Tanrı’nın verdiği otların kendi hayvanları için var olduğunu düşünürler. Hayvanların mamüllerini dahi satmaktan utanırlar.Ama artık Türkiye Cumhuriyet’i devletinin bir parçası olduklarının idrakine varmışlardır.Çünkü ulu önder Atatürk’ün önderliğinde verilen kurtuluş savaşında binlercesi vatan–millet uğruna can vermiştir.Şimdi ise imkanlar dahilinde Ceridler çocuklarını okutmak için uğraş vermektedir.Biliyorlar ki;iyi yetişmiş insanlar , bu vatana ve millete çok daha verimli bir şekilde hizmet edecektir.

Yüce Türk milleti ; ancak Türk milletinin öz evlatlarının çalışma ve gayretleri ile kalkınıp, ilmen ve madden zenginleşecektir.


2. BÖLÜM



ÇAĞLAYANCERİT İLÇESİ



2.1 Çağlayancerit İlçesi Tarihi

İlçenin ilk kuruluşu bu günkü ilçe merkezinin kuzeyinde bulunan pamuk denilen yerdir.İlçenin adının Orta Asya’dan gelen Cerid Aşiretinden geldiği ve bu adla tanındığını söyleyebiliriz. “Çağlayan” tabirinin ise sularının çokluğuna dayanarak kullanıldığı olasılığı kuvvetli bir ihtimaldir. İlçeye bağlı Küçükcerit Köyünde ortaya çıkan mozaik kalıntıları, yörede yerleşimin M.S. 3-4. yüzyıla dayandığını göstermektedir. Dağlık bir alanda kurulan Çağlayancerit, Elbistan-Pazarcık arasındaki eski tarihi yola hakim konumdadır. Bu yol, Anadolu’dan Suriye ve Irak’a giden en işlek yolun en bilinmeyen kısmıdır. Elbistan- Nurhak, yakınlarındaki Akça Derbent eski zamanlardan beri bilinen ünlü bir geçittir. Elbistan-Pazarcık kervan (ticaret) yolunun güvenliğinin sağlanması için bu derbendin oluşturulmuş olması kuvvetli bir olasılıktır. Çağlayancerid, konumu itibarıyla Anadolu-Suriye, Irak ticaret yoluna hakim bir yerdedir. 1277 yılında Mısır ordusu ile Muhyiddin İbn-i Abdüzzahir bu yolla Anadolu’ya bin bir güçlükle gelmiştir.

Yalçın, Engizek Dağları’ndan (Hâla sarp yerlerinde örülmüş duvar kalıntıları vardır.) aşan bu tarihi yol, Alaçık’tan Erinci, Besni, Sakarkaya ve Pazarcık’a ulaşır.

1563 Maraş Tahrir Defterindeki kayıtlarda “Engizek”, “Yalangoz” mezralarında bahsediliyor. Bunların Bertiz Nahiyesine bağlı olduğu belirtiliyor. Bertiz Nahiyesi’nin de Maraş merkeze bağlı olduğu görülmektedir.

Bölgede Roma döneminin hüküm sürdüğü sanılmaktadır. İlçenin Aksu Mahallesi Kısık mevkisinde yol yapımı esnasında ortaya çıkan su kanalının Roma döneminden kaldığı sanılmaktadır. Bu su kanalıyla tarihi bir şehir olan “Göynük”e su götürülmüştür. Taş ve bir tür kirecin kullanıldığı su kanalı boyunca yapılacak kazı çalışması bizi kesin ve daha doyurucu bilgilere ulaştıracaktır. Bölgede Ermenilerin de yaşadığı “özellikle şimdiki Bozlar kasabasında”, bilinmektedir. 13.yüzyılda Göynük Kalesini Ermeniler ele geçirmiştir.

Cerid Aşireti ilçe halkının temel unsurunu oluşturur. İlçe halkının bölgeye yerleşimi, Türklerin Anadolu’ya göçleriyle paralellik göstermektedir. Genelde Çağlayancerit, Cerit Aşiretinin yaylağı olarak kullanılmıştır. Ceridler yarı göçebe şekilde buraya yerleştirilmiştir. Farklı bir durum da dikkatimizi çekmektedir.

Rafet Yinanç, “Dulkadirli Beyliği” ile ilgili makalesinde Malatya ve bu yörelerde Ağaçeri Türkmenlerinin yaşadığını 13. yüzyılda Baba İshak İsyanı’na katıldığını söylerken,sonraları Ağaçeri Türkmenlerinin Dulkadirli Beyliğini oluşturduğunu yazıyor. Büyük olasılıkla şimdiki Çağlayancerit ve yöresinde yaşayan ilk Türk topluluğu Ağeçeriler olmuştur. Sonraki dönemlerde Cerid Aşireti Ağaçeriler ile kaynaşıp bir potada erimişlerdir. Çağlayancerit’te halk arasında anlatılan hikayelerde; ( Ben yüz yaşlarında Gülizar Mehmet adıyla anılan kişiden şahsen dinledim): Biz Ceritliler Mongollarla üç kere savaş etmişiz ve onları çok kırmışız.” Mongollar dediği Moğollardır. Bu yöreye Ağeçeriler’in isyanını bastırmak için Moğollar asker göndermişler yapılan uğraşlarda Moğolların kaybı büyüktür. Bu yaşlı şahsın anlattığı hikaye Ağaçerilerin vermiş olduğu savaştır. Bir arada yaşamaları nedeniyle de hikayenin Cerit Aşiretininmiş gibi anlatılması kuvvetle muhtemeldir.

İlçe, Selçuklu Devleti’nin hakimiyetinden sonra, Dulkadirli Beyliği’ne geçiyor. 16.yüzyılda da Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır. Cerit Aşireti şimdi Aksu’nun gözüne (Küçükcerit) yerleşiyor. Tecirli ve Cerit Aşireti Aksunun gözü için savaş ediyorlar. Küçükcerit sınırları içinde “Tecirli Kabirliği” bulunmaktadır. Daha sonraları Çağlayancerit’e yerleşilmiştir.

Çağlayancerit, idari bakımdan Bertiz Nahiyesine bağlı iken örfen aralarındaki anlaşmazlıkları Besni Beyleri bir çözüme kavuşturuyordu. Besni Beyleri saygın bir konumda olup aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin görevlisi durumundaydılar. Yine Gülizar Mehmet amcanın anlatımı. “Heleteliler Pano Ahmet adlı Ceridli’yi öldürüyor. Besni Beyleri gelip 42 tane sığır sürüyorlar. Karşılarına ağıt yakan bir Cerit kadını çıkıyor;

“Ekticeğim ağca nohut

Gelen yedi giden yedi

Muradın tamam ermeden

Yavrum cefanı çektiğim kaldı..”

Besni Bey’i bu kadının kim ve neden ağladığını soruyor. Ölen Pano Ahmet (Sakallı Kabilesinden) adlı şahsın anası cevabının alınca şimdiki “Erinci” dağı Cerid Aşiretinden Sakallı kabilesine kan bedeli veriliyor. Bu dağa Sakallı Dağı da denilir.” Mehmet amcanın anlattıkları içinde dikkatimi çeken Besni Beylerine duyulan saygı ve güvendi. Yine bir dörtlükte:

Şahinin daşına duman mı durdu

Postalın içine kan mı doldu

Derde derman derler kartalın yağı

Üstüne düştüm Besni Bey’i kurtarır mı kurtarmaz mı?



Dörtlükte Besni Beylerinden söz edilmektedir.Besni Beylerine saygı duyulmaktadır. Besni Beyleri kurtuluş olarak görülmektedir.

Çağlayancerit, kurtuluş savaşı esnasında bir işgale uğramamıştır. Fakat, gönüllü birlikleriyle çevre illerin yardımına koşmuştur. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda Irak ve Yemen Cephelerinde her evde gidipte dönmeyen bir insanın hikayesini dinlemek mümkündür.

Genel Kurmay Başkanlığı’nın çıkartmış olduğu 5 ciltlik “Şehitlerimiz” adlı eserde;

1. Irak’ta, Mahmut oğlu Mustafa: doğum; 1307

2. Irak’ta, Mehmet oğlu Mustafa: doğum; 1290

3. Çanakkale’de, Mustafa oğlu Mustafa: doğum; 1306

4. Çanakkale’de, Mustafa oğlu Mustafa: doğum: 1309

5. Irak’ta, Mehmet oğlu Ali: doğum; 1308 (Tataroğullarından)

6. Irak’ta, Süleymanoğlu Mehmet: doğum; 1298 (Tataroğullarından)

İsmi belgelere düşmüş şehitlerimiz bunlardır. Fakat ismi belgelere düşmemiş pek çok şehit bu vatan için isimsiz kahraman olmuştur.

Çağlayancerit’te “Arabın Bahçesi” denilen yerin neden bu adla anıldığı hikayesi ilginçtir. Cerid’in en yaşlılarından yaklaşık olarak 110 yaşlarında olduğu söylenilen Hacı Omar Amca’nın anlatımından; “Abdulvahap isimli Iraklı bir Arap yüzbaşıymış. İngilizlerin Irak’ı işgali zamanında bu Arap yüzbaşı dayanamayıp bir kaç İngiliz vuruyor. Hakkında idam kararı çıkıyor. İki kardeşi yakalanıp hemen asılıyor. Maraşlı Hamdi Bey de o dönemde Bağdat’ta askermiş, Arap yüzbaşının asılmasını istemeyerek onu Maraş’a kaçırtıyor. Daha emniyetli diye de iki dağ arasında Cerit’e gönderiyor. Önce ilçenin batısında Gavur Tarlası denen yere yerleşen Arap yüzbaşı sonradan da Aksu mahallesine yerleşiyor. Ceritliler onu, o da Ceritlileri çok seviyor. İşte onun yurduna “Arap’ın Bahçesi” adı veriliyor.

“Uşak Kırılan Yer” ilçenin kuzeyindendir. Buranın hikayesi halk arasında bu güne değin anlatıla gelmiştir. Anlatılanlara göre: Bozlar Ermenileri ile Helete ve Cerit savaş halindedir. Bir anlaşmazlıktan dolayı Bozlar, Cerit ve Helete’ye haber verip savaş olacak diyor. Savaş yerine Helete gelmiyor. Cerit gafil avlanıyor, pek çok Ceritli telef olmuştur. O yüzden buraya “Uşak ölen yer” deniliyor. Şimdi dahi ölenlerin mezar taşlarının kalıntıları mevcuttur.

Çağlayancerit konumu itibarıyla bazı yönlerden geri kalmıştır. İlçe hakkında eski kaynak ve belgelere ulaşmak çok zordur. Çünkü sözlü tarih, kuşaktan kuşağa aktarma metodu Ceritler için de geçerlidir. Bütün Türk milletinde olduğu gibi. Çağlayancerit dört kabileden meydana gelmiştir. Cerit Aşiretine mensup dört oymağın adları;

1. Deli Ahmedli : İlk bu kabile yerleşiyor. İlçe merkezinde Tarihi Kezban Hatun camii’nin yanında Pınarbaşı olarak bilinen yere.

2. Aralık Evi

3. Kızıllı

4. Tabanlu



Dört Aşiretten mütevekkil temeli

Köyüm fakir, okumaktır emeli

Aşık Alim daha ne söylemeli

Susmuş konuşmuyor dili Ceridin.



Bir de Fakılar adlı oymaktan da söz edilmektedir. Ama bu kabilenin diğer dört kabileden birinin bünyesinden mi çıktığı yoksa ayrı bir kabile mi olduğu bilinmemektedir.

Çağlayancerit, 01.06.1986 tarihine kadar Kahramanmaraş ili merkez ilçeye bağlı köy olarak kalmıştır. Bu tarihte belediye teşkilatı kurulmuş, sonrasında 04.07.1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Çağlayancerit tarihi hakkında belge ve kaynaklar çok azdır. Bu durum Türk milletinin bir özelliği olan sözlü tarihe önem vermesindendir. Elimize geçen bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılan bilgilerdir. Yazılı olmadığı için zaman içinde eklemeler, çıkarmalar olmuştur.

Tarih sayfasının hazırlanmasında emeği geçen sayın Ahmet SAKALLI' ya teşekkür ederiz.