PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cennet Vatanımız Türkiye(Sakarya)



Mahsun
19-09-2010, 12:39 PM
SAKARYA

Genel Bilgiler

YÜZÖLÇÜMÜ: 4,880 km²
NÜFUS: 746,060 (2000)

İL TRAFİK NO: 54

İLÇELER: Adapazarı (merkez), Akyazı, Ferizli, Geyve, Hendek, Karapürçek, Karasu, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Sapanca, Söğütlü, Taraklı.

İklimi, verimli toprakları, ormanları, akarsuları, gölleri ve önemli göç yolları üzerinde bulunması dolayısıyla eski çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sakarya’nın ilk yazılı tarihi M.Ö. XII. yüzyıla kadar uzanmaktadır.

İlk yerleşik kavmi Frigler olan bölgede daha sonra sırasıyla; Bithynialılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar hakimiyet kurmuşlardır. Bizanslılara ait en ünlü eser, 560 yılında Sakarya Nehri üzerinde kurulan Justinianos köprüsüdür.

Selçukluların Anadolu’ya girmesinden sonra toprak kaygısına düşen Bizanslılar, iki devlet arasında hudut olan Sakarya Nehri boyunca çok sayıda hudut muhafaza kaleleri kurmuşlardır. Halen harabe halinde olan bu kalelerden en önemlileri; Seyifler, Harmantepe, Adliye, Kurtköy, Çobankale, Paşalar ve Mekece kaleleridir.

1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu’nun Türklere açılmasından sonra, Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Artuk Bey’in İzmit yakınlarında Bizanslıları bozguna uğratmasıyla bölge, Selçukluların idaresine girmiştir.

Selçukluların zayıflamasıyla kısa bir süre İlhanlıların elinde kalan bölge,1291’de Osmangazi’ye bağlı boy beylerinden Konur Alp tarafından fethedilerek Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir.


1313-1337 yılları arasında da Osmaneli, Mekece, Pamukova, Geyve, Mudanya, Akyazı, Mudurnu, Düzce, Sapanca, Kandıra, Bursa, İznik, Gemlik ve İzmit’ in fethiyle birlikte bölge, tümüyle Osmanlı idaresine geçmiştir.

1563’te köy, 1646’da Bolu’ya bağlı bir nahiye olan Adapazarı’ nın 1658’de tekrar köy, 1692’de kaza, 1701’de Sapanca’ya bağlı bir köy, 1742’de nahiye ve 1837’de İzmit Sancağı’na bağlı bir kaza haline getirildiği tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır.

1852’de Kocaeli Mutasarrıflığına bağlanan Adapazarı, 22 Haziran 1954 tarihinde 6419 sayılı kanunla il olmuş ve “Sakarya” adını almıştır.

26 Mart 1921’ de Yunan işgaline uğrayan bölge, 21 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Nitekim 21 Haziran tarihleri, ilin düşman işgalinden kurtarılışının yıl dönümü olarak her yıl törenlerle kutlanmaktadır.

Kurtuluş savaşında önemli bir yeri olan Adapazarı, Ali Fuat CEBESOY, Sırrı BEY, Hasan Cavit Bey, Koçzade Mahmut Bey, Yüzbaşı Abdurrahman Bey, Kaymakam Tahir Bey gibi Kuva-i Milliyenin pek çok kahramanına yardım ve destekle Milli Mücadelenin şerefli sayfalarında yer almıştır.

Mahsun
19-09-2010, 12:48 PM
Sakarya Resimleri , Fotograflari ,Görüntüleri...

http://img523.imageshack.us/img523/3914/taraklevlerixk9.jpg


http://img483.imageshack.us/img483/5396/sakaryanehri2mr4.jpg
Sakarya Nehiri

http://img523.imageshack.us/img523/1922/sakaryanehriem0.jpg
Sakarya Sapanca gölü
http://img513.imageshack.us/img513/4134/sapancaglmc3.jpg

Sapanca gölüne akan dere
http://img513.imageshack.us/img513/8919/sapancaglneakandereww8.jpg
Sakarya Poyrazlar Gölü
http://img513.imageshack.us/img513/4794/poyrazlarglfq5.jpg

Sakarya Sapancada Gün batimi
http://img513.imageshack.us/img513/5204/sapancadagnbatmog4.jpg

Sakarya Güzeldere Şelalesi
http://img248.imageshack.us/img248/8471/normalguzeldereselalesiio0.jpg

Sakarya Manzara

http://www.yenifrm.com/images/statusicon/wol_error.gifThis image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 800x600 and weights 137KB.http://img248.imageshack.us/img248/6550/manzaralarsn5.jpg



http://img513.imageshack.us/img513/1161/sakaryaxv0.jpg (http://imageshack.us/)

Mahsun
19-09-2010, 12:50 PM
sakarya meydan muharebesi..

T.B.M.M. hükumeti (Ankara hükumeti)'nin ordusu, Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki hezimetinden sonra cephe kritik bir duruma düşmüştü. Batı Cephesi birliklerinin Yunan ordusuyla arada büyük bir mesafe bırakılarak (100 Km. ) Sakarya Nehri'nin doğusu'na çekilmesine ve bu hatta savunmasını devam ettirmesine karar verildi. 22 Temmuz1921'de Sakarya Nehri Doğusu'na çekilmeye başlayan T.B.M.M ordusu, güneyden kuzeye 5'nci Süvari Kolordusu (Çal Dağı güneyinde), 12 nci, l nci, 2 nci, 3 ncü, 4 ncü Gruplar ve Mürettep Kolordu l nci hatta olacak şekilde tertiplendi.
14 Ağustos'ta ileri harekata geçen Yunan ordusu ise, 23 Ağustos'tan itibaren 3'ncü Kolordusu ile Sakarya Nehri doğusundaki T.B.M.M Kuvvetlerini tespit, l'nci Kolordusu ile Haymana istikametinde, 2 nci Kolordusu ile Mangal Dağı güneydoğusunda kuşatıcı taarruza başladı. Fakat bu taarruzlarında başarısız oldular.
Kuşatma taarruzunda başarı sağlayamayan Yunan kuvvetleri, siklet merkezini ortaya kaydırarak savunma mevzilerini Haymana istikametinde yarmak istedi. 6 Eylül'e kadar süren yarma teşebbüsünde de başarılı olamayınca, bulunduğu hatlarda kalarak savunmaya karar verdi. Ancak T.B.M.M ordusu'nun 10 Eylül'de başlattığı genel karşı taarruzla buna da mani olundu. Bu durumda Yunan ordusu için geri çekilmekten başka hal tarzı kalmıyordu. 13 Eylül'e kadar Sakarya Nehri'nin doğusunda tek Yunan askeri kalmadı. Sakarya'dan çekilen Yunan ordusu, Eskişehir-Afyon'un doğusu hattına kadar çekilerek, bu bölge de savunma için tertiplenmeye başladı.
T.B.M.M ordusu bu muharebeler sonunda 26.000 zayiat verdi. Birlik mevcutlarına göre er zayiatı % 35-40, subay zayiatı oranı % 70-80 arasındaydı. Yunanlılar ise 16. 000'i ölü olmak üzere 46. 000 zayiat verdiler.

Bu savaş sonrasında T.B.M.M., Mustafa Kemal'e mareşallik rütbesi ve gazi ünvanı vermiştir.

Mahsun
19-09-2010, 12:51 PM
Sakarya Yerel Etkinlikler

Sakarya’da yöresel nitelikteki festival ve kutlamalar da yaygındır. Yörenin mahalli nitelikteki başlıca kutlama günleri şunlardır:

Etkinliğin Adı: Tarihi :

1. Ali Fuat Cebesoy’u Anma Töreni 10 Ocak
2. Sapanca Belediyesi Geleneksel Aşure Günü 10 Muharrem
3. Kaynarca’nın Kurtuluş Şenlikleri İle Dartılı Keşkek ve Tav. Kültür Sanat Festivali 03 Mayıs
4. Sakarya Üniversitesi Bahar Şenlikleri Mayıs’ın İlk Haftası
5. Sakarya Uluslararası Halk Oyunları Festivali 16-21 Mayıs
6. Adapazarı Tiyatro Günleri 22-29 Mayıs
7. Taraklı Geleneksel Hıdırlık Pilav Şenliği 04-06 Haziran
8. Geyve-Kiraz Festivali Haziran’ın İkinci Haftası
9. Karapürçek-Akbalık Yağlı Güreşleri 16-19 Haziran
10. Çiğdem Yaylası Şenlikleri 20 Haziran
11. Dikmen Yaylası Şenlikleri/Hendek 20 Haziran
12. Adapazarı’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu 21-23 Haziran
13. Fotomaraton Fotoğraf Yarışması 06-22 Haziran
14. Sapanca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu 22 Haziran
15. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları 24-25 Haziran
16. Yeşilyurt Yaylası Şenlikleri/Hendek 27 Haziran
17. Denizcilik ve Kabotaj Bayramı/Karasu 01 Temmuz
18. Uluslararası Kültür Turizm Fındık Festivali/Karasu 09-11 Temmuz
19. Sapanca Soğucak Yayla Şenlikleri 25 Temmuz
20. Ferizli Kültür ve Sanat Festivali 24-26 Temmuz
21. Söğütlü Geleneksel Tarım-Hayvancılık ve Süt Festivali 23-25 Temmuz
22. Geleneksel Sünnet Şöleni ve Selman Dede’yi Anma Etkinlikleri 03-04 Temmuz
23. Sapanca Belediyesi Sünnet Şöleni 11 Temmuz
24. Şeyhler Köyü Hacet Bayramı 01 Ağustos
25. Sapanca-Kırkpınar Yaz Festivali Ağustos’un İlk Haftası
26. Sakarya/Kocaali Turizm Kültür ve Fındık Festivali 06-08 Ağustos
27. Adapazarı Sünnet Şöleni 13 Ağustos
28. Sakarbaba Etkinlikleri/Sakarya 17-22 Ağustos
29. Kaynarca Belediyesi Kültür ve Sanat Şöleni 21-28 Ağustos
30. Pamukova-Karakucak Güreşleri 8 Eylül
31. Pamukova Panayırı 10-12 Eylül
32. Taraklı Hayvan ve Emtia Panayırı 28-30 Eylül
33. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı

elitçe
19-09-2010, 12:54 PM
güzel yerler..
Alanur gezip tozar artık:)

Mahsun
19-09-2010, 12:57 PM
Sakarya Geleneksel El Sanatları

İnsanoğlunun çağlar boyunca izlediği gelişim süreci incelendiğinde, ortaya çıkan, el sanatlarının hep bir ihtiyacı karşılamak üzere üretildiği sonucuna varılır.

Anadolu topraklarında üretilen el sanatları için de bu durum geçerlidir. Anadolu insanı, yün, pamuk, tiftik, keten gibi hammaddelerden barınağını (çadırını), dolabını (çuvalını), yaygısını, bebeğini taşıyacağı malzemeyi (çarpana) dokumuştur ve dokuduğunu kesip dikerek giysisini yapmıştır. Ahşap, maden, cam, deri, toprak, kemik ve boynuz gibi maddeleri de beceriyle şekillendirip mutfak araçlarını, tarım ve hayvancılıkta kullanacağı aletleri, mobilyasını ve süslerini tasarlayıp üreterek ve ürettiğini kullanarak yaşamını sürdüre gelmiştir.

Bir ulusun kültür değerlerini en iyi yansıtan öğeler olan el sanatları, asırlar boyu toplumların sanat anlayışlarını ve yaşam tarzlarını aktarmada etkin bir rol oynamıştır. Aynı zamanda eğitim, bilim, teknik ve diğer alanlardaki gelişme düzeyi ile el sanatlarındaki gelişim düzeyi paralellik gösterir.

İnsan topluluklarının ürettikleri ürünlerin el sanatları içinde değerlendirilebilmesi için; estetik değerler taşıması, o topluluğun duygu ve düşüncelerini yansıtabilmesi, maddi karşılığı olmadan üretilmiş olması, eser halinde ortaya çıkışından sonra çevresinde bir takım gelenek ve görenekler meydana getirmiş olması gerekir.

Anadolu birçok uygarlığa beşiklik ettiği ve bu uygarlıkların kültür varlıklarını yeni bir sentez içinde sürdürerek her köşesinde yaşatmakta ve bu nedenle Anadolu el sanatlarının kökleri çok eskilere gitmektedir.



Ağaç İşleri Oymacılığı
Barınma gereğinden doğan mimari, bölgelerin coğrafi koşullarına göre biçimlenmiş, çeşitlenmiştir. Buna bağlı olarak gelişen Ahşap işçiliği Anadolu'da Selçuklu döneminde gelişip, kendine özgü bir niteliğe ulaşmıştır. Selçuklu ve Beylikler dönemi ağaç eserler daha çok mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elemanlar olup üstün işçilik içermişlerdir. Osmanlı döneminde sadeleşerek daha çok sehpa, kavukluk, yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık, taht, kayık, rahle, Kur'an muhafazası gibi gündelik kullanım eşyaları ve pencere, dolap kapağı, kiriş, konsol, tavan, mihrap, minber, sanduka gibi mimari eserlerde uygulanmıştır.

Ağaç işçiliğinde kullanılan malzeme daha çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz ve gül ağacıdır. Kakma, boyama, kabartma-oyma, kafes, kaplama, yakma gibi tekniklerle işlenen ahşap eşyalar günümüzde de kullanılmaktadır. Bu teknikler İlimizde halen devam eden hammaddesine göre değer kazanan baston ve asaların kullanımı yüzyıllar boyunca sürmüş, 19. yüzyılda iyice yaygınlaşmıştır. Müzik aleti olarak “Kemençe”, Akyazı İlçesi-Altındere Beldesi’nde, “Davul” ise Geyve ilçesinde yapılmaktadır. Bu aletler ağaç, bitki ve hayvanların; deri, bağırsak, kıl, kemik ve boynuzlarından yararlanılarak yapılmaktadır.

Akyazı İlçemizde ağaç işlerinde geçme tekniği kullanılır. Geçme; diğer adıyla Kündekari, sekizgen, baklava, yıldız ve benzeri geometrik şekillerin bir çatma tekniği ile birbiriyle bağlanmasıyla oluşturulur. Ağaç parçaları oluklu ağaç kirişleri ile iç içe geçirilerek bağlanır. Bunları bağlamak için çivi veya tutkal kullanılmaz. Malzeme olarak en çok ceviz, armut, çınar, ıhlamur ve meşe ağacının kullanılır.

Kaşıkcılık
Taraklı İlçesi’nde yüzyıllardan bu yana sürdürülen çok yaygın geleneksel bir el sanatıdır. İlçenin Alballar, Kemaller, Esenyurt ve Uğurlu köylerinde yaşatılan bu gelenek, bugün halen onlarca “Kaşık Evi/Kaşık Odası”nda sürdürülmektedir. Bu köylerimizde özellikle kış aylarında yoğun bir üretim yapılmaktadır. İkiyüze yakın aktif ustası ile kaşıkçılık, ilin en yaygın geleneksel el sanatları arasındadır. Daha önceki yıllarda Taraklı İlçe merkezi ve tüm köyler kaşık, kepçe, yaba, maşa, semer ve tarak işleriyle uğraşırken, son zamanlarda ham madde bulmak zorlaşınca bu işleri meslek edinen köylerin dışında uğraşan insan sayısı oldukça azalmıştır. Kaşıklar, özel olarak inşa edilmiş kaşık evlerinde/odalarında yapılır.

http://img362.imageshack.us/img362/2876/kasikjd7.jpg (http://imageshack.us/)

“Kaşık Evi/Odası”, kaşık yapımı için evlerin bitişiğine, 1,5 metre yüksekliğinde ve 3 m² genişliğinde kaşık odaları yapılır. Bu kaşık odasında 3 kaşık ustası birlikte çalışır. Kaşık ustaları haftanın 6 günü çalışıp yalnızca cumartesi günü dinlenirler.

Kaşık yapımında çeşitli bıçak ve keskiler kullanılır. Kaşıklar kepçe, yemek kaşığı ve mama kaşığı olarak üç boyda imal edilir. Kaşık imal aşamaları şöyledir:
* Birinci safha: Ağaç iki kaşık boyunda tomsak halinde kesilir. Tomsak halindeki ağaç nacakla taslak haline getirilip kaşık formuna sokulur. Bu işe “taslama” denir.
* İkinci safha: Nacakla baş ve sap kısımları düzeltilir. Bu safhaya “iğinnek” denir.
* Üçüncü safha: Kaşık yapımı için özel olarak yapılmış “kaşık tezi” üzerinde keserle ağız kısmının içi oyulur. Bu işleme “keserlek” denir.
* Dördüncü safha: Özel olarak yapılmış bıçakla sapı ve arkası düzeltilir.
* Beşinci safha: Kaşığın içi “iğdi” denen özel bıçakla keser izleri düzeltilip, inceltilir. Bu safhaya “yalaklama” denir.
* Altıncı safha: Törpü ile kaşığın dışı düzeltilerek bıçak izleri kaybedilir.
* Yedinci safha: Bu aşamada kaşık zımparalanıp, yün veya keçe ile perdahlanır. Bu aşamadan sonra kaşık kullanıma hazırdır.
Kaşık yapımında şimşir ve kayın ağacı kullanılır. Şimşir ağacından yapılan kaşık diğer ağaçların kaşıklarına göre daha değerlidir.

Kaşık odalarında, kaşığın yanında kepçe, şekerlik, çerezlik ve çeşitli hayvan figürleri (at, deve, kartal, fil) de yapılır. Yani çeyiz sandığı, sehpa, telefonluk, resim çerçevesi, tepsi, rahle (sini), mihale (altlık), abajur, ekmek sepeti, peçetelik vb. ev, kullanım ve süs eşyası, bu geleneksel sanatçılarının ürünleri arasında yer almaktadır.


Maket Tarihi Taraklı Evleri
Yörede yer alan sekseni aşkın koruma altına alınmış, Osmanlı Dönemi Türk Mimarisi’nin en güzel örnekleri olan evlerin, son dönemde maketleri Sıtkı ve Naim BULUNTEKİN kardeşlerce üretilmektedir. Taraklı olan Mustafa TURAN ve kızı Yasemin TURAN tarafından da bu evler üretilmektedir.

http://img55.imageshack.us/img55/3263/evac5.jpg (http://imageshack.us/)

Tarakçılık

Taraklı’nın geleneksel el sanatlarından olan “tarakçılık” günümüzde 80-90 yıl öncesine kadar Taraklı Çarşısı’nda 2-3 dükkanda yapılmaktaymış. Tarakçı Mehmet ve Tarakçı Ahmet bu sanatın 80-90 yıl öncesinin tanınmış ustalarıdır. Yörede yaşayan yaşlılar, tarak kullanma alışkanlığının saçta kepeklenmeyi, dökülmeyi, bitlenmeyi önlediğini söylemektedir.

Yörede tarak; Şimşir, Gürgen, Armut ve iyi cins Ceviz ağacından yapılırmış. Şimşir ağacı beyaz renk, sert ve dayanıklı olduğundan daha çok tercih edilmektedir. Şimşir aynı zamanda tespihçiler tarafından tespih yapımında da kullanılmaktadır.


BastonculukTamamen el emeği göz nuru olan ve başta Taraklı, Akyazı ilçeleri ve Kayalar Memduhiye Köyü’nde olmak üzere yaşatılan bastonculuk, özellikle Akyazı’da yapılan geçme ağaçlı ve çok motifli baston çeşitleri ile Kayalar Memduhiye Köyü’nde biçim ve işleme zenginliği bakımından nitelikli bir biçimde baston üretimi yapılmaktadır.

http://img354.imageshack.us/img354/186/bastonsp3.jpg (http://imageshack.us/)

Hammadesinin tamamı ya da büyük bir bölümü ağaçtan imal edilen bu bastonlarda Yılan baş, Kurtbaş, atbaşı, Balıkbaşı,Kartal başı ve Arslan başı gibi motifler yer almaktadır. Baston ve asaların sap kısımları; gümüş, altın, kemik, sedef gibi malzemelerden, gövde kısımları ise gül, kiraz, abanoz, kızılcık, bambu, kamış vb. ağaçlardan yapılmaktadır. Günümüzde değişik biçim ve malzemeden yapılmış, sapları ve gövdesinde boya, metal işlemeli motifler, elle tutulan bölümünde birçok farklı materyal kullanılan değişik amaç için bastonlar yapılmaktadır. Bastonlara, yerli ve yabancı turistlerin özel bir ilgi göstermesi el sanatlarına olan ilginin yurtdışına da sıçraması Baston Ustalarını özel siparişler hazırlanma yoluna sevk etmiştir. İlimizde de baston yapımı, gelenek ve göreneklerine bağlı olmakla birlikte zamanın gerektirdiği tüm yeniliklere açık ve bu yeniliklere çok kısa zamanda uyum sağlayabilen bir yapıya dönüşmüştür.

Ağaç, bu ustaların elinde ağaç olmaktan çıkmakta, bir hanım parmağına dolanan iplik misali, her defasında “bir benzeri daha olmayan“ bastonlar üretilmektedir. Bu bastonlar el sanatları ustalarının işine olan sevgi ve saygısını simgelemektedir. Sakarya Kayalar Memduhiye’deki Nihat ÇAKINER yörede yaşayan en önemli baston ustasıdır.

Semercilik
Sakarya'da 30-40 yıl öncesine kadar “At” ve “Eşek” gibi hayvanların binek ve yük taşıyıcı olarak önemli bir yeri vardı. Tarlalardaki ürünler eşeklerle ile kente getirilirdi. Tarlada el ile biçilen buğday sapları, diğer ürünler eşeğin üzerinde toparlanıp bağlanarak harman yerine getirilirdi.

http://img55.imageshack.us/img55/868/semerkf7.jpg (http://imageshack.us/)

Önceden şehir içerisinde her çeşit yük taşımacılığı da “Eşeklerle” ya da “At Arabaları” ile yapılırdı. Günümüzde taşımacılığın motorlu araçlarla yapılması, yani traktörlerle kente ulaştırılması neticesinde at ve eşek gibi hayvanlar önemini yitirmiş, dolayısıyla “Semercilik” zenaatı 3-5 dükkan dışında hemen hemen terkedilmiştir. Bu sanat günümüzde Geyve, Taraklı ve Pamukova’daki 2-3 dükkanda yaşatılmaktadır.

Yük ve binek hayvanı olarak kullanılan at, eşek ve katır gibi hayvanların taşıyacaklar yükün hayvanın sırtına zarar vermemesi için ağaç iskelet üzerine deri ile keçe arası kamış otları ile doldurulup sarılarak dikilen semer çok özen isteyen bir sanat dalıdır. Dengesiz yapılmış bir semer hayvanın sırtının yaralanmasına neden olur.





Taraklı, Geyve ve Pamukova ilçelerinde eski geleneksel anlayışla (usta-çırak ilişkisiyle) yetişmiş birkaç usta tarafından halen sürdürülen semer yapımı; günümüzde turistik amaç kapsamında minyatür biçimde de üretilmektedir.

Süpürgecilik
93 Harbi sırasında (1877-1878 yıllarında), başta Balkanlar ve Rumeli’nden gelen Muhacirler (göçmenler) tarafından yöreye taşınmış bir geleneksel el sanatıdır. Süpürge gelişen teknoloji karşısında temizlik aracı olarak önemini yitirmekte olup geleneksel bir sanat ürünü olarak değerini korumaktadır.Nişan ve düğün geleneklerinde aynalı veya süslü süpürge diye de anılan çeşidiyle birlikte farklı ebatlarda ve aksesuarlarla üretilen süpürgeler, Türkiye’nin dört bir yanında rağbet görmektedir. 1957’de Süpürgeciler Borsası’nın ilde faaliyete geçmesi ile birlikte daha örgütlü bir yapıya kavuşmuştur. Günümüzde hem geleneksel, hem de modern araç ve gereçlerle üretimi yapılmaktadır.

Geçmişte küçük dükkanlarda süpürge üreten esnafı bugün, daha modern bir üretim tekniğiyle belli alanlarda (Eski garajlar ve Ticaret Borsası içindeki bölgede) üretim yapmaktadır.
http://img55.imageshack.us/img55/9372/sprgeey2.jpg (http://imageshack.us/)

Geleneksel süpürge üretiminde; tarladan toplanan süpürge telleri süpürge yapımına uygun uzunlukta kesilir. Tohumları ve yaprakları ayıklanıp demetler haline getirilerek üretici tarafından Borsada satışa çıkarılır. Üreticinin belirlediği fiyatlar üzerinden açık arttırma ile süpürge yapımcıları tarafından satın alınan süpürge telleri, yumuşak olması ve kükürtün kolay ıslanması için su ile ıslatılır. Islatılan teller küçük kapalı ve bir ocağı bulunan penceresiz bir odaya konarak kükürtle ağartılır. Ağartılan bu süpürge telleri "ayıklayıcı" diye anılan kişi tarafından bıçakla ayıklanır. Kalın, dolgun ve etli olanlar tepelik, ince ve cılız tellerde işlik olarak ayrılır. Kısa, kırık, koyu renkte düzgün olmayan teller ayıklanarak küçük el süpürgeleri ve top süpürge yapımında kullanılır. Teller "sarıcı" larca (taslakçı) temizlenir. 4-9, ya da daha çoğu bir araya getirilip, yavru demetler yapılır. Bunların ikisi birleştirilir, pamuk ipliğiyle bağlanarak, süpürge taslağı oluşturulur.

"Bağlayıcı"larca (tepeci) bu taslağın sapına 4-5 tel yerleştirilerek, tepelik yapılır. "Ayakcak" denilen ayak mengenesinden yararlanılarak sap, üç ya da daha çok yerinden galvanize telle bağlanır. Süpürge taslağına "el mengenesi" (falaka) yardımıyla süpürge biçimi verilir. Tokmakla vurularak bu biçim pekiştirilir. Üç ya da daha çok yerinden çuvaldızla dikilir. Evlenme geleneklerinde önemli yer tutan ve sapına kabara denilen iri başlı özel bir çivi çakıldığında kullanan bayanın kız olduğunun göstergesi; evin kapısı dışına asıldığında ise burada evlenecek çağda kız bulunduğunu belirten simge olan ve aynalı şekliyle evlenen kızın çeyiz eşyaları arasında vazgeçilemez konumdaki süpürge, yukarıda sözü edilen işlemlerden sonra kullanıma sunulmak üzere satışa çıkarılır.

Sakarya’ya üretilen farklı ebat ve özellikteki süpürgeler yurt içi ve dışında alıcı bulmaktadır.



Çömlekçilik
Yörede Roma ve Bizanslılar, dönemi kalıntılarda çok sayıda çömlek bulunmuştur. Ancak Çömlekçilik sanatı Adapazarı’na 93 Harbi’nde (1877-1878 yıllarında) gelen Muhacirler tarafından getirilmiş ve yerleştirilmiştir. Sakarya Poyrazlar Gölü çevresinde toprak, çömlek ve tuğla yapımına çok elverişlidir. Çömlek imalinde kullanılan “Cimil” çamurun Poyralar Gölü ve çevresinde bulunuşu, Adapazarı’ndaki tek çömlek atölyesinin de Karasu-Kaynarca yol ayrımında Dağdibi Mahallesi’nde (Köyü’nde) olmasında etkili olmuştur.

Yılın 8 ayı faaliyet gösteren bu atölyede, "Aralık, Ocak, Şubat, Mart" aylarında çalışmazlar. Nedeni ise, kışın çömlek üretiminin yapılamamasıdır.

http://img392.imageshack.us/img392/3457/cmlekix5.jpg (http://imageshack.us/)
Yapılışı ve Çeşitleri:Çevreden alınan çamur, çamur yalağına koyulur. Buradan çıkarılarak, silindirden geçirilir ve yabancı maddelerden arıtılır. Daha sonra çırak alır ustanın önünde topaç yapar ve usta çamura işler.İşlenen çamurun hava Şartlarına göre bekleme süresi ortalama 20 gündür. Daha sonra fırına istif olunur. 3 gün 3 gece odunla yanar. Ayar deliklerinden bakılarak, pişip pişmediği kontrol edilir. Piştikten sonra kapıları açılır, 2 gün soğumaya bırakılır ve ocak boşaltılır.

Bu esnada ıskartalar sağlamlarından ayrılır. Normal de bir fırında 1500-2000 parça malzeme çıkar.

Hasbi ULUÇ ve Süleyman KURTANOĞLU ilerlemiş yaşlarına rağmen çömlekçilik yapmaktadırlar. Karasu-Kaynarca yolu üzerinde Dağdibi Mahallesi’nde kendilerine ait atölyede saksı, ibrik testi, şamdanlık, bakraç, biblo, şekerlik, küp vb çömlek çeşitlerini üretmektedirler. Hasbi ULUÇ’un oğlu Muharrem ULUÇ ve torunu Ümit ULUÇ’ta bu atölyede çalışıp, çömlekçiliğin son temsilcileri olarak aynı atölyede bu sanatı yaşatmaktadırlar.

Mahsun
19-09-2010, 01:02 PM
İşlemeler
Dokuma sanatı ile çok kaynaşmış olan işleme, kumaşın ve nakış ipliğinin cinsine göre çeşitlenir. Bu işlemeler teknik bakımdan bir yüzlü veya iki yüzlü olmak üzere iki gruba ayrılır. Her iki teknikte de kumaş dikdörtgen biçimindeki ayaklı gergef veya çember biçimindeki kasnağa gerilerek işleme yapılabilir.
http://img55.imageshack.us/img55/3793/islemeio8.jpg (http://imageshack.us/)

Bir yüzlü olanlar, “hesap işi” adını alır. Pesend, mürver iğnesi, müşabbak, susma, ciğer deldi, kesme, verev iğne gibi yedi türde yapılır. Bunların yanı sıra, göçlerin etkisini yansıtan Astragan, Rumen, Girit ve Slav gibi iğne örneklerini de Sakarya işlemelerinde görmekteyiz. Hesap işi; motifler, seyrek dokunmuş kumaşların atkı ve çözgüleri sayılarak işlendiği için bu adı almıştır.

İki yüzlü işlemelerde ise işlenecek bezemelerin desenleri dokumalara çizilerek yapılır. Bu türde renkli ipliklerle yapılanlara anavata, kasnak, kanaviçe, sırmalarla yapılanlara da dival adı verilir.

Türk el işlemeleri; işlendikleri yer ve bölgelere göre de adlandırılırlar. Saray, çarşı, ev işi, Sakarya işleri gibi.

İşlemeler, mendil, peçete, başörtüsü (çevre), havlu, seccade, terlik, yatak örtüsü, Kur’an kılıfı, kuşak, peşkir ile kadın ve erkek giysilerinin çeşitli yerlerinde kullanılır.

Çevreler; işlemeler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Sırma ile işlenmiş mendil anlamına gelen çevreler, büyük kare biçiminde olup, dört kenarı işli, köşelerinde ise ayrıca birer motif bulunan, oya veya nakışlarla süslü parçalardır. Çevrelerin mendil olarak kullanılanlarına “Yağlık” adı verilir.

İnce işlerde çok renkli nakışlarda kumaşın rengi olarak genellikle beyaz tercih edilir. İşlemede kullanılan renkler ise kırmızı, yeşil, mavi, sarı ve beyaz’dır. Bu renklerin yanı sıra altın ve gümüş teller de kullanılır.

Geometrik desenler, hayvan figürleri, stilize edilmiş bitkisel formlar işleme sanatında genellikle desen olarak kullanılmıştır. Anadolu’nun bir çok yerinde genç kızlar ve kadınlar, kasnaklarındaki bezlere sevgilerini, özlemlerini, isteklerini dokuyarak, bunları motif ve renklerle anlatırlar. Örneğin; selvilerle bezenmiş bir çevre hasretinden ölmeyi düşünen bir aşığı, sevgilisine sarı bir çevre gönderen aşık ise sararıp solduğunu anlatır.

Sakarya işlemeleri, günlük ihtiyacı karşılayan en küçüğünden en büyüğüne kadar her türlü eşyaya uygulanabilir. Anadolu insanının duygu, düşünce ve yaşam biçimini yansıtmasının yanı sıra estetik beğenisini de işlemelerle göz önüne serer.

El sanatlarımızın zarif örneklerinden olan oyalar; süslemek, süslenmek amacından başka taşıdıkları anlamlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılmaktadır. Günümüzde Anadolu'da tığ, iğne, mekik, firkete/filkete gibi araçlarla yapılan oyaların ya bordür ya da bir motif olarak tasarlanmış olanları, kullanılan araç doğrultusunda ve tekniklerine göre değişik adlar almaktadır. Bunlar; iğne, tığ, mekik, firkete/filkete, koza, yün, mum, boncuk ve kumaş artığı olarak sıralanabilir.

İlimizde işlemeler eski önemini kaybederek çeyiz sandıklarında varlığını korumaya çalışmaktadır. Geleneksel kıyafetlerle birlikte kullanılan oyalarımızın yanı sıra takılarda dikkat çekici aksesuarlardandır. Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar değerli ve yarı değerli taşlarla metalle birlikte veya ayrı işleyerek sanatsal nitelikli eserler üretmişlerdir.

Eskiden beri sürdürülen el işlemeciliği, yöre kadınlarının becerilerini, beğenilerini yansıtır. Günümüzde yemeniler, yağlıklar, kefiyeler, çevreler, para, tütün ve saat keseleri bunların özgün örnekleridir. Keseler, pembe başta olmak üzere sarı, yeşil, al ve ak işlemlidir. Yer yer krem, bej ve gri kullanılmıştır. Çevre, bindallı, yağlık, kefiye vb. eşyada altın ve gümüş ipliklerle çeşitli motifler işlenmiştir.

Yazmalar; pamuklu kumaşlar üzerine boya, fırça ve tahta kalıpla çizilerek veya basılarak yapılan bir el sanatı dalıdır. Genellikle ıhlamur ağacından oyulan kalıplar kullanılır.Kalıpların ıhlamur ağacından yapılmasının nedeni ise; bu ağacın yumuşak, dayanıklı, boyayı emici özelliğe sahip olmasındandır. Kumaş üzerine beş ayrı teknikle uygulanır: 1) El İşi 2) Kalem İşi 3) Baskı İşi 4) Daldırma İşi 5) Kara Kalem İşi.

Yazmalarda en fazla dört renk kullanılır. Bu renklerden beyaz; saflığı, kırmızı; kan ve suçu, yeşil; ümit ve ilkbaharı, siyah da matemi ifade eder.

Yaşlılar ve dullar genellikle az çiçekli, içi boş ve siyah yazma, gençler ise açık renkli ve çok çiçekli yazmaları tercih ederler. Kaynanasından hoşnut olmayan gelinin derdini anlatmak için “kaynana yumruğu” motifli yazma taktığının söylenmesi yazmaların da bir iletişim aracı olarak kullanıldığına işaret eder. Yazmalarda; geometrik şekiller, geyik, insan gibi figürlü bezemeler, sütun, kazan kulbu gibi nesneli bezemeler vardır.

Oyalar; ince örgüler sınıfında yer alan kumaşlara kenar süsü olarak işlenen, süslemek ve süslenmek ihtiyacı ile yapılan el sanatlarımızın zarif örneklerindendir. Oyalar değişik şekillerde sınıflandırılabilir;
a) Oya yapımında kullanılan aletlere göre; iğne oyası, tığ oyası, mekik oyası, firkete oyası
b) Kullanılan malzemeye göre; boncuk oyası, koza oyası, mum oyası, yün oyası, deniz kabuğu gibi.
c) Kullanıldıkları alana göre; mendil oyası, yazma oyası, çamaşır oyası, kese oyası ve sehpa örtüsü gibi.

İğne oyacılığı; ipek böcekçiliğinin olduğu yerlerde gelişmiş ve ana malzeme olarak ipek iplik kullanılır. Bütün iğne oyalarında başlangıç aynıdır. Oyalanacak kumaşın kenarı önce “zürafa” adı verilen düğümlerle çevrilir. Bu işlemden sonra eşit aralıklarla asıl motifin yapımına geçilir. Sırasıyla, önce kök, sonra yaprak ve ana motifin yapılmasıyla iğne oyaları tamamlanır. İğne oyalarında motiflerin dik durmasını sağlamak amacı ile at kılı, misina, saç kullanıldığı gibi, yumurta akı, şekerli su veya jelatinle de kolalanabilir.

İğne oyacılığı, genellikle danenin çevresini süsleyen bir sanat olarak gelişmiştir. Oyaları biçimlerine göre beşe ayrılır. Bunlar gül, menekşe, zambak, papatya, karanfil, haşhaş gibi çiçeklere benzeyen oyalar, ıtır, şeftali, söğüt, karanfil yapraklarına benzeyen yaprak motifli oyalar, Gönül Dolabı, Mecnun Yuvası, Yar Yare Küstü gibi soyut adlı oyalar, Süreyya, Diba gibi özel yaşamları bilinenlere yakıştırılan oyalar ve Kaynana Oyası, Elti Küstü, Ana Güldüren, Malak Sattıran gibi övgü, yergi niteliği taşıyan oyalardır.

Oyalar da renklerine ve motiflerine göre çeşitli anlamlar taşımaktadır. Örneğin; yeşilin değişik tonlarıyla işlenen bir oya, gelinin yeni evinden ve eşinden memnun olduğunun, sarı ile işlenen oya ise mutsuzluğun ve bezginliğin ifadesidir. Nikah töreninden bir gün sonra okutulan geleneksel Mevlüt’te kayınvalideye takılan “Çakır Dikeni” isimli oya, gelinin kayınvalideye bana diken gibi batma mesajını iletir. Başına “biber” motifli oya bağlayan gelin ise “aramız biber gibi acı” demektedir.

Evlenecek kızların çeyizine konulmak üzere hazırlanan bu geleneksel el işleri; bugün geçim kaynağı olarak da üretilmektedir. Özellikle Ferizli, Hendek, Kaynarca, Akyazı, Geyve ve Adapazarı Merkez ilçe ve köylerinde el işleri yapılmaktadır. Bu alanda isim yapmış olanları: Akız PEHLİVAN, Zekiye TANYEL, Sevcan UMAY, Semra CİHANKER, Mine TUNÇ, Netiye YAVUZ, Gürcü ADAĞ, Yıldız YAVUZ, Canan YAVUZ, Hanife YAVUZ, Aysel ÖZKIRCAN, Bahar BAKIR, Sevcan BAKIR, Döndü YAVUZ, Filiz YAMAN, Tülay KILIÇ, Neşe MEŞE, Derya ADAĞ.

Çorap ve Eldivenler
Geleneksel giysilerimizin içinde çorap ve eldivenin önemli bir yeri vardır. Çoraplardaki renkler ve motifler, Anadolu insanının duygu ve düşüncelerini dışa vurmada kullandıkları ögelerdir. Çoraplar ve eldivenler 5 şiş yardımıyla örülür. Şişlerden 4’ü ilmikleri tutmaya yararken 5’i şişle örme işlemi gerçekleştirilir. Çoraplarda kullanılan malzemelerin kendine özgü özellikleri vardır. Tiftik, örgüde inceliği sağlarken, yün çoraplar boyandığı renklerle desenleri daha alımlı gösterir.

Bitki, hayvan, insan figürleri geometrik şekiller ile yazı ve simgeler çoraplardaki motifleri oluşturur. Kullanılan her motifin yöredeki kişiler tarafından algılanan bir anlamı vardır. Örneğin; “eli belinde” motifi analık ve doğurganlığı, “küpe” motifi evlenme isteğini, “köstek” bağlılığı, “yıldız” mutluluğu, “akrep” düşmanlığı simgeler. Çorap ve eldivenlerde motifler konu olarak mitoloji, doğa olayları, aile yaşamı gibi geniş bir yelpaze sunar. Örneğin; “akıtmalı çorap” taki pembe çizgiler örenin kız çocuğu sayısını, siyah çizgiler erkek çocuğu sayısını verir. Eğer kız çocuklarından evli olan varsa pembe çizgilerin yanına bir siyah çizgi eklenir.

Kadınların, erkeklerin, evlilerin, dulların, bekarların, genç ve yaşlıların çoraplarındaki motifler ve dolayısıyla verdiği mesajlar farklıdır. Örneğin; köylerde bekar erkekler “Küçük Ağa” motifli çorapları, evliler “Büyük Ağa” motifli çorapları giyerler. Aşık Kirpiği, Fincan Göbeği, İnce Tütün, Dallı, Abani adlı motifler arasında “Dallı”yı gelinler, “Abani”yi damatlar giyer. Bu çoraplar altın ve gümüş tellerle işlenir. Ayrıca çoraplar, Ak, Kara, Alaca, Kınalı, Nakışlı, Buruncaklı, Tüylü olarak gruplandırılabilir.

Çorapta kullanılan malzeme istenirse boyanır. Boyamada ceviz kabuğu, soğan, asma, ayva ve yaprağı, patlıcan kabuğu gibi maddeler kullanılır. Bazı yörelerde çorap üzerine çeşitli adet ve inanışlar da vardır. Örneğin; beyazı çok olan bir çift çorabın hediye edilmesi hayra, siyahı çok olan bir çift çorabın hediye edilmesi şerre yorumlanırken, dul bir kadının erkek çorabı giymesi evlenmek istediğini anlatır. Kaybolan çorap teki o evdeki evli ya da nişanlıların ayrılık habercisi iken uzakta çalışan eşe gönderilen çorapla gebelik ya da yeni doğan çocuğun cinsiyeti bildirilebilir

Mahsun
19-09-2010, 01:07 PM
Sakarya Tiyatro'su


Adapazarı’nda tiyatro faaliyetlerinin geçmişini 1860’lara götürmek mümkündür. Zira Ermeni sanatçılardan oluşan ve 1863 yılında dağılan Şark Tiyatrosu oyuncularının Anadolu’ya dağılarak tiyatro faaliyeti gösterdikleri, 1890 yılında Adapazarı’nda 12.810 Ermeni Gregoryen nüfusun yaşadığı, aynı yıllarda Adapazarı’nda dört kız ortaokulu, dört erkek lisesi, bir misyoner okulunda toplam 1.240 Ermeni öğrencinin öğrenim gördüğü bilinmektedir. Söz konusu okullarda tiyatro gösterimlerinin yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.
http://img360.imageshack.us/img360/3558/tiyatroza3.jpg (http://imageshack.us/)

Adapazarı’nda kaynaklara dayalı olarak bilinen ilk tiyatro gösterimi, İstanbul Dar’ül-Bedayi Tiyatrosu’nca (İstanbul Şehir Tiyatroları), 1922 yılında Kömürpazarı Havuzlu Kahve’de oynanan Aka Gündüz’ün “Muhterem Katil” adlı oyunudur. Ermeni oyuncular Zabel, Anayis, Sara Mannik ve Roza Hanım’larla, Şadi Nurettin Şefkati, Rıza Fazıl, Mehmet Kemal, Vasfı Rıza Zobu, ve Hazım Körmükçü’nün rol aldığı oyun, Adapazarı Ankara Kıraathanesi’nde tekrar sahnelendiği bilinmektedir. Aynı yıl Şadi Bey yönetimindeki Milli Sahne’nin de Adapazarı’na turne yaparak oyunlar sahnelediği kayıtlarda mevcuttur. 1924 yılında ise Komik Mümin Kumpanyası, Şişman Muammer Sahne Sanatkarları ve Sabık Dar’ül-Bedayi Sanatkaran Grubu’nun, ilimizde bazı oyunlar sahnelediği de bilinmektedir. Aynı yıllarda Cumhuriyet Kıraathanesi’nde de bazı oyunların sahnelendiği ifade edilmektedir.

Adapazarı’nda, İstanbul kökenli grupların turne amaçlı gösterimleri dışında, yerel tiyatro gruplarının ilk oluşumu 1932 yılında bütün yurtta faaliyete başlayan Halkevi kökenli olanlarıdır. Eşref Sayit’in Kocaeli Valiliği (1927-34) döneminde) 1932 yılında 2 katlı olarak inşa edilen Adapazarı Halkevi binasının ek kısmındaki sinema salonu, aynı zamanda tiyatro sahnesi olarak kullanılmaktaydı. 1933 yılında ilimizde oluşturulan Halkevi Temsil Kolu, 1934 yılında Polis Memuru Fehmi Varsan’ın temsil kolu başkanı seçilmesiyle atılım gerçekleştirir ve Direktör Ali Bey’in Misafir-i İstiskal’ini hazırlar. Fehmi Varsan’ın İstanbul’a tayini sonrasında temsil kolu oyunlarını, Sabihahanım İlkokulu Müdürü Zeki Tanır’ın yönetiminde, İlçe İlköğrteim Müdürü Talat Tarkan, Karaosman İlkokulu Müdürü Remzi Gençosman, Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmeni Hasan Balcıoğlu, Ali Şemsi ve Cahit Tunç'un rol aldığı oyunlarla sahneliyordu. Sakarya’nın il olduğu 1954 yılında Halkevlerinin kapatılması sonucu, temsil kolu da faaliyetlerini okulların tiyatro kolları aracılığıyla sürdürmeye çalıştı.

1950-70 yılları arasında ilimizde tiyatro faaliyetleri, daha çok Adapazarı Ortaokulu ve Adapazarı Lisesi’nin kol faaliyeti olarak ön plana çıkmış, bu dönemde Hasan Balcıoğlu, Meziyet Akkemik, Gülçin Devrim, Rüknettin Bağcı ve Necati Mert gibi öğretmenlerin öncülüğünde bir çok oyun sahnelenmiştir.

1960-80 arasında Resul Arslan yönetimindeki Alparslan Oda Tiyatrosu, Sait Yalım, Nevzat Bayrak’ında içinde eyer aldığı Ülkü Tiyatrosu, Necati Mert ve Savaş Korkmaz’ın öncülüğündeki Genç Tiyatrocular, Cavit Yur ile Ekrem Tokdemir’in yönetiminde Yurdemir Tiyatrosu, M. Selahaddin Şimşek yönetiminde Salih Deniz, Mehmet Sami Çakmak, Alaattin Taşçeken’in katılımıyla Beyaz Leke Tiyatrosu, Salim Atar, Erdal Er, İffet Erdoğan ve Arif Nazım’ın yer aldığı Halk Eğitim Merkezi (HEM) Oyuncularının bazı oyunları sahnelediği bilinmektedir. Adapazarı’nda 1970’li yılların en önemli tiyatro grubu olan Beyaz Leke Tiyatrosu olup, Ali Nar’ın Muhtar Kafası ve Necip Fazıl’ın Siyah Pelerinli Adam adlı oyunlarını Türkiye genelinde 60’ın üzerinde ilde sahneleme başarısını göstermiştir.

1960 ve 70’li yıllarda Türkiye’nin bir çok ünlü tiyatro grubunu ve tiyatrocusunu ilimize getirerek, Adapazarı halkına sunan organizatör Hamdi Özarutandır‘dir. Özarutan dönemin popüler grup veya tiyatrocularını sanatseverlerle buluşturarak şehrimize önemli katkılar sunmuştur.

1980-90’lı yılların ilimizdeki en önemli tiyatrocusu Salim Atar’dır. 1983’te aralarında İffet Erdoğan, Ufuk Güngörsün gibi genç oyuncuların da bulunduğu isimlerle Sakarya Sanat Tiyatrosu’nu kuran Salim Atar, yönettiği ve baş rolünü oynadığı Şaban Yine Şaban adlı oyunuyla büyük ilgi görmüş, 1985-89 yılları arasında da Adapazarı Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümünde eğitici ve yönetmenlik üstlenerek, bir çok oyunu sahnelemiş, 1990’larda ise Özel Sakarya Lisesi Tiyatro Kolu ve Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Bölümünü yönetmiştir.

1990’larda ise Kamil Övünç ve Osman Karpuz’un dikkati çektiklerini görüyoruz. Adapazarı Belediye Tiyatrosu’nda yıldızı parlayan Övünç, kuruduğu gruplarla özellikle geleneksel tiyatronun temel öge ve unsurlarını sergilemeye devam etmiş; ortaoyunu, karagöz-hacivat, meddah tiplemeleriyle dikkat çekerken, bazı televizyon dizilerinde de rol almıştır. Osman Karpuz ise, Yunus Emre Sanat Tiyatrosu (YEST) adıyla bir tiyatro grubu oluşturarak, sahnelediği bazı oyunlarda yazıp yönetmiş ve oynamıştır.

Osman Karpuz ve Oktay Sarı yönetiminde Timur İpekli, Osman Şenli, B. Kaan Uçak, Güngör Kurt, Özge Özçelik, İnci Ustabaş ve Aylin Kalender’in bir araya gelmesiyle oluşan tiyatro grubu, önceleri Sakarya Sahnesi, sonraları Sakarya Tiyatro Topluluğu adıyla, Bombacı, İcat, En büyük Başkan gibi oyunları sahnelemiştir.

24 Ocak 2001 tarihinde İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncusu Hasan Hüseyin Karabağ yönetiminde tiyatro eğitim çalışmalarına başlayan Adapazarı Büyükşehir Tiyatro Kulübü, Ahmet Vefik Paşa’ın bir Moliere uyarlaması olan Zoraki Tabip’le 22 Haziran’da Adapazarı Kurtuluş Şenliklerinde sahne almıştır. Seçkin Bayramoğlu, Emel Gülcan, Eyüp Can, Ümit İkiz, İlyas Demirel, Sinem Durmuşoğlu, Bilgehan Özkan, Timur İpekli, Harun Pekşen, Arzu Oruç, Onur Bahtiyar, Nihat Aydıncı, Emrah Demir ve İdris Yavuzyiğit’ten oluşan Büyükşehir Tiyatro Kulubü, Hasan Hüseyin Karabağ’ın yazıp yönettiği Ters Evlenme adlı ortaoyunu, Karagöz Elma Şekeri adlı gölge oyunu, Necati Cumalı’nın Ezik Otlar’ını 120’in üzerinde gösterime sunarken, çevre ilçelerle Ankara, İstanbul ve Bolu’daki bazı festivallerde de sahne aldı. İki yıllık bir süre sonunda özel tiyatroya dönüşen grup Maviydi Bisikletim adlı oyunu birkaç defa sahneledikten sonra dağıldı. Söz konusu gruptan sadece Seçkin Bayramoğlu, ASM Tiyatro Grubu adıyla her Cumartesi ASM’de gölge oyunu ve meddah gösterisini sürdürüyor.

Kamil Övünç Tiyatrosu ise, 1990’lardaki çizgisini koruyarak, geleneksel ortaoyunu ve gölge oyunu gösterilerini, 2000’lerde de sürdürürken, kısa akı SAKÜT olan Sapanca Kültür ve Tiyatro Topluluğu, tiyatro ve sinema oyuncusu Mustafa Suphi’nin yönetmenliğinde Cemal Karaağaç, Tuncer Serdaroğlu, Ekrem Pehlivanoğlu, Eren Satıroğlu, Gül Adıyaman, İnci Güç, Mine Pulat, Pınar Kızılırmak, Ramazan Özdemir ve Tülay Bekar’ın katılımıyla; Memet Baydur’un Düdüklüde Kıymalı Bamya, Turgut Özakman’ın Töre ve Cemal Karaağaç’ın Sabanca adlı oyunlarını başarıyla sahnelemiştir.

Adapazarı’nda tiyatro alanında 2000’lerde dikkat çeken bir başka grup ise Sakarya Üniversitesi Tiyatro Kulübü’dür. Kısa adı SAÜ Tiyatro Kulübü olan grup, sahnelediği Erkekler mi Kadınlar mı?, Ezop, Eşeklerin Kulakları, Papaz Kaçtı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım gibi oyunlarla Sakaryalı tiyatro severlere farklı bir lezzet sunmayı başarmıştır.

Sakarya’daki tiyatro sanatının ilgi görmesinde Adapazarı Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde, ilki 2000’de, ikincisi 2003’te, üçüncüsü 2004’te ve dördüncüsü 2005’te gerçekleştirilen Adapazarı Geleneksel Tiyatro Günleri’nin de payı büyüktür. Ulusal tiyatro grupları ve yerel tiyatro grupları sahne alırken, bir çok ünlü tiyatro sanatçısı da söyleşilerle şenliği zenginleştirmektedirler.

Türk Tiyatrosunun önemli oyuncularından Salih Kalyon ile Sema Yunak da Adapazarılıdır.

2007’te ilde “Kamil Övünç Tiyatrosu”, “Şeçkin Bayramoğlu Tiyatrosu”, “Sakarya Altı Nokta Tiyatro Topluluğu”, “Sapanca Belediye Tiyatrosu”, “Sakarya Sanat Tiyatrosu”, “Sakarya Sahnesi” “Yasal Masallar Tiyatro Topluluğu” ve Sakarya Yedirenk Kültür ve Sanat Derneği’ne bağlı iki tiyatro topluluk “Göresel Sanatlar ve Kent Sahnesi” ile “Karatahta Tiyatrosu” AFA ve AKM’de oyunlarını sergilemektedir.

Mahsun
19-09-2010, 01:09 PM
Sakarya Türküleri

Evlerine Varamadım Gazelden
Evlerine varamadım gazelden
Sokağına çıkamadım güzelden
Severim kız ben seni ezelden
Top zülüflüm dalgın uykulardan uyanamadım
Sürmeli gözlü yarim senden ayrılamadım
Yattım yarin dizine, baktım ela gözüne
Kulak verdim sözüne
Dalgın uykulardan uyanamadım
Sürmeli gözlü yarim senden ayrılamadım
Bir gemim var saldım engine
Kaderim yok düşemedim dengime
Şimdi rağbet güzel ile zengine.
Top zülüflüm dalgın uykulardan uyanamadım
Sürmeli gözlü yarim senden ayrılamadım
Yattım yarin dizine, baktım ela gözüne
Kulak verdim sözüne
Dalgın uykulardan uyanamadım
Sürmeli gözlü yarim senden ayrılamadım

Minarede Ezen Var
Minarede ezen var
Gül bahçede gezen var
Şu güzeller içinde
Yüreğimi ezen var
Haydi yarim mini mini maşallah
Maşallah kavuşuruz inşallah
Minarenin alemi
Kaşa çekmiş kalemi
Bu güzellik sendeyken
Yakar cümle alemi
Nakarat
Minarenin burçları
Öter yandırdı beni
Yarimin bakışları
Nakarat

Elmayı Top Top Yapalım
Elmayı Top Top Yapalım
Kızlara Bahşiş Atalım,
Kadifeden Ceketini Dar Yapalım,
Ne Güzel Yakışır İnce Bele.

Eğlenelim Taze İlen,
Altında Yelpaze İlen,
Ölçelim De O Güzelim İnce Beli,
Bir Gümüş Endâze İlen.

Mahsun
19-09-2010, 01:10 PM
Sakarya Geleneksel Türk Süsleme Sanatları (Hat, ebru, tezhib, rölyef, oyma)



Geleneksel Türk Süsleme Sanatları denilince Hat, Ebru, Tezhip, Rölyef Oyma ve Seramik akla gelmektedir

Hat:
Geleneksel Türk Süsleme Sanatları denilince akla hat, ebru, tezhib, rölyef ve oyma gelmektedir. 2004 yılı itibarıyla ilimizde icazet (yeterlilik izni) sahibi 2 hattat bulunmaktadır. “Hat Örnekleri” kitabı da bulunan ve Süleymaniye Camii Başimamlığı’ndan emekli olan Hattat Saim Özel (1919, Taraklı)’in eserleri, Mekke’de Kral Halid tüneli, bir çok İstanbul camisiyle özel bazı koleksiyonlarda bulunmaktadır. Hat dalında ilimizdeki ikinci sanatçı ise, Sakarya Üniversitesi Türk İslam Sanatları Tarihi öğretim üyesi olarak çalışan Yrd. Doç.Dr. Mehmet Memiş (1960, Çorum)’tir. Yurt içi ve dışında 10’u kişisel bir çok sergi açan Memiş, ilimizde hat dersi vermeyi de sürdürmektedir. Aslen Adapazarılı olan ve halen Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan İkramettin Karaman, hat ve resim sanatının ikisinde de eserler vermeyi sürdürmektedir. Bu arada hat ve gravür alanında, yakma tekniğiyle bir çok eser veren, kişisel ve karma sergiler açan bir diğer sanatçımız ise Adnan Kalaycıoğlu (1952, Adapazarı)’dur. Öte yandan ilimizde Muammer Gültekin, Nafi Özdin, Nihat Bağçeli de amatör olarak hat çalışmalarını sürdürmektedirler.

Ebru ve Tezhib:
Geleneksel Türk Süsleme Sanatları içerisinde çok önemli bir yer tutan ebru ve tezhib alanında, ne yazık ki uzun yıllar ciddi bir çalışma görülememiştir. 1995 sonrası rastlanan bazı olumlu çabalar ise henüz amatörlük düzeyindedir. İlimizde Suat Önal, Ali Kasım Aksoy ve Ömer Sadık Kendir’le ilk ebru ve tezhib çalışmaları, Bağdagül Sanatevi’nin kuruluşuyla hız kazanmış, Zübeyde ve Bağdagül Atan’ın açtıkları sergiler ve verdikleri eğitimle ilerleme kaydedilmiştir. Ebru sanatçısı Ayla Makas’la çalışmalarını sürdüren Meral Yeleri Akay (1954, Bursa) ve Mehmet Akif İlköğretim Okulu öğretmenlerinden Mehmet Sarı (1966, Adapazarı), ilimizde ebru sanatına katkı sunanların başında gelmektedir.

Rölyef:
Bitki parçalarıyla resim yapma esasına dayanan rölyef dalında ise ilimizde Avni Öztürk ve Süha Erdir’den söz etmek mümkündür Her iki sanatçı da rölyef alanında özgün eserler vermiş ve bir çok kişisel-karma sergilere katılmışlardır.

Oyma:
Ağaç üzerine hat yazıları oyma esasına dayanan oyma sanatında ilimizde eser veren sanatçılar Mustafa Emircan (1957, Hendek) ve Vahap Yaşar (1959, Kaynarca)’dır. Öğretmen kökenli her iki sanatçı da amatörce çalışmalarını sürdürmektedirler.

Seramik:
Seramik alanında Sakarya’nın adını duyuran sanatçımız Melike Abasıyanık Kurtiç (1930, Adapazarı)’tir. Yurt içi ve dışında bir çok segilere katılan ve ödüller alan Kurtiç, seramik gereçlerinin tüm imkanlarını kullanarak oluşturduğu tabiat esintisi formları ile sermaik dalının ilk ve ünlü uygulayıcılarından biridir.

Bu alanda ikinci sanatçımız ise Ayla Canay Tek (1978, Adapazarı)’tir. Çalışmalarını halen Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde sürdüren genç sanatçı, seramik alanda kişisel sergiler açarak ve eğitim vererek sanata katkısını sürdürmektedir.

Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde açılan seramik bölümünün de ilimizde seramik sanatına olumlu katkılarından söz etmek gerekir.

Mahsun
19-09-2010, 01:13 PM
Sakarya Halk Oyunları ve Kıyafetleri

Halk oyunları ve müziğinde göçlerin etkisinde çeşitlilik izlemektedir. Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu, Trakya ve Ege Bölgeleriyle Kuzey Kafkaslardan gelen topluluklar farklı oyun ve müzikler sergilemektedirler. Kemençe eşliğinde oynanan ve doğu Karadeniz bölgesi oyunu olan horon, Çerkez ve Abaza topluluklarının Armonika eşliğinde kızlı-erkekli Kafkas oyunları, Geyve ve Taraklı ilçesinde, davul, klarnet ve keman eşliğinde karşılama gibi kadın ve erkeklerce Zeybek oynanır. Ancak yörede oynanan halk oyunlarını iki ana grupta incelemek mümkündür:

1. Sakarya yöresi halk oyunları

2. Göçmen halk oyunları ve dansları (Yurt içi ve yurt dışında göçle gelenler nüfus oranları ve etkinliklerine göre sıralanmıştır.)

a. Karadeniz Oyunları (Trabzon-Akçaabat, Artvin yöreleri ağırlıklı oynanmaktadır.)

b. Kafkas Oyunları ve Dansları (Gürcü, Abhaz ve Çerkes oyunları ve dansları)

c. Balkan ve Rumeli Oyunları ile Dansları (Üsküp ile Trakya ağırlıklı)

d. Doğu Anadolu Oyunları (Erzurum ve Sivas ağırlıklı)



Halk Oyunları
Yörede Manavlar tarafından oynanan oyunlardan Karşılama 9/8’lik, Zeybek 9/4’lük ölçülerde olup, diğer oyunlar 2/4’lük ölçülerdedir. Oyun adları;

1. Konak Getirme

2. Var Gel (Vama-Gelme)

3. Meşeli

4. Genç Osman

5. İnce Hava

6. Geyve-Taraklı Çiftetellisi

7. Öptürmem

8. Geyve-Taraklı Zeybeği

9. Korudere Zeybeği

10. Herayi/Ferayi

11. Geyve-Taraklı Kasabı

12. Taraklı Karşılaması

13. Bilecik Karşılaması

14. Argat Sallaması

15. Allı Yazma

16. Karagözlüm

17. Kocakarı Kocaadam

18. Gelin Bindirme

19. Gelin İndirme

20. Kadın Karşılaması (A Meleğim)

21. Domine/Dominik

22. Nirinam

23. Pamukova Zeybeği’dir.

http://img357.imageshack.us/img357/2710/oyunxx0.jpg (http://imageshack.us/)

Yöre oyunlarında kadın ve erkekler birbirlerinden farklı yerlerde ve ayrı olarak oynarlar. Yani kadın ve erkeğin aynı oyunda birlikte yer alması ya da aynı yerde bile oyunları sergilemesi yörede halen hoş karşılanmamaktadır. “Konak Getirme” ve “Geyve-Taraklı Kasabı” oyunları düz sıralı, “Karşılama” (A Meleğim) oyunu karşı karşıya, “Karagözlüm”, “İnce Hava”, “Geyve-Taraklı Zeybeği”, “Geyve-Taraklı Çiftetellisi”, “Kocakarı Kocaadam” ve “Genç Osman” oyunları daire halinde oynanmaktadır. Ayrıca “Konak Getirme” oyunu el ele tutuşarak; “Karagözlüm” oyunu da daire halinde oynanırken, sözlü kısmına gelindiğinde kollar omuza atılır ve müziğin ritmine uygun olarak sağa-sola ayaklarda yaylanarak sallanma yapılmaktadır. “Geyve-Taraklı Kasabı”nda omuzlardan tutularak tek sıra halinde oynanır. Yörede oynanan oyunlarda komut verilmemekte ve istenilen sayıda kişi ile oyunlar oynanmaktadır.

Yöre oyunları, evlenme geleneği ve düğün orijinli bir özellik arz etmektedir. “Karşılama” (A Meleğim), kadınların kendi aralarında kına gecelerinde oynanmaktadır. “Konak Getirme”, düğüne gelen konakların misafir olarak inecekleri eve, oradan da düğün evine gelirken yolda oynadıkları oyundur. “Gelin Bindirme” oyunu seyirlik bir yapıda gerçekleştirilir ve düğün sırasında bir kez çalınan gelinin baba evinden ayrılışını anlatan hüzünlü müziği ve düğün merasimini içermektedir. “Gelin İndirme” oyununda ise, gelinin damat evine geldiğinde getirilen taşıttan (eskiden öküz arabası, günümüzde otomobilden) inip eve girişine kadar çalınan ve seyirlik bir özellik arz eden yapıda gerçekleştirilmektedir. Bu iki oyun da figürsel özelliklerden çok, merasimsel yapıdır.

“Öptürmem” oyunu sözlü ve yörede kadınlar arasında eğlenme ve şakalaşma amacıyla oynanan manili bir oyundur. “İnce Hava” erkekler arasında sarhoş taklidinin yapıldığı bir oyun biçimidir. Yani alkol alıp sarhoş olan kimsenin müzik eşliğinde taklit edilmesidir.

Bu oyunların dışında kalan halk oyunları yine başta düğün olmak üzere, eğlencelerde istendiği kadar ve değişimli olarak oynanmaktadır. Tüm oyunlarda kaşık kullanılmaktadır. Ancak oyunları kimileri kaşıksızda oynamaktadır.


Erkek Giyisileri
İçe Giyilen Kıyafetler ve Aksesuarlar: Beyaz veya açık mavi ya da boyuna çizgili el dokumasından (Kandıra veya Şile bezinden) yapılan, boyu kalça hizasında olan üzeri işlemesiz, uzun kollu ve kolları düğmesiz, hakim yakalı önünde yukarıdan aşağıya değişik renklerden 40 adet düğmesi bulunan “Kırkdüğme Göynek/Gömlek” içe giyiliyor.

Üste Giyilen Kıyafetler ve Aksesuarlar: Gömlek üzerine önü kapalı, koyu kahverengi/siyah depme [mevsimine göre “şayak” (Kaba dokunmuş, dayanıklı yünden dövme yoluyla elde edilen kumaş) veya “keçe” (Yapağı ya da keçi kılın dokunmadan, yalnızca dövülmesi ile elde edilen kaba kumaş)] kumaştan yapılan önden 6 düğmeli, üstünde kösteğin ve çevrenin konulduğu cepleri bulunan “Yelek” veyahut yelek yerine bordo ya da mor renkli ince keçe/kadife kumaştan, boyu kuşaktan 4 parmak yukarıda, sim işlemeli önü açık ve kolu omuzdan düz olarak inen “Kartalkanat”/“Cepken”/“Salta” giyiliyor.
http://img357.imageshack.us/img357/6730/giysiyf1.jpg (http://imageshack.us/)

Boyuna renkli, kenarları “payetli”(İşlemede kullanılan küçük pırıltılı pul) yemeni veya yazmadan “Çember” veya çok bükümlü iplikle dokunmuş ince kumaştan “Krep” ya da “Çevre” bağlanır. Çevreler (sırma işlemeli/yöre motifli mendil) 35 x 35 cm. ya da 40 x 40 cm. ebatlarında olup, yazın sıcakta başa, serin havalarda boyuna bağlanıyor.

Yelek üstünde iki adet zincirden oluşan “Köstek” (daha önceleri kısa kılıç, yakın dönemde de saatin takıldığı zincir) takılıyor.

Bele ise pamuklu veya yünden turuncu, koyu yeşil, gül kurusu renklerden oluşan çizgili, kare biçiminde el dokuması “Kuşak” sarılıyor. Üçgen şeklinde katlandıktan sonra bir karış genişliğinde kalıncaya kadar katlanan kuşağın ucu sol tarafa sıkıca tutturulup, diğer ucu sağ taraftan çevrilerek bele sarılı kısmın üst tarafına sıkıştırılır.

Eskiden dört okka ağırlığında köseleden yapılmış ve yaklaşık 5 kilo ağırlığında “Silahlık” ve üzerinde “Kama” ve “Silah” takıyorlarmış.
Kuşağın üzerine, 30 x 90 cm. boyunda dikdörtgen biçiminde Kandıra/Şile bezinden dokunan, üzerine yöre motifleri ve uç kısımlarına ise kanaviçe işlenmiş ve sol ayak üzerinden aşağıya doğru sarkıtılan “Yağlık”; kimi zamanda kuşağın üzerine sağ ayak tarafından veya kuşak ortalanarak ya tek olarak ya da işlemeli “Mendil”/“Çevre” birlikte takılır.

Koyu kahverengi/siyah depme kumaştan yapılan, üstü biraz bol, paçaları dizden aşağısı ayağa kadar dar ve alt kısmı düğmeli “Külot Pantolon” giyiliyor. Yöre oyunlarının çoğunda erkekler şimşir ağacından yapılan “Kaşık”lar iki elle çalınıyor.

Başa Giyilenler/Takılanlar ve Aksesuarlar: Baş kısmına ipekli ve saçaklı “Kefiye” ya da basma parçalarından dikilmiş “Takke” (günümüzde “Hacı Kefiyesi” ve “Fes” de) giyiliyor. Eskiden yöre insanları kadifeden ya da keçeden uzun sıfır kalıp “Fes” ve fesin üzerinde yarım arşına yakın (yaklaşık 30-35 cm.) boyunda omuzlarına kadar inen kalın bir püskül takılıyorlarmış.

Başa giyilen kefiye ya da fes üzerine renkli ince katlanan “Poşu” veya “Krep” sarılıyor. Sarıldıktan sonra uçları sağa doğru aşağıya gelecek biçimde sarkıtılıyor.

Ayağa Giyilenler ve Aksesuarlar: Ayağa yünden el örgüsü beyaz, üzeri ve yanları nakışlı “Yün Çorap” giyiliyor. Yün çorabın üzerine tabaklanmamış küçük baş hayvan derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritlerle sıkıca bağlanan ayak giyeceği olarak “Çarık” ya da yüzü yumuşak deriden yapılan, ucu oval ve topukları iki parmak yükseklikte olan çoğunlukla siyah renkli hafif ayakkabı olarak “Yemeni” giyiliyor.



Kadın Giyisileri
Kadın Giyisileri ve Aksesuarları

http://img185.imageshack.us/img185/3919/kadin1uo0.jpg (http://imageshack.us/)

İçe Giyilen Kıyafetler ve Aksesuarlar: Sarı ya da beyaz el dokumasından (Kandıra veya Şile bezinden) veya satenden yapılan, boyu kalça hizasında olan üzeri işlemesiz, uzun kollu ve kolları düğmesiz, dik yakalı yalnızca boyun kısmı yaklaşık beş parmak kadar aşağıya doğru açık düğmesiz “Göynek/Gömlek” içe giyiliyor.

Üste Giyilen Kıyafetler ve Aksesuarlar: Gömlek üzerine önü açık, kolsuz bordo ya da mor renkli kadife kumaştan, boyu kuşağa kadar olan, çoğunlukla minare, alem motiften sim işlemeli “Yelek”/“Cepken”/“Sarka” giyiliyor.

Yörede kadınlar üstlerine cepken/yelek yerine, kimi zaman kadifeden yapılan ve üzeri simle işlenen “Üçetek” veya varlıklı ailelerin kadınları/kızları kadife ve ağır işlemeleriyle “Bindallı” giyebiliyorlar. Boyuna yine kırmızı kurdele üzerine takılı altınlardan oluşan “Gerdanlık” takılıyor.

Bele iş yaparken yük taşımada kullanılan ve keçi kılından dokunan, üzeri işlemeli ve uçları püsküllü “Kılkuyruk” bağlanıyor. Üçetek veya entari şeklinde elbiseler giyildiğinde, bele önceleri gümüş, sonraları sarı saçtan yapılan “Kemer” takılıyor. Ancak kılkuyruk kemer görevini de gördüğünden ayrıca bele kemer takmayanlarda olabiliyor.

Kemerin veya kılkuyruğun ön yüzü üzerine, 40x90 cm. boyunda dikdörtgen biçiminde Kandıra/Şile bezinden dokunan üzerine yöre motifleri ve uç kısımları ise kanaviçeden işlenmiş “Önlük” ortalanarak takılır. Kemerin veya kılkuyruğun bel tarafına, 40x40 cm. boyunda dikdörtgen biçiminde pamuklu bezden dokunan desenli “Dokuma” ortalanarak takılır.

Pamuk veya ipekle karışık pamuktan dokunmuş kutnu kumaştan, geniş, tek ağlı ve ağı aşağıda, paçaları dar bir şalvar olarak yapılan “Zıpka”/“Zıbka” giyiliyor.

Yöre oyunlarının çoğunda şimşir ağacından yapılan “Kaşık”lar iki elle çalınıyor.

Başa Giyilenler/Takılanlar ve Aksesuarlar: Evli ya da bekar köy kadınları baş kısmına, üstü sargılı ve altınlı fes biçiminde “Kofik/Kofi/Kofu” giyiliyor. Kofinin üzerine arkaya doğru uzanan kırmızı/mavi/beyaz renkte “Grep Örtme” veya kenarları oyalı ve payetli, kırmızı, mavi, beyaz renkte “Yemeni” yüz kısmına sarkmayacak ve uzun kısmı arkaya gelecek biçimde örtülüyor. Gerp örtmeyi/Yemeniyi de fes üzerine bağlamak için, üç parmak kalınlığında, kenarları payetli ve kuşak biçiminde beyaz/mor/kırmızı renkte “Sıktırma”/“Çember” bağlarlar. Kofinin alına gelen kısmı üzerine dizilen küçük 7-9 adet altın para dizisinden oluşan “Tura” dikiliyor. Ayrıca başa şakaklardan sarkan saç lülesi “Zülüf” takılıyor.

Ayağa Giyilenler ve Aksesuarlar:Ayağa yünden el örgüsü beyaz, üzeri ve yanları nakışlı, renkli işlemeli “Yün Çorap” giyiliyor. Yün çorabın üzerine tabaklanmamış küçük baş hayvan derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritlerle sıkıca bağlanan ayak giyeceği olarak “Çarık” ya da yüzü yumuşak deriden yapılan, ucu oval ve topukları iki parmak yükseklikte olan çoğunlukla kırmızı renkli hafif ayakkabı olarak “Yemeni” giyiliyor.

Sakarya’da “Manav, Kafkas” etkisindeki kadın giyimi ve Karadeniz’e özgü çizgilerle bezeli geleneksel halk giysileri yerini çağdaş giysilere bırakmıştır.


Halk Oyunlarında Kullanılan Çalgılar

Halk oyunlarını icra eden elemanların hiçbiri, icra ettikleri oyun müziklerini notaya bakarak veya notadan öğrenerek çalmamaktadırlar. Yörede halk oyunlarının müzikleri, usta-çırak ilişkisi ile kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Düğün ve eğlencelerde üç veya dört çalgı eşliğinde müzik yapılmaktadır. Bu çalgılar:

• Cümbüş
• Klarnet
• Davul
• Darbuka
• Ud
• Keman’dır.

“Klarnet”, “cümbüş”, “keman” ve “ritm” (“davul” veya “darbuka”) ana sazlardır. Zaman zaman “ritm” olarak “davul” veya “darbuka” ayrı ayrı çalınmaktadır. Halk oyunları veya müzikli eğlencelerde her zaman “keman” yer almamaktadır. “Keman”ın da yer aldığı dörtlü takıma yörede “İnce Takım” denmektedir. 21 Nisan 1982 tarihinde Geyve Halk Eğitimi Merkezi yöre müziğinde kullanılan “Klarnet”, “cümbüş”, “keman” ve “ritm” (“davul” veya “darbuka”) için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tescil başvurusu yapmış. Yapılan araştırma ve incelemelerden sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkanlığı’nın 12 Mayıs 1983 tarih ve 380.1/983 sayılı yazı ile yörede kullanılan çalgılar/müzik aletleri resmen tescil edilmiştir.

Geyve, Taraklı ve Pamukova yöresi müziğinde en tanınmış kişi; “Kozanlı Klarnetçi Nizamettin Gemici” ve sonra da yöre müziklerini 1962 yılında ondan öğrenen “Taraklılı Öğretmen Ahmet İşsever”dir. Bugün 58 yaşında olan “Taraklılı Öğretmen Ahmet İşsever”, halen halk oyunu oynamakta ve 1975 yılından beri de yöre halk oyunlarının öğreticiliğini aktif olarak sürdürmektedir.

Ancak yörede tespit edilen bu çalgıların bir bölümünün özellikle “Cümbüş”, “Ud”, “Keman”ın yaklaşık 80-100 yüzyıllık geçmişi olduğu sanılmaktadır. “Bağlama”nın yerini “Cümbüş”ün aldığı, “Klarnet”, “Davul” ve “Darbuka”nın ise daha öncede yörede çalgı olarak kullanıldığı kanısı halk arasında yaygındır.

Geyve, Taraklı ve Pamukova yöresi oyun müzikleri 28 Kasım 1990 tarihinde derlenmiş ve 5 Nisan 1996 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç.Dr.Şenel ÖNALDI tarafından notaya alınmıştır.

Mahsun
19-09-2010, 01:15 PM
Sakarya Gelenek ve Görenekleri



Evlenme Gelenekleri
Sakarya’da evlenme geleneklerinin büyük bir bölümü unutulmakta, hatta yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Aile biçimi, kuruluşu ve aile içi ilişkilerdeki geleneksel uygulamalar kültürel yapıyı oluşturmaktadır. Günümüz koşullarında geçmişe ait bazı gelenek ve uygulamalar, topluluk üyelerinin bir bölümü tarafından bugün onaylanmasa da, geçmiş dönemin dayanışma, yardımlaşma ve her şeyden önemlisi bir kültüre ait geçiş dönemi uygulamalarını ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır.

Yaşayış açısından, mütevazı bir anlayışa sahip Manavların (yerli-yerleşik Türklerde) gündelik hayatlarında kullandıkları kılık kıyafetleri abartıdan uzaktır. Daha önceleri erkekler, ketenden yapılan ve paçalarına doğru daralan koyu renkli (siyah/koyu kahverengi) pantolon, yünden örülmüş yine koyu rengin hakim olduğu kazak ve yelek, ayaklarına da lastik ayakkabı, soğuk havalarda aba denilen ceket giyiyorlardı. Erkeklerden bazıları rahat giyimli geniş olan avlu pantolon tercih ederken, Cumhuriyet’in ilânından sonra şapkayı giymeyi benimsediler. Aynı dönemlerde bazı gençler başlarına çevre bağlamakta, bazıları ise yakışıklı görünmek için perçem bırakıp başı açık dolaşırlardı.

Kadınlar ve kızlar ise, başlarına oyalı çember bağlarlar; ancak saçlarını tam kapatmazlar, uzun saçlı olanlar ise saçlarını sırtlarından aşağı örerek omuzlarından aşağısının görünmesini sağlarlardı. Gelinler ise dantelli beyaz örtme örtünürler ve saçlarını göstermezlerdi. Böylece evli kadınla bekar kızlar kıyafetleri ile ayrılmış olurdu. Yaşlı kadınlar ketenden yapılmış çözme örtmeler ve yazma denilen siyah örtüleri kullanırlardı.


Kız İsteme ve Söz Kesme
Görücü usulü evliliklerde, evlenecek gençlerin düşünceleri önemsenmemekte, genelde erkek tarafından kadınlar, isteyecekleri kızı düğün ve bayram gibi cemiyetlerde görür, beğenirlerdi. Evin büyüğü ve reisi olan erkeğe durumu anlatır ve evlenecek olan gence durum söylerlerdi. Bu duruma gencin itirazı söz konusu değildir. Karar verilir ve kız tarafının bir yakınıyla kızın ailesine dünürlüğe gitmek için teklifte bulunulur, kızı ilk isteme işi böylece başlamış olurdu. Gençler birbirlerini çeşitli düğün ve cemiyetlerde uzaktan görme fırsatı bulurlardı.

Belirlenen günün akşamı erkeğin anne ve babası kız tarafına yakın bir kişiyi de yanlarına alarak karşı tarafın nabzını yoklamaya giderler. Kahveler içildikten sonra Allah’ın emriyle Peygamberin gavliyle diyerek söze başlanır ve kız istenir. İlk gidişlerde kız misafirlere kesinlikle gösterilmez. Kız tarafının vermeye niyetleri yoksa bir bahane uydurarak “Nasibinizi başka yerden arayın" der ve noktayı koyar. Erkek tarafı da bu kapıdan vazgeçip başka yerden aramaya başlar. Bunun tersi olarak kız verilmek isteniyorsa, “Balta ağacı bir vuruşta kesmez” diyerek “Siz bizi sormuşsunuz; öğrenmiş ve beğenmişsiniz, biz de sizi soralım, öğrenelim” der, açık kapı bırakırlar. İkinci gidiş bir hafta sonradır. Erkek tarafı genelde şalvarlık elbiselik veya havlu gibi bir hediye alır kız evine giderdi. Kahveler içildikten sonra yine aynı ağızla söz açılır. Kız tarafından çevre istenir. Her iki taraf da işe razı olduğu için gelin adayı gelir, misafirlerin elini öper, erkek tarafı hediyeyi verir; çevreyi alır. Buna “Söz Kesme” veya “Küçük Nişan” denir. Artık söz kesilmiş kız verilmiştir. Dünürlüğe gitme ve kız evindeki görüşmeler genelde cuma ve İzmit akşamları yapılırdı. (Eskiden pazartesi günü İzmit ilinin pazar kurulduğu için pazar gününün akşamına “İzmit akşamı” denir. Perşembe gününün akşamına da “Cuma akşamı” denir ve haftanın bu iki akşamı uğurlu sayılır.)

Söz kesildikten birkaç ay geçtikten sonra erkek tarafı tekrar bir akşam kız evine giderek kız tarafının şartlarını -genelde alınacak ziynet eşyaları ve çeyizleri- konuşurlar, “Nişan Değişimi” denilen akşamı tespit ederler. Nişan ise günümüzdeki gibi çok kalabalık bir grupla ve salt eğlenceye dayalı yapılmamaktaydı. Nişan için, erkek tarafı birinci derece yakınlarını alıp, belirlenen akşamda kız tarafına gider. Giderken kız tarafına vereceği nişanlık hediyeleri götürürlerdi. O gün için götürülenler: iç çamaşırı, giyecek eşyalar, kıza takılacak yüzük ve küpelerdir. Kız evi de birinci derece yakınlarını toplar, evde erkek tarafını beklerdi. Kız tarafı da hazırladığı nişanlıkları -kızın kendi evinde yaptığı işlemeleri- bohçalarlardı. Kız tarafı ile erkek tarafı bohçaladıkları eşyaları karşılıklı değişmelerine “Nişan Değişimi” veya “Büyük Nişan” denir. Böylece nişanlanma işi bitmiş olur.

Nişan değişiminin ertesi akşamı kız tarafından gelen çeyizler, erkek tarafının evinde bir köşede sergilenir. Bunları görmeye gelen kız ve kadınlar aralarında “nişan eğlencesi” yaparlar. Kız tarafında da erkek tarafından gelen çeyizler sergilenir, kadınlar ve kızın kız arkadaşları görmeye gelirler. Ancak orada eğlence yapılmaz. Nişan eğlencesinde bazı kadınlar tef çalıp şarkı ve türkü söylerler. Bazıları da yöresel oyunlar oynarlar. Bu eğenceler de kesinlikle erkek olmaz. Bazı gençler muziplik olsun diye oyun oynayan kızların eğlence yaptıkları yere doğru acı biber yakarak tütsü yaparlar.

Nişanlılık dönemi Ramazan Bayramı’na rastlarsa, erkek tarafından kız tarafına bayramlıklar gider. Şayet Kurban Bayramı olursa kız adına kesilecek kurban erkek tarafından götürülür. Kesilecek kurbanı erkek tarafı çok özen göstererek seçer ve kurbanın başına ve sırtına kına yakar, gelin telleri ile süsler.


Düğün Söyleşme Akşamı” ve Resmi Nikah
Büyük nişandan belli bir süre sonra kız ve erkek tarafı çarşı veya pazarda birbirlerini gördüklerinde, artık düğünün tespit zamanının geldiğini hatırlatarak bunun için bir akşam belirlerler. Erkek tarafı belirlenen akşamda kız evine gider, sonra nikah pazarlıkları yapılır. Nikah pazarlıklarında bazı kız babaları masraf için “Avıllık” (Ağırlık) denilen bir miktar para alırlardı.

Resmi nikahın (halk arasında mamele’nin) günü belirlenir. Ayrıca nikah günü alış-verişte ne alınacağı konuşulur. Alış-verişte gelinin annesine, kız kardeşlerine ve yengesine şalvarlık ve mintanlık; babasına aba; erkek kardeşlerine bir ya da iki kat takım elbise; teyze ve halalarına mintanlık, eniştelerine şapka alınması kararlaştırılır. Resmi nikahın yapıldığı gün kızın yakınlarına alınan çeşitli eşyalara “dürü toka” denir. Ayrıca geline takılacak altın ve bilezikler ve yorgan yapmak üzere kırk okka yünde o gün alınır. Geline çeyiz hazırlanırken yorgan kaplayan kadınların başı bütün (Evli çocuk sahibi ve boşanmamış) olması şarttır.


Resmi nikah düğünden en az on beş gün önce yapılır. Bu nikah işi muhtar tarafından ilan edilir, bu ilan halkın toplandığı yerlere asılır, buna “askı süresi” denir. Nikahtan önce gelin ve damada, evlenmeye engelleri yok, diye sağlık raporu alınır. Belirlenen gün her iki taraf çarşıda buluşurlar ve damat ile gelin ilk defa burada yakından birbirlerini görme fırsatı bulurlar. Nikah için resim çekilir, düğün söyleşme akşamı belirlenen dürülerin hepsi alınır. Yine aynı gün geline alınacak olan altınların tamamı alınır. Nüfusta veya muhtarlıkta resmi nikah (mamele) yaptırılır. Artık iki aile hısım ve akraba olmuştur. Her iki tarafın katılımı ile birlikte bir yemek yenilerek bu durum başlatılır. Her iki taraf evlerine döndüğünde özellikle kız tarafı evinde dürülerine bakar ve değerlendirirler.


Düğün Hazırlıkları ve Davetler
Düğün için her iki taraf kendi hazırlıklarına başlar, kız tarafı davet için “kına ekmeği” denilen küçük köy ekmekleri yapar. Bunlarla dost ve akrabalarını kınaya davet eder. Ayrıca yakın mahallelere el ilanı göndererek kız evine davet eder.

Erkek tarafında ise düğün hazırlıkları daha yoğun ve hareketli olur. Damadın ailesinin yakın akrabaları ne gibi hazırlıklar yapıldığını öğrenmek için ziyarete gidenlere de halk diliyle “düğün hodulu” denir. Düğüne bir hafta kala bütün komşular bir akşam düğün evinde toplanırlar. (Damadın evine artık düğün evi denir.) Her birinin gidecekleri yerler belirlenir ve çeşitli köy ve mahalleleri davet etmek için iş bölümü yapılır. Düğüne davet genelde mumlarla bazen de kibritle yapılır. Davet edilen ailelere birer tane mum veya kibrit verilir. Davet işi bittikten sonra düğün günü beklenmeye başlanır. Düğün Cuma günü akşamı başlar ve Cumartesi, Pazar, Pazartesi devam eder.

Düğünde çalan bir davul ve bir klarnete “takım” denir. Düğüne ne kadar takım çalgı gelirse düğün o kadar zevkli olur. Düğün sahibinin kariyeri de çalgıların takım sayısı ile değerlendirilir. Çalgı işini ise: Adapazarı’nda Şeker Mahallesi ve Çamyolu Köyü; Kaynarca’da Sarıköy ve Dağağzı Köyleri; Taraklı’da İğdelik Köyü’nde yaşayan Çingeneler/Romanlar ve Abdallar yaparlar. Çengi denilen kadın kılığındaki erkek oyuncuya az da olsa düğünlerde rastlanılırdı.

Mahsun
19-09-2010, 01:17 PM
Sakarya Camileri!


Orhan Camisi (Adapazarı)

Sakarya Adapazarı’nda bulunan Orhan Camisi, Orhan Gazi döneminde yapılmıştır. Ancak cami Sultan II. Abdülhamit döneminde bütünüyle yenilenmiş, orijinalliğinden uzaklaşmıştır.

Günümüze gelen yapı XIX. yüzyıl üslubunda kesme taştan dikdörtgen planlı olup, üzeri çatı ile örtülmüştür. Son cemaat yeri ile ibadet mekânının üzerini aynı çatı örtmektedir. Giriş cephesinde altlı üstlü iki sıra halinde basık kemerli dörder pencere bulunmaktadır. Yan cephelerde de aynı şekilde dörder penceresi bulunmaktadır. Mihrap nişinin iki yanında da ikişer pencere vardır. Mihrap yuvarlak bir niş şeklinde olup barok üslupta kalem işleriyle bezenmiştir. Bitkisel motifler bezemede ağırlık kazanmıştır. Caminin yanındaki taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli bir minaresi vardır. Minare kaidesindeki kitabe Sultan II. Abdülhamit döneminde yenilendiğini göstermektedir.


Yunus Paşa (Ulu Cami) Camisi (Geyve)

http://img253.imageshack.us/img253/6241/camitb0.png (http://imageshack.us/)


Sakarya ili Geyve ilçesinde bulunan Yunus Paşa Camisi Orhan Gazi döneminde (1324-1360) 1324 yılında yanındaki zaviye ile birlikte yapılmıştır.

Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri pandantifli, kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin önünde yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış üç bölümlü, üzeri kasnaklı kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin mihrabı niş şeklinde olup, bir özellik taşımamaktadır.

Caminin yanında kesme taş kaideli yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Ayrıca son cemaat yerinin önündeki avluda ahşap direklerin taşıdığı, ahşap çatılı mermer su haznesinden oluşmuş bir şadırvan vardır.


Süleyman Paşa Camisi (Geyve)

Sakarya Geyve ilçesinde bulunan Süleyman Bey Camisi XIV.yüzyılda Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında yıkılmış ve yerine Cumhuriyetin ilanından sonra yeni bir cami yapılmıştır.

Süleyman Bey Camisi’nin mimari yapısı bilinmemektedir. Ancak bugünkü caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır.


Şeyh Müslihiddin Camisi (Kaynarca)

Sakarya Kaynarca ilçesinde bulunan Şeyh Müslihiddin Camisi’nin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Ahi teşkilatından Şeyh Müslihiddin tarafından XIV. yüzyılda yaptırılmıştır. Cami 1820 yılında yapılan onarımla özelliğini yitirmiş, dış cephesi tahta kaplanmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe yanındaki çeşmede bulunmaktadır.

Caminin ilk yapımının moloz taş duvarlı, dikdörtgen planlı ve üst örtüsünün de çatı ile kaplanmış olduğu sanılmaktadır. Günümüze gelen yapı dikdörtgen planlı ve ampir üslubunda bir yapıdır. Mihrap ve minberi de ampir üslubunda bezenmiştir. Cami duvarlarında v tavanda da ampir ve barok karışım bir bezeme dikkati çekmektedir.

Caminin yanındaki taş kaideli yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır.

Mahsun
19-09-2010, 01:19 PM
Sakarya Müzeleri!


Sakarya (Atatürk Evi) Müzesi (Merkez)

http://img166.imageshack.us/img166/324/muzefv2.png (http://imageshack.us/)

Sakarya Semerciler Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi’nde, İstasyon karşısında bulunan Sakarya Müzesi’nin bulunduğu bina, 1910–1915 yıllarında Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Baha Bey tarafından yaptırılmıştır. Sonraki yıllarda Atatürk’ün yakın arkadaşlarından Milletvekili Hasan Cavit Bey tarafından satın alınmıştır. Atatürk 17 Haziran 1922’de bu evde annesi Zübeyde Hanım ile buluşmuş ve üç gün kalmıştır.

Zemin kat ile birlikte üç katlı olan bu yapı 1967 depreminde büyük hasar görmüş, Kültür Bakanlığı tarafından 1983 yılında kamulaştırılmış ve aslına uygun olarak restore edilmiştir. Yeniden betonarme olarak yapılmış, dış cepheleri ahşap kaplanmıştır. Restorasyon sonrasında 1993 yılında Sakarya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Müzenin zemin katında yönetim büroları, kalorifer dairesi bulunmaktadır. Birinci katta müdür odası ve 85 m2 genişliğinde bir sergi salonu, ikinci katta 50 kişilik bir konferans salonu bulunmaktadır.


http://img339.imageshack.us/img339/2141/muze1su0.png (http://imageshack.us/)

Müzenin arkeoloji ve etnografya seksiyonları bulunmaktadır. Arkeoloji seksiyonunda Prehistorik Çağ, Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenen, yörede bulunmuş eserler sergilenmektedir. Bunların arasında yassı baltalar, pişmiş topraktan yapılmış kap kaçaklar, cam şişeler ve madeni eserler bulunmaktadır.

Etnografya bölümünde ise Bursa, Konya, Tokat müzeleri ve Ankara Etnografya Müzesi’nden seçilerek buraya gönderilen Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi eserlerine yer verilmiştir. Etnoğrafik eserler arasında kesici ve ateşli silahlar, bakır eşyalar, çeşitli mühürler, el işlemeleri bulunmaktadır. Ayrıca Atatürk’e ait bazı eşyalar da burada bulunmaktadır.
Müze bahçesinde Sakarya yöresinde bulunan Roma ve Bizans dönemi mimari parçaları, mezar taşları, sunaklar, kitabeler, steller, erzak küpleri sergilenmektedir.


Semerciler Mahallesi, Milli Egemenlik Cad.
Tel: (0264) 277 36 68
Faks 0264) 274 25 15


Kuvayi Milliye Müzesi (Geyve)

Sakarya Geyve ilçesinde bulunan Kuvayi Milliye Müzesi, İl Özel İdaresi yönetimindedir. Müze 30 Ekim 1989 tarihinde açılmıştır.

Müzede Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 ile TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1923 tarihleri arasını kapsayan döneme ait belge, fotoğraf ve kitaplar sergilenmektedir. Ayrıca müzede sergilenen eserlerin büyük bir bölümü ilk Kuvayi Milliye Genel Komutanı ve Garp Cephesi Komutanı General Ali Fuat Cebesoy’un belge, fotoğraf ve anı eşyalarıdır. Bu eşyalar General Ali Fuat Cebesoy’un ailesi ve yeğeni Ayşe Sarıalp tarafından buraya bağışlanmıştır.



Ali Fuat Paşa, Geyve
Tel: (0264) 630 09 16

Mahsun
19-09-2010, 01:20 PM
Sapanca Gölü!

Marmara Bölgesi`nin doğu kesiminde, Adapazarı Ovasını İzmit Körfezi oluğuna birleştiren uzun bir çukurun doğu yarısında yer alan tatlı su gölüdür.



Sapanca`nın kıyıları, doğuda Sakarya ili, batı ucunda Kocaeli İlinde kalır. Havzası 252 km2`dir. Yüzölçümü 47 km2`dir. Doğu-batı uzunluğu 17 km`dir. Kuzey-güney genişliği 5 km olup yüzeyin denizden yüksekliği 31 m`dir. En derin yeri 61 m`dir.

Göl, adını güney kıyısında kurulmuş olan ilçeden alır. Eski Türk kaynaklarında Ayan Gölü olarak geçer. Özellikle güneyindeki dağlardan inen sellerle iyi beslenen göl, fazla suyunu, doğu ucundan Çark suyu aracılığı ile Sakarya ırmağına boşaltır. Gölü besleyen dereler, Karaçay, Kuruçay, Kurtköy, Mahmudiye, İstanbul, Karadere ve Kaymakçı Dereleridir. Kuzeyinde ve güneyinde uzanan dağ eteklerinde keklik, çulluk ve tavşan avı yapılmaktadır. Gölde her çeşit tatlı su balığı avcılığı yapılmaktadır.

http://img99.imageshack.us/img99/7261/88838513ug2.jpg (http://imageshack.us/)

Sapanca`yı Evliya Çelebi şöyle anlatır.: "Sapanca Gölünün çevresi 24 mil`dir. Dört çevresinde kasaba gibi yetmiş altı köy vardır. Cümle halkı bu haliçin suyundan içtiklerinden yüzlerinin rengi kırmızıdır.


http://img99.imageshack.us/img99/7452/31196780mw9.jpg (http://imageshack.us/)

Ürünleri çok ise de, bağları yoktur. Bahçeleri hadden aşkındır. Bu gölün kenarında bir tür kavun ve karpuz olur ki, ancak ikisini bir eşek çekebilir. Bu göl içinde seksen pare (parça) kayık ve çırnaklar (tahıl kayığı) vardır ki, köyden adam, kereste ve eşya götürürler. Bu gölde bulunan yetmiş, seksen çeşit balıktan avlanıp kar ederler. Alabalığı, sazan balığı, turna balığı gibi tatlı su balıkları gayet lezzetli olur. Gölün derinliği ekseri yerlerinde yirmi kulaçtır. Suyu gayet saf ve berraktır. Kıyısında olan köylerin kadınları elbise yıkadıklarında asla sabun sürmezler. Bu gölün doğusunda iki saat uzaklıktan Sakarya Nehri geçer.Kocaeli`nde İrva Kasabası kenarında Karadeniz`e dökülür. Sakarya azıcık bir himmet ile bu göle akıtılabilir. Bu göl, İzmit Körfezine üç saat kadar yakın olduğundan ayağı İzmit Tuzlası önünde deryaya karışır. Hatta bir asırda bu gölü İzmit Körfeine katmak için yüzbinlerce kazma ve çapalı ırgat toplattırılmış ise de, İzmit Halkının buna birçok hazineler ve Nuh ömrü gerektirir diye gevşeklik göstermesi işin tamamlanmasına engel olmuş. Ama Sakarya Nehri bu göle, bu gölde İzmit Körfezine karıştırılırsa Bolu`ya kadar beş konaklık yer mamür olurdu. İstanbul Gemileri ta Bolu`ya yetişir ve İstanbul`da bir tahta üç akçeye, bir kantar odun beş akçeye olup hayratı büyük olurdu".

Elektrik İşleri Etüt Dairesi tarafından ölçmelere göre, gölün suyu kış ve ilk bahar aylarında yükselir, sonbahara doğru alçalır. İki seviye arasında 70-90 cm, bazen 120-130 cm fark görülür.

E-5 Karayolu gölün kuzey kıyısını, TEM Otoyolu ve demiryolu ise güney kısmından geçmektedir.

Sakarya` da tektonik oluşumlar sonucu meydana gelen Sapanca Gölü ve çevresi içerdiği son derece çarpıcı doğal güzellikleri ve yoğun yerleşim merkezlerinin ulaşabildiği bir konumda bulunması nedeniyle il merkezinin yanı sıra başta İstanbul olmak üzere çevredeki büyük kentlerin özellikler hafta sonları rekreasyon ve konaklama amaçlı taleplerine açık bir merkez niteliğindedir. Sapanca Gölü`nün yüksekliklerindeki Arifiye Ormanı`nda güzel kamping ve piknik alanları bulunmaktadır.

Ulusal ve uluslar arası sörf, yelken ve kürek müsabakalarının yapıldığı Sapanca Gölü bu organizasyonlarla sportif amaçlı çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

Mahsun
19-09-2010, 01:21 PM
Sakarya Sözlü Tarih!


Sapanca gölü Söylencesi: Günün birinde Sapanca’ya bir ermiş gelir.Selam verir selamını alan olmaz.Konuk olmak ister kimse konuk etmek istemez.akşama yorgun argın kasabadan dönerken uzaktan ışık sızan küçük bir kulübe görür.Bir adım daah atacak gücü kalmamıştır.Kulübeye varır,kulübede geçimini sapan yaparak sağlayan iyi yürekli bir insan yaşamaktadır.Ermişi güler yüzle karşılar:buyur eder."Hoş geldin safala rgetirdin aşı şimdi ocaktan inidirmişitim Tanrıdan bir misafir istiyordum sen geldin" der ve en rahat köşeye misafirini oturtur.izeeiti ikramda bulunur.Daha sonra da yatacak yer gösterip yatırır.Davranışı ermişi çok memnun etmiştir.

Ertesi gün erkenden kalkarlar.Ermiş teşekkür edip izin ister ve yolaö koyulur.Sapancı da karşı tepelere değin onu uğurlar.dönüşte aşağıdaki kasabayı göremez.Yerinde kocaman bir göl olmuştur.Küçük kulübesinden başka ev kandisinden başka insan kalmamıştır. Kasaba tüm kötülükleriyle yok olmuştur.O günden sonra göle Sapancı Gölü denilir.Zamanla da bu Sapanca’ya dönüşür.

Ağaç Baba Söylencesi: Adapazarı’nın Erenler Tepesi’nde Ağaç Baba adlı bir ermiş yaşarmış.Söylenceye göre Ağaç Baba bahr gelince ormana iner,boş tarlalara fidan diker.ağaç yetiştirir.ağaç Baba’nın diktiği fidanlara el sürenin,onlara zarar verenin elleri kurur;Başına her türlü kötülük gelir.Bu yüzden kimse ormana el süremez. Söylenceye göre Ağaç Baba ölüm döşeğinde iken "Benden sonra çocuklarınızın mutlu,topraklarınızın bereketli olmasını isterseniz ağaçlara dokunmayın benim hayır duamı alarak ,dünya ve Ahirette mutlu olmakistiyorsanız ağaç dikin" diye vasiyet eder. Günümüzde de yörede ağaçlara zarar verenlerin kötülük görecekelerine inanılır.

Beş köprü söylencesi: Günün birinde sakar Dede adında bir ermişin yolu bu yöreye düşer.Sakarya üzerindeki Beşköprü’den durdurulup geçiş vergisi istenir.Dede parasaı olmadığını ve bu parayı ödeyemeceğini söyler.Faakt parası yoksa köprüden e geçemeyeceği kendisine söylenince ellerini açıp Tanrı’ya dua eder.Duası bitmeden nnehir yer değiştirip ovadan akmaya başlar.sakar Ded’nin gösterdiği ovadan akmaya başlamıştır.

İnanışa göre o günden sonra nehrin adı sakar diye anılmaya başlar.Bu ad zamanla Sakarya’ya dönüşmüştür.Erenler Tepesi’ndeki ermişin de Sakar Dede olduğuna inanılır.

Beş köprü söylencesi: Günün birinde sakar Dede adında bir ermişin yolu bu yöreye düşer.Sakarya üzerindeki Beşköprü’den durdurulup geçiş vergisi istenir.Dede parasaı olmadığını ve bu parayı ödeyemeceğini söyler.Faakt parası yoksa köprüden e geçemeyeceği kendisine söylenince ellerini açıp Tanrı’ya dua eder.Duası bitmeden nnehir yer değiştirip ovadan akmaya başlar.sakar Ded’nin gösterdiği ovadan akmaya başlamıştır. İnanışa göre o günden sonra nehrin adı sakar diye anılmaya başlar.Bu ad zamanla Sakarya’ya dönüşmüştür.Erenler Tepesi’ndeki ermişin de Sakar Dede olduğuna inanılır.

Mahsun
19-09-2010, 01:22 PM
Sakarya imareleri

http://img171.imageshack.us/img171/5369/sakaryapi6.png (http://imageshack.us/)

Elvan Bey İmareti (Geyve)

Sakarya ili Geyve ilçesinde bulunan Elvan Bey İmareti XV.yüzyılda Elvan Bey tarafından yaptırılmıştır.

Kesme taş ve tuğladan yapılan imaretin girişinde kare kaideli dört ayak ve bunların karşısındaki duvara bitişik dört payenin oluşturduğu bir giriş bölümü bulunmaktadır. Bu bölüm imarete 1746 yılında eklenmiştir. Ortadaki giriş yayvan, iki yanlarındakilerde ise iki küçük kubbe ile örtülmüştür. Girişte peş peşe iki kare mekân bulunmaktadır. Bunlardan öndeki mekân kare planlı olup, diğerinden daha büyük ölçüdedir. Üzeri Türk üçgenleriyle geçişi sağlanmış sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Diğer bölüm ise daha küçük ve kare planlı olup üzeri ayna tonozludur.

Giriş ekseninde bir mihrap nişi ile iki yanında birer penceresi vardır. Ayrıca dışarı çıkıntılı bu bölümün iki yanına da birer pencere açılmıştır. Girişteki bölümün iki yanında kare planlı iki küçük mekân vardır. Bunların da üzeri Türk üçgenli tromplarla örtülmüştür. Yan mekânların üç kenarında yuvarlak kemerli birer pencere bulunmaktadır.

İmaretin avlusunda Elvan Bey’in mezarı bulunmaktadır.

Mahsun
19-09-2010, 01:24 PM
Sakarya Kaleleri!

Paşalar Kalesi (Pamukova)

http://img167.imageshack.us/img167/5702/sakarya1wa6.png (http://imageshack.us/)

Sakarya ili Pamukova ilçesi Paşalar Köyü’nde oldukça sarp bir tepe üzerindeki kalenin yapım tarihini belirleyecek bir kitabeye rastlanmamıştır. Bununla beraber, sur duvarlarında yer yer Roma dönemine ait mimari parçaların ve mezar stellerinin kullanılmış oluşu, kalenin Bizans döneminde yapıldığını göstermektedir. Kalenin kuzey ve güney sur duvarları arasında yapım farklılıklarının oluşu Erken Bizans döneminde yapılıp, geç Bizans Devrinde onarılarak kullanıldığını göstermektedir. Kale Geyve’den Mekece’ye kadar uzanan Pamukova’ya tamamen hâkim bir konumdadır.

Kaletepe denilen mevkideki kalenin ana kaya üzerindeki sur duvarları tepeyi yuvarlak biçimde çevirmiştir. Surların büyük bir bölümü tahrip olmasına karşılık kalıntılarından iri kesme taşlardan yapıldığı, taşların aralarına tuğla hatıllarının yerleştirilerek duvarların örüldüğü görülmektedir. Duvarlarda 9-10 m. aralıklarla üç adet üçgen çıkıntının bulunuşu kulelerle takviye edildiğini göstermektedir. Bu çıkıntıların arkasındaki mekânların üzerinin tonoz veya kubbe ile örtüldüğü izlerden anlaşılmaktadır.

Güney yönündeki surlar diğerlerinden biraz farklı bir görünümdedir. Burada diğerlerine göre daha küçük ölçüde 7-8 sıra taşlar üzerine tuğladan yuvarlak kemerli bir girişe yer verilmiştir.
Surların içerisinde bulunan yapılar büyük ölçüde tahrip olmuştur. Bunun en büyük nedeni de kalede yapılan kaçak define kazılarıdır.


Harmantepe Kalesi (Merkez)

http://img167.imageshack.us/img167/8987/sakarya2az6.png (http://imageshack.us/)

Sakarya il merkezinde Harmantepe Köyü’nün kuzeyinde bulunan kale doğal bir tepe üzerinde Bizans döneminde yapılmıştır. Kalenin bulunduğu yere Küçük Söğütlü’den Akçakamış Köyü’ne giden yoldan, tarlalar arasından gidilmektedir.

Günümüze iyi bir durumda gelen kalenin elips şeklinde bir planı vardır. Yöresel kesme taşlardan yapılmış olan sur duvarları 2 m. kalınlığındadır, yüksekliği ise 8-10 m. arasında değişmektedir. Ayrıca 5.00x5.00 m. ölçüsünde altı kare kule ile sur duvarları desteklenmiştir. Kuleler moloz taş ve kireç harçlıdır. Kulelerin içerisindeki izlerden ahşap katların bulunduğu da anlaşılmaktadır. Sur duvarları ve kuleler üzerinde mazgal delikleri bulunmaktadır.

Kalenin girişi güney yönünde olmasına karşılık, değişik yerlerde beş tane yuvarlak girişe daha yer verilmiştir. Bu kapıların iç yüzlerinde ahşap sürgü yerlerinin delikleri görülmektedir.

Mahsun
19-09-2010, 01:25 PM
Sakarya Kaplıca ve İçmeleri!

Sakarya, kırık bir fay çizgisi üzerinde bulunduğundan termal kaynaklar bakımından oldukça zengindir. Bunların büyük bir kısmında turistik tesisler yapılmıştır. Sakarya’daki başlıca termal kaynakları Kuzuluk Kaplıcaları ile Taraklı İçmeleridir.


Kuzuluk Kaplıcaları (Akyazı)

http://img518.imageshack.us/img518/779/sakaryazu1.png (http://imageshack.us/)

Sakarya’nın Akyazı ilçesi Kuzuluk Beldesi’ndeki bu kaplıca 100 m.lik yükseltisi olan bir tepededir. Çevresinde çok sayıda kaynaklar ve meşe ormanları bulunmaktadır. Saniyede 21 litre su akıtma kapasitesine sahip olan kaplıcanın sıcaklığı 85 ºC dir.

Kaplıcanın suyu mide, karaciğer, safra kesesi, damar sertliği, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, lumbago, egzama ve sedef hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kuzuluk Kaplıcası çevresinde Kuzuluk ve Kovuk Maden suları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra da soğuk ve gazlı sular da kaynamaktadır.

1996 yılında inşası tamamlanarak faaliyete geçen Kuzuluk Evleri, Kuzuluk Beldesi’nde bulunan tek kür merkezidir. Merkezde, toplu kullanıma sunulan 250 kişilik lokanta, 250 kişilik eğlence merkezi, kafeterya, alış-veriş merkezi, 20 araçlık go-cart araç pisti bulunmaktadır.


Çökek Kaplıcası (Akyazı)

Sakarya ili, Akyazı ilçesi Kuzuluk Beldesinde bulunan Çökek Kaplıcasında toplam 9 kuyu bulunmaktadır. Bunlardan 4’ü su, 5’i ise çamur banyosu amaçlı olarak kullanılmaktadır. Kaplıca suyu, romatizma, siyatik ve kaşıntılara iyi gelmektedir.


Acısu İçmesi (Geyve)

Sakarya ili Geyve İlçesi’nin 5 km güneydoğusunda, Ahibaba Köyü’nde bulunan Acısu içmesi tadından ötürü halk arasında Acısu olarak isimlendirilmiştir. Su sıcaklığı 26 ºC olup, mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir. Suyun çevresi, içinden akan dere ve doğal çevresi ile mesire ve dinlenme yeri olarak kullanılmaktadır.


Ilıcak Köyü Gazlısuyu (Geyve)

Sakarya ili Geyve ilçesinin 15 km güneydoğusunda, Geyve-Taraklı yolunun 13. kilometresinden sonra gelen Ilıcak Köyü içinde yer almaktadır. Mineral yönünden çok zengin ve şifalı olan kaplıca suyu bromür ve iyodür içermektedir. Suyun ortalama sıcaklığı 26 ºC dir.

Kil Hamamı Kaplıcaları (Taraklı)

Sakarya ili Taraklı İlçesi, Hacıyakuplar Köyü’nde bulunan kaplıca, Taraklı’ya 7 km, Adapazarı’na 55 km, İstanbul’a ise 185 km uzaklıktadır. Kaplıca bir dere içinde ve çam ormanları arasındadır. Tesislerin bahçesinde eski kaplıca binası da bulunmakta ancak kullanılmamaktadır.

Kaplıcanın suyu kalsiyum, sülfat, sodyum, hidrokarbonat, magnezyum, klorür, potasyum, alüminyum, nitrat ve demir içermektedir.

Taraklı’nın1987 yılında ilçe olmasından sonra inşaat halindeki kaplıca hamamı, ilçe kaymakamlığına devredilmiş, inşaatı tamamlandıktan sonra, İl Özel İdare Müdürlüğü’nce de kiraya verilmiştir.


Taraklı İçmeleri (Taraklı)

Sakarya ili, Taraklı ilçesinde Geyve-Taraklı yolu üzerindeki bu içmenin suyunun mide ve deri hastalıklarına yararlı olduğu bilinmektedir. Yakınında Acısu Kaplıcası bulunmaktadır.

Mahsun
19-09-2010, 01:27 PM
Tarihte Sakarya

Sakarya, milat öncesi uygarlıklar döneminden Osmanlı Devleti’ne, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarih çizgisinde, Anadolu’ya renk veren kültürlerin birleştiği, 19. yüzyılda başlayan göçlerle, Kafkaslardan ve Balkanlardan gelen toplulukların oluşturduğu ve bu kültürlerin barış içinde yaşadığı bir ildir.

Sakarya hem tarihi hem de bugünü ile Türkiye’nin bir özeti niteliği taşımaktadır. Farklı coğrafyalardan gelmiş olmak ve farklı kültürlere sahip olmak Sakarya’da ayrıştırıcı değil birleştirici ve kaynaştırıcı bir rol oynamaktadır.
Selçuklular devrinde, Anadolu’nun tamamı hakimiyet altına alınınca bu nehre ve çevresine Sakarya adı verilmiştir. Sakarya ismi Türkler tarafından özellikle verilmiştir. Daha önceki isimlerinden ayrı, özgün bir isimdir.

Adapazarı’na gelince; Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı, adını eskilerde bu alanda kurulan bir pazardan almaktadır.

KRALLIKLAR DEVRİNDE SAKARYA

Sakarya ilinin bilinen tarihi Hititlerle başlamaktadır. Çünkü Anadolu’da ilk siyasi birliği Hititler kurmuşlardır. Bu dönem de M.Ö. XIII. Yüzyıllara rastlar. M.Ö. 1200 yıllarında Hint-Avrupa asıllı ve Deniz Kavimleri denen topluluklar, Friglerle birleşerek Hitit egemenliğine son vermişlerdir. Bu kez Frigler Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes’e kadar olan bölgeye sahip oldular. Sonra da hakimiyet alanlarını doğuda Kapadokya, batıda da Kilikya (Adana)’ya kadar genişlettiler. Başkent ise Gordion şehriydi. Sakarya Irmağı ile Ankara arasında yoğunlaşan Friglere M. Ö. VII. Yüzyılın ilk yarısında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen Kimmerler son vermiştir. Aynı dönemde Ege bölgesine Lidyalılar hakim olmuşlar ve hakimiyet alanlarını Sakarya’yı da içine alacak şekilde genişletmişlerdi. Ancak milli bir ordu meydana getirememeleri, Lidyalıların ömrünün kısa sürmesine yol açmıştır.

SELÇUKLULAR DEVRİNDE SAKARYA

XI. yüzyılın başlarında 1015 ile 1021 yılları arasındaki Kafkasya’dan Anadolu’ya keşif harekatı olarak yapılan ilk akınları Çağrı Bey gerçekleştirmiştir.

Anadolu’nun fethi amacıyla girişilen esas akınlar ise, 23 Mayıs 1040 tarihindeki Dandanakan zaferinden sonra kurulan Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Tuğrul Bey’in öncülüğünde 1048’den 1055 yılına kadar aralıklarla devam edildi. Bundan sonra da her yıl akınlar sürdü.

Alpaslan da Çağrı ve Tuğrul Beyler gibi Batıdaki genişleme siyasetine devam etti. 1064’de Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. Komutanlarından bazılarını Anadolu’ya akınlar yapmaları için görevlendirdi. Bu akınlar zamanla Urfa ve Antakya yoluyla Malatya’ya kadar genişledi. Hatta zaman zaman Sakarya Irmağı’na kadar uzadı.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Bizans savunma hattını yıkarken, Anadolu’nun kapılarını da Müslüman Türklere açıyordu.


OSMANLILAR DÖNEMİNDE SAKARYA

1071 Malazgirt Zaferi’ni müteakip Selçuklular, Horasan bölgesindeki Türk aşiretlerini Anadolu’ya yerleştirmişlerdi.

Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un Fethin’den sonra, tüm Anadolu ve Balkanlarda istikrarı sağlaması ve müreffeh bir toplum yaratmasıyla başlayan süreçten Adapazarı ve çevresi de nasibini aldı. Osmanlının çöküş dönemlerine kadar Sakarya bölgesine sulh ve sükun egemen oldu.

Ancak çöküş dönemlerindeki olumsuzluklar Sakarya’yı da olumsuz etkilemiş, özellikle 2. Mahmut dönemindeki Ayanlık sistemi bölgeye de zarar vermiştir.

Öte yandan bu dönemlerde Adapazarı bölgesine, çok önemli miktarda mülteci akını olmuştur. Bu akınları doğuran olaylar, 1853 Kırım Savaşı, 1850-60 arası Şeyh Şamil olayı ve 1877-78 Osmanlı-Rus (93 Harbi) Savaşı’dır. Ayrıca gerek Balkan Savaşları, gerekse II. Meşrutiyetin ilanından sonra Bosna-Hersek’in Avusturya’ya geçmesiyle çok sayıda göçmen Adapazarı’na yerleştirilmiştir. Bu göçler, bugünün Sakarya’nın zengin kültürel varlığının oluşmasına da zemin hazırlamıştır.
KURTULUŞ SAVAŞINDA SAKARYA

Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu müfettişliğine atanmış ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Havza ve Amasya genelgelerini yayınlayıp kongreler yaparak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı. Üç yıl boyunca devam eden Milli Mücadele hareketinde ve Kuvay-ı Milliye’nin kurulması aşamasında Adapazarı ön saflarda yerini almıştır.

Adapazarı’nda ilk müfrezeyi kurmakla Yüzbaşı Rauf, Yüzbaşı Ramiz ve Trabzonlu Doktor Raik görevlendirilmişlerdi. Onlar da Meto Hüseyin ve Mehmet beylerin katkılarıyla bu görevi tamamlamışlardı. Aynı anda Adapazarı, Hendek ve Geyve’de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Düşman ise paralı ajanlar vasıtasıyla ayaklanma çıkarma çabasını sürdürmekteydi.

Adapazarı’nda Kuvay-ı Milliye teşkilatını kurup, Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılık mesajını çekenler şunlardı: Belediye Başkanı Fahri Bey, Müderris Harun, Ali Faik, Adil Hasan, İşadamı Metazade Hüseyin, Mehmet Sıtkı, Ömer Faik, Fabrika Müdürü Necmettin, Dava Vekili İbrahim ve emekli binbaşı İsmail Hakkı Bey.

Ayrıca Adapazarı çevresindeki Türk gençleri çeşitli çeteler oluşturarak, Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele ediyorlardı. Bunların belli başlıcaları Hendek, Akyazı ve Sapanca bölgelerini kontrolünde tutan Kazım Kaptan Grubu, Kaynarca yöresinde Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşan Halit Molla Grubu ve Karasu ile Kandıra bölgesinde Ermeni çetelerine göz açtırmayan İbsiz Recep grubuydu.

10 Mayıs 1920’de Ahmet Anzavur Adapazarı ve Geyve bölgesinde ayaklanmış, ancak bütün savaşları başarısızlıkla sonuçlanarak 22 Mayıs 1920’de İstanbul’a gitmiştir. Kuvay-ı İnzibatiye de Eskişehir-İstanbul tren yolunu açmak ve Geyve Boğazı’na hakim olmak amacıyla ayaklanarak Sapanca ve Adapazarı’nı ele geçirmişse de Çerkez Ethem tarafından bozguna uğratılmıştır. İsyancılar Düzce ve Hendek’i ele geçirmişler ancak yine Çerkez Ethem tarafından etkisiz hale getirilmişlerdir.

Öte yandan 11. Yunan Tümeni İzmit’i işgal altında bulundururken, 24 Mart’ta Kırkpınar’ı, Sapanca’yı, bir gün sonra da Adapazarı’nı işgal etmişti. 3 ay süren Yunan işgalini milli çete grupları dağıtmışlardır.

İşgalin sinyallerini alan Adapazarı halkı önceden şehri boşaltmıştı. Kimsesiz kadın ve çocuklar da İran Konsolosluğu’na sığınmışlardı.

28 Mart sabahı Yunan birlikleri Sakarya’yı geçerek nehrin 500 metre doğusuna ilerlemişlerse de, Türk kuvvetleri yoğun çarpışma ile tekrar Yunan kuvvetlerini nehrin batısına püskürtmüştü.

Ahşap Tavuklar Köprüsü birliklerimiz tarafından yakılmış ve düşmanın köprüyü kullanarak nehrin doğusuna geçmesi engellenmişti. Aynı amaçla Taşlık Köprüsü de yakılmıştı.

Diğer taraftan görevi Kocaeli bölgesini düşman işgalinden kurtarmak olan, yeni bir kolordu kuruluyor, komutanlığına da Albay Kasım Bey atanıyordu. Kasım Bey Mayıs 1921 başlarında kolordusunu Düzce’den Geyve’ye naklediyordu. Bir alay Sakarya Nehri boyunca yayılırken, bir alay da Arifiye-İzmit güzergahına yerleşmişti. Diğer bir alay da İzmit dolaylarında yedekteydi.

Düşmanın 19. Tümeni ise yeni bir düzenleme çerçevesinde 16 Haziran 1921’den itibaren İzmit’te toplanmaya başlamıştı ki, esas itibarıyla düşman Bursa’ya çekiliyordu. Ancak düşmanın Adapazarı’ndan çekilirken şehri yakmaması için tedbirler alınmış ve Sakarya Bölge Komutanlığı’nın üç baskın kolu, 21 Haziran 1921 sabahı erken saatlerde küçük bir çatışma sonucu şehre girmişti. Osman Kaptan, Kazım Kaptan kuvvetleri ile Molla Halit kuvvetleri derhal şehirde asayişi sağlamış, Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekmiş ve kurtuluştan sonraki ilk sabah ezanını da Halit Molla bizzat okumuştu.

İşte bu yüzden her yıl 21 Haziran tarihi Adapazarı’nın kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

ATATÜRK VE SAKARYA

Atatürk Büyük Taarruz arifesin de, hem TBMM Başkanlığı görevini, hem de başkomutanlık görevini yürütüyordu.

Kocaeli bölgesindeki birlikleri denetlemek için 13 Haziran 1922’de Geyve’ye, bir gün sonra da Adapazarı’na gelmişlerdi. Atatürk burada, Askerlik Şubesi Başkanı Baha Bey’in evinde misafir kalan annesiyle buluşup, geceyi İstasyon karşısında bir evde geçirir. Ertesi gün Adapazarı’nda konuşmalar yapar ve çarşıyı gezerek Acem İsmail Efendi’nin dükkanında kahve içer. Öğle namazını da Orhan Camii’nde kıldıktan sonra İzmit’e geçerek geceyi orada geçirir. Ertesi gün Fransız gazeteci Claude Farrere ile görüşür ve birlikte İzmit halkına hitap ederler. Aynı gün tekrar Adapazarı’na özel bir trenle döner. Adapazarı’nda Sabiha Hanım İlkokulunu ziyaret ederek öğretmenlerle sohbette bulunur.

Atatürk 20 Haziran 1922’de Ankara’ya dönecektir. Ancak ertesi gün 21 Haziran’dır ve Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun I. yıldönümüdür. Halkın kurtuluş törenlerine katılma isteklerini geri çevirmeyerek dönüşünü bir gün erteler ve çok coşkulu bir şekilde kutlanan bu törenlere katılır.

Atatürk’ün huzurunda askeri geçit töreni yapıldıktan sonra, belediyenin önünde toplanan halkla beraber, Adapazarı gibi Edirne ve İzmir’in de düşman işgalinden kurtulması için dua edilir. Duayı müteakiben kürsüye çıkan Atatürk, halka hitap eder. Ardından da annesiyle birlikte Ankara’ya gitmek üzere Adapazarı’ndan ayrılır.

Atatürk bu ziyaretinden önce de bir kez Adapazarı’na gelmişti. Atatürk’ün Adapazarı’na ilk gelişi 1920 yılında Batı cephesini kontrol etmek amacıyla Beypazarı, Nallıhan, Göynük, Taraklı ve Geyve üzerinden Mekece’ye gelişiydi.O zaman Halit Paşa’yı ziyaretten sonra birlikleri de teftiş edip Ankara’ya dönmüştü.

Atatürk’ün üçüncü kez Adapazarı’na gelişi ise 1934’te olur. 13 Temmuz 1934’te Bolu üzerinden Adapazarı’na gelen Atatürk, doğruca Halkevi’ne giderek yöneticilerle görüşür ve halka hitap eder. Sonra da istirahat etmek üzere Hasan Cavit Belül’ün evine gider. Ancak İzmir’de meydana gelen bir olay dolayısıyla programını değiştirerek İstanbul’a hareket eder.


SAKARYA ORMANLARI ve TERSANE-I AMİRE

Osmanlı Devleti, özellikle Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'nden sonra Akdeniz egemenliğini ele geçirmek için denizciliğe ve dolayısıyla donanmaya büyük önem veriyordu. Bu maksatla Halic Tersâne-si genişletildi ve başka tersâneler de kurulup kapasiteleri arttırıldı.

Gemi yapım ve onarım çalışmalarının en önemli ana malzemelerinden biri olan keresteye Tersâne-i Amire her zaman ihtiyaç duymuştur. Çok eski dönemlerden beri bu ihtiyacı büyük ölçüde karşılayan bölge, Kocaeli livâsındaki ormanları içine alan İznikmid (İzmit), İznik, Yalakâbad, Sarıçayır, Pazarköy, Abısâfî, Karamürsel, Akhisar (Pamukovva), Geyve, Akyazı ve Sabanca kazalarından teşekkül etmekteydi. Bu bakımdan yöredeki "orman denizi", Tersâne-i Amire için "Kereste Ocaklığı" olarak tâyin edilmişti. Yani, yılda belli bir miktarın altında olmamak kaydıyla bu bölgeler kereste temin etmekle yükümlü idiler. Her baharda Donanma-i Hümâyûn Akdeniz, Karadeniz gibi sulara açıldığından, yeni gemilerin yapımı ve onarıma ihtiyaç gösterenlerin yenilenmesi, bol miktarda kereste teminine bağlıydı. Kereste ve keresteden mâmul maddeler (gemi küreği, direk, seren, tüfenk kundağı vb), genellikle orman bakımından zengin olan bu yöreden sağlanıyordu. İzmit Tersânesi için de bu ormanlardan kereste elde ediliyordu. İzmit'de görevli olan "İznikmid Kereste Emîni (Nâzırı)"nin görevi, Tersâne-i Amire'ye kereste naklini sağlamaktı. Kapudan-ı Deryâ'nın teklifiyle atanan İznikmid Kereste Emîni, kerestenin dağlardan kesimi, kıyılara indirilmesi ve İstanbul'a gönderilmesi yanında, bu hususta ortaya çıkabilecek güçlükleri çözmekle de sorumlu idi. Balaban-zâde ve Müderris-zâde Mustafa, meşhur kereste eminlerinden idiler. Kereste Emâneti'nin hesapları, düzenli olarak defterlere kaydedilirdi. Acil durumlarda kesim ve nakil işlerini denetlemek için İstanbul'dan bir "Mübâşir" de gönderilirdi.

Bunun yanında Tersâne-i Amire'nin, Kocaeli ve Sakarya yöresinden sağlanan kalas, tomruk, kereste gibi ihtiyaç maddelerinin Karadeniz'e yahut İzmit Körfezi'ne indirilmesi ve buralardan gemilere yükletilerek emniyetle İstanbul'a nakli işleri ile ilgilenen ve "Tahta Serdârlığı" olarak isimlendirilen bir memuriyet daha vardı. XVIII. yy. sonlarına ait bazı belgelerde zikredilen, ancak Osmanlı tarihi ile ilgili literatürde yakın zamana kadar rastlamadığımız bu memuriyetin, ilk olarak ne zaman teessüs etmiş olduğu hakkında da bilgimiz yoktur. Yeniçeri Ocağı'ndan işbilir, çalışkan, dürüst, nüfuzlu olmasına dikkat edilerek seçilen ve tâyin olunan "Tahta Serdârları"nın, kereste kesilen orman ve bölgelerin güvenliği, eşkıyâ ve soygun olaylarından korunması da önemli görevleri arasında idi. Kasabalara da tahta serdârı atandığı olurdu. Kocaeli Sancağı'nda bazı kazaların "Tahta serdarlığı" ile birlikte "Yeniçeri zâbitliği"nin tek kişinin uhdesine verildiğine dair kayıtlar vardı.

İzmit'in hinterlandı olan Ada (Ada Karyesi), Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır, Akhisar ve Geyve yöresi, XVI.-XVII. yy.ın ilk yarısında mavna, kadırga ve baştardaların sütün ve serenlerinin yapımında kullanılacak ağaçların temin edildiği üç bölgeden biri idi. Bu malzemeler, İzmit İskelesi'ne arabalarla nakil olunarak buradan gemilerle İstanbul'da Tersâne-i Amire'ye taşınıyordu.

Bilhassa kalyon sütün ve serenleri için oldukça elverişli ormanlara sahip olması sebebiyle Milan Nehri kenarında bulunan Akçaşehir, Karasu ve Bolu'ya tâbi Eftani kazalarından ve Foçalar Dağı'ndan kereste temin edilirdi.

Gemi küreği ihtiyacının bir kısmı da XVII. yy.ın ikinci yarısına kadar Karasu reâyâsının, avârızları karşılığında yılda 550 kürek vermeleriyle karşılanıyordu.

Gemi fenerlerinin içine konulup yakılarak gemilerin aydınlanmasına yarayan ve fânuslarda yakılmak üzere baştardalarda kullanılan balmumunun (Şem'-i asel) temin edildiği birkaç yerden ikisi de, Sakarya yöresindeki İsmihan Sultan Evkafına ait Karasu ile Çardak idi.

Gemi inşâsı sadece İstanbul ve İzmit'de yapılmıyordu. Sinop, Amasra, Sakarya Nehri'nin üzerinde ve nehrin Karadeniz'e döküldüğü ağızda her dönemde gemi inşa faaliyetleri devam etmiştir. 1515 tarihli bir belgede Bender-Ereğli (Karadeniz Ereğlisi) İskelesi'nin yıllık liman geliri 5.484 akça idi. Bu yekûna, Akçaşehir (Akçakoca) ve Sakarya (Leb-i Sakarya = Sakarya ağzı) da dahildi. Karasu İskelesi'nin adı belgede belirtilmemiş olmakla birlikte, sonraki yıllara ait kayıtlarda bu çok küçük limanın da Bender-Ereğli hesaplarına dahil edildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla bu limandan elde edilen gelirin de Bender-Ereğli gümrük mukataasının bir parçasını oluşturduğu tahmin olunmaktadır. Yine belgelerden öğrendiğimize göre XVI. yy.ın ortalarına doğru Karasu, Akçaşehir ve Sakarya ağzı' ndan elde edilen gümrük vergilerinin toplamı, Bender-Ereğli'nin tek başına elde ettiği verginin yarısı kadardı.
Nakledilen kereste miktarından ve inşa edilen gemi adedinden, Kefken Tersânesi' nde büyük bir faaliyet olduğu anlaşılmaktadır. İnebahtı fâciası (1571) akabinde 1572 yılında 15 kadırga, 1703'de de 2 firkate inşa edildiğine dair belgelere rastlanmıştır:

Şubat 1572'de, inşası emrolunan 10 kadırga için lüzumlu kerestenin temini maksadıyla Şile, Sabanca, Akyazı, Konrapa, Göynük, Bend-Ereğli Yenice-i Taraklı, Geyve ve Akhisar kadılarına hüküm gönderilmiştir. Nisan 1572 tarihli Kandıra kadısına gönderilen bir hükümde ise bunlara bir baştarda ve dört kadırganın inşası ilâve edilmiştir. Yine aynı tarihli, mütekaid Vezir Mustafa Paşa'ya gönderilen hükümde, 15 geminin ihtiyacı olan kendirin temin edilmesi emrolunmuştur. Ekim 1572 tarihli İznikmid ve Ada kadılarına yazılan diğer bir hükümde ise, inşası tamamlanan 15 gemide çalışan neccar ve kalafatçıların ücretlerinin ödenmemesinin sebepleri sorulmuştur.

Kefken Tersânesi bir fermanla ihdâs edilmiş ve tâmiri için, avârızı dîvâniyyeden muaf olmak karşılığında o yöreden sekiz kişi, kendi istekleriyle görevlendirilmişti.

Karadeniz kıyısında bulunan Kerpe'de de 1703 yılında iki firkate inşa edildiğine dair belgeye rastlanmıştır.
Sakarya nehrinde 1571'de 5 kadırga inşa edilmiştir. Bu tarihte Akhisar, Geyve, Yenice, Göynük ve Akyazı kadılarına yazılan bir hükümde, önce 15 kadırga inşası için san'atkâr temini emredilmiş; daha sonra Kandıra kadısına ve Nuh Çavuş'a gönderilen hükümde bu gemilerden 10'unun inşasından vazgeçildiği bildirilmiştir.

Sapanca'da 1697/98'de iki üstü açık inşa edilmişti.

Ayrıca hâssa (saraya mahsus) kayık ve sandallar ile hammal kayıklarının yenilenmesi ve tâmiri için de İzmit ve civarındaki ormanlardan yararlanılmakta ve bölgedeki kazalardan, satınalma yoluyla kereste temin edilmekteydi.

Kereste, ormanlardan iskelelere camus arabalarıyla nakledilmekteydi. Bunun için yolların düzenlenmesi ve gerekli yerlerde köprülerin sağlamlaştırılması yoluna gidiliyordu. Meselâ 1700 yılında Sakarya'nın doğu yakasında kesilen büyük kapudane kalyonuna ait kerestenin taşınmasında demir dingilli, toprak tekerlekli top arabası kullanılmış; Sakarya nehrinden geçirilmesi esnasında ise köprünün tâmiri ve genişletilmesi gerekmiş; ayrıca kerestenin iskeleye nakli için 50 çift camuşa ihtiyaç duyulmuştu.

Sakarya yöresindeki köprülerin çoğu, başka bir malzeme gerekmeden ormanlardan temin edilen kereste ile ahşap olarak yapılıyor ve tamire muhtaç olanlar ise, gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabildiğinden, daha sür'atli bir şekilde onarılıyordu.

Kocaeli ve Sakarya "orman denizi" kızılçam, sarıçam, karaçam, dişbudak, kayın, gürgen, köknar, defne, ardıç, meşe, ceviz, ıhlamur vb. ağaçlarıyla yüzyıllarca hem gemi kerestesi ve hem de diğer sanayi ürünleri imalâtı yanında, İstanbul'un yakacak ihtiyacını da karşılamak için aşırı şekilde kullanıldı. Kıyılara yakın ormanlar tükenince, daha içlere gidildi. Sakarya Nehri yoluyla balta girmemiş kısımlara ulaşmak ve gemi malzemesine uygun kereste bulmak projeleri geliştirildi. Bu arada Sapanca Gölü'nü İzmit Körfezi'ne bağlamak teşebbüslerinde bulunuldu ise de sonuç alınamadı. Üskübi ve Düzce'nin güneyine düşen Tefeni Gölü'ne ve etrafındaki girilmemiş orman hazinesine ulaşıldı.

Gemi kerestesine duyulan ihtiyacın devamlı olması sebebiyle "ocaklık" tâyin edilen ormanlarda ağaçların rasgele kesilmemesi için devlet, bölgeye korucular göndererek ve birtakım tedbirlerle ormanları korumağa çalışmıştır.

Kuzeybatı Anadolu'da su ile çalışan, çeşitli biçim ve büyüklükte kereste hazırlayan çok sayıda bıçkı vardı. Bu bıçkıların genellikle sipahî yahut askerî sınıfına mensub başka kişiler olan sahipleri, odun ve kereste ticaretinden kâr etmenin yollarını bulabiliyorlardı. Askerî statü sahibi tâcirler İstanbul' a odun gönderip fiyatları yükselttikleri gibi, araba ile yapılan taşımacılığı da ellerine geçirerek yöre halkını geçim kaynağından yoksun bırakmışlardı.

XVII. yy.ın ilk yarısında İstanbul'daki tüketicinin bir çeki odun almak için ödemesi gereken fiyatı yükselten çok sayıda faktör hakkında bazı bilgilere sahibiz. Eskiden mallarını sâhile getirip çekisi 16 akçadan satan odun tâcirleri, çeki başına 20 akça istiyorlardı. Taşıma sektöründeki fiyat artışları ise çok daha dramatikti. İzmit ve Yalak-âbâd (Yalova) ile İstanbul arasında odun taşıyan gemiciler eskiden bir çeki odun için 5-8 akça alırlardı.

Devletin talepleriyle halkın ihtiyaçlarının çatışması, bazı durumlarda da yasadışı ağaç kesimlerine ve kaçakçılığa yol açmıştır. İzmit ve Sapanca ormanlarının derinliklerinde, çoğu Rumeli'den yeni göçmüş olan ve yoldan geçenleri soyarak geçimlerini sağlayan yasadışı baltacı toplulukları yaşardı. Kaçakçılar, tersâne için devlet tarafından ağaç kesmekle görevlendirilen baltacılara da saldırırlardı.

Kocaeli civarında ormanlık bölgede yaşayan halk, aynı zamanda kereste ticareti de yapmak da ve elde ettikleri keresteyi İzmit İskelesi'ne götürüp satmakta idiler. Ancak devlet, memleket hâricine ve tüccâra kereste satılmasını yasaklamıştı. Bunun neticesi olarak kereste kaçakçılığı ortaya çıktı. İzmit ve Sapanca ormanlarının iç kısımlarında yerleşen Rumelili göçmenler, kanunsuz ağaç keserek satıyorlardı.

Saray mutfağının odun ihtiyacı da Üsküdar, Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır ve Sapanca ormanlarından sağlanırdı.
Bunlardan başka, eski dönemin hayvanlarla çekilen araba yapımı da, bölgedeki kereste bolluğu ile açıklanabilir. I. Dünya Savaşı içinde 1916'da büyük bir tesis olarak kurulan ve orduya nakliye arabası ve tüfek parçaları hazırlayan "Araba Fabrikası" nın, Adapazarı sanayi tarihinde önemli yeri vardır. Cumhuriyet döneminde "Demir-Tahta Fabrikası" (DA-TA) adını alan ve istasyonun batısındaki bu fabrika (bugünkü Ziraî Donatım Kurumu), eskiden sergilere katılacak kadar kaliteli imâlât yapıyordu.

1919 yılında İstanbul'da açılan bir sergide, Adapazarı'nın da bir oda takımı ile sergilendiğini biliyoruz. Bu yılın Ekim ayında İstanbul'da Türk Ocağı'nda açılan sanayi sergisi ile ilgili olarak şunlar yazılıdır: "Sergide, özellikle Adapazarı Fabrikası mâmûlâtından bir oda takımı, sedefçiliğin büyük san'atkârı Vâsıf Bey'in çeşitli sedef sehpaları, Hâfız Necmeddin Efendi'nin levha kenarları, kitab kapları, ebrûlu kâğıtları; Kehribârcı Ali Efendi'nin kehribâr ağızlıkları, dikkati çeken güzel eserler idi" (M. Erendil, s. 86-87).


[B]ULAŞIM ve TAŞIMACILIK

Sakarya yöresinde yol yapım hareketlerinin Romalılar döneminde başladığını biliyoruz. İstanbul'dan Anadolu' ya gelen anayol, Sakarya köprülerinden geçerek bir kısmı doğuya (Doğu Bithynia ve Bolu dolayları), bir kısmı ise Sakarya Boğazı'ndan geçerek Orta Anadolu'ya uzanıyordu.

Osmanlılar döneminde Rumeli ve Anadolu birtakım kollara taksim edilmişti. Bu durum, iç düzen ve emniyetin sağlanması ve ekonomik bakımdan çok önemli idi. Bir yol ve güzergâh üzerinde bulunan kasaba ve şehirlere "kol" adı verilirdi. Bunlar, "sağ kol", "orta kol" ve "sol kol" gibi isimlerle birbirinden ayrılırdı. Bu ayırma, bir nevi coğrafî taksimatı da ifade etmekteydi. XVI. yy.da İstanbul'un Anadolu ile irtibatını temin eden yolların ilk durağı Üsküdar idi. Buradan hareketle:

a) Sağ kol: Gebze-İzmit ve oradan Lefke-Söğüt-Eskişehir-Bolvadin-Akşehir-Konya-Ereğli-Ulukışla-Gülek Boğazı-Çakıd-Adana-Kurd Kulağı-Payas güzergâhından devam ederdi.

b) Sol kol: Gebze-İzmit ve oradan Düzce-Bolu-Koçhisar-Tosya-HacıHamza-Merzifon-Niksar-Şebinkarahisar-Bayburd-Tercan-Erzurum-Kars üzerinden geçerek İran'a kadar uzanırdı.

c) Orta kol: Gebze-İzmit ve oradan Sapanca-Geyve-Göynük ve buradan da Bolu-Gerede-Tosya-Hacı Hamza ve oradan Amasya-Tokat-Sivas-Malatya-Harput-Diyarbekir ve Musul üzerinden Bağdad'a ulaşırdı.

Bu güzergâhlar üzerinde konaklama yerleri olan hanlar ve posta menzilleri kurulmuştu. Bunların işleyişi veya aksayan yönleriyle ilgili günümüze pek çok belge ulaşmıştır. Meselâ, 1228 (1813) tarihli bir hükümde Kocaeli ve Hüdâvendigâr sancakları beyine gönderilen bir yazıda, Sabanca menzilhânesinde menzil beygiri bulmak hususunda ulakların çektikleri zorluk sebebiyle âcil işlerin gecikmesine yolaçan menzil eminlerinin ve Kocaeli sancağı dâhilindeki sâir menzilcilerin uyarılarak İstanbul' dan Bağdad'a âcil emirler götüren ulaklara kolaylık gösterilerek sür'atle beygir sağlanması isteniyordu. İstanbul ve İzmit'den geçerek Anadolu içlerine uzanan yolun, Sapanca üzerinden geçtiği göz önüne alınacak olursa han, hamam, cami, imaret, posta menzili gibi dînî ve sosyal tesislerle süslü olan Sapanca' nın önemli bir menzil (durak, konak yeri) olduğu kolayca anlaşılır.

Sapanca, Geyve, Taraklı, Göynük ve Beypazarı üzerinden Kayseri'ye kadar uzanan Adapazarı bağlantılı Ankara yolu, bugün olduğu gibi, zamanın en işlek yollarından biri idi. Bu karayolu üzerindeki fes fabrikasını, Arslanbey Köyü'ndeki kumaş fabrikasını, Yalova nâhiye merkezini Dağhamam Kaplıcaları'na bağlayan yollar ise ikinci derecede önem taşıyan kısa bağlantılardı.

Sakarya yöresi ormanlarından temin edilen kereste ile zahire ve mahsûlâtın İzmit Körfezi yoluyla İstanbul'a gönderilmesi her devirde hayatî önemi hâiz olduğundan, bu mesafenin araba işleyecek şekilde düzenli olmasına büyük önem verilirdi. Meselâ, İznikmid kãdîsına yazılan 973 (1566) tarihli bir hükümde, Ayan (Sapanca) Gölü'nün taşması sonucu göl kenarından geçmekte olan anayolun kapandığı ve "Tersâne-i Amire mühimmi" için gemi kerestesi taşıyan arabaların geçemediği sebeple, daha yukarı taraflarda önü taşlarla kapalı bulunan diğer yolun âcilen açılması istenmiştir.

Diğer zamanlarda özellikle kış mevsimlerinde, aynı yolun İzmit'e kadar olan bazı bölümlerinin, yağmur ve sel yüzünden dağlardan toprak kaymaları sonucu balçık ve batak hâline gelmesi ve ağaçların da yerlerinden sökülüp yolu kapamaları sebebiyle yolcular ve kereste taşıyan arabaların geçmesi mümkün olmuyordu. Meselâ, Sabancı Kadısına ve Kocaili Sancağı muhâfazasına me'mûr Sinan'a yazılan 967 (1560) tarihli hükümde mezkûr yolun "ta'mîre muhtâc olan yerlerin ta'mîr idüp ve eyyâm-ı şitâda balçık olacak yerlerün dahi şimdiden tedârükin görüp gereği gibi temiz ve pâk" eylemesi sıkıca tenbih edilmişti.

1878-1887 yılları arasında İzmit-Geyve ve Mudurnu-Bolu üzerinden Ankara' ya giden kervan yolu düzenli şose haline getirilmiştir. 1888 yılında ise mezkûr yolun Akçay Deresi'ni takip ettiği yerden ayrılan bir kolu Adapazarı'na bağlanmıştır. Geyve-Bolu yolu üzerindeki güzergâhın elverişli olmaması sebebiyle zamanla Sapanca-Arifiye üzerinden Sakarya Nehri'ne, oradan Düzce Ovası'ndan geçen yol ile Bolu ve Ankara'ya kaymıştır.

Osmanlı Devleti'nde köprü yapımına önem verilirdi. Bu durum, devlet hazinesine büyük külfetler yüklediğinden, mahallî halkın katkılarına da başvurulurdu. Bu katkılarına karşılık o yöre halkı, öşür hariç diğer vergilerden muaf tutulurdu. Köprü tâmir etmek şartıyla vergiden affolunma hususlarına ait örneklere de çok rastlanılmaktadır. Meselâ, 1728 yılında Sakarya nehri üzerindeki büyük köprü ile Sabanca Gölü kenarında Kuburlu dere diye anılan köprünün onarımı (yenilenmesi) için "köprücü" olarak tâyin olunan Abısâfî kazası reâyâsı, örfî vergilerden af edilmişlerdi. Trafiğin yüklü olduğu ana yollarda bulunan köprülere tâyin edilmiş köprücülerin sayısı fazla idi. Meselâ, Sakarya Köprüsü'nün 117, Ada'da [Adapazarı'nda] bulunan Çarka (Uzun) Köprü'nün 150, Akyazı'daki Dilsiz Köprüsü' nün 6 nefer köprücüleri vardı. Bunlar bir köyden değil, o civardaki muhtelif köylerden derlenmişlerdi.

Ormanlık bir bölge olan Kocaeli sancağındaki köprülerin çoğu ahşap olduğundan onarımları daha sür'atli yapılabiliyordu; tâmir için gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabiliyordu. Meselâ 906 (1501) tarihli "Nişân-ı Hümâyûn"da, Akyazı tevâbi'inden Dinsor Suyu ve Balıklı Suyu üzerindeki köprülerin bakım, onarım ve gözetimi için iltizâm usulüyle tâyin olunan kişilerin örfî vergilerden "muaf ve müsellem" olduklarına dair hüküm verildiği kayıtlıdır.

Köprülerin, özellikle kuruluş ve yükseliş devirlerinde yapılmış olması, şüphesiz o zamanlar devletin malî gücünün ve gelirinin fazla oluşu ile ilgilidir. Bu devirlerde yapılan köprüler için pek çok örnek vardır. Bugünkü Sakarya ili sınırları içinde Sultan Orhan'ın yaptırmış olduğu büyük köprü ile II. Bayezid'in Osmancık kasabasında yaptırmış olduğu köprü, sadece Sakarya nehri üzerindeki örneklerden ikisidir.

Sakarya Nehri'nin trafik bakımından yoğun olduğu ve köprü bulunmayan yerlerinde "gemicilik" yani taşımacılık hizmetleri yapılıyordu. Bu hizmet sayesinde can, mal ve zaman kaybı önlenirdi.
Sakarya Nehri ağzında İncirli İskelesi vardı ve nehir taşımacılığında önemli bir ulaşım noktası görevini üslenirdi.

1883 yılında Sakarya nehrinin taşması sonucu halkın bir kısmı zarar gördü. Bu zararın karşılanması amacıyla yöreye memur ve mühendisler gönderildi.

1869 yılında belediye teşkilâtının kurulmasıyla şehir içi yollar, o dönemin geleneği olarak "Arnavut kaldırımı" şeklinde taşlarla döşenmiştir.
XIX, yy.ın ikinci yarısında önem kazanmaya başlayan demiryolu ulaştırma ve taşımacılığı sonucu İstanbul - İzmit hattı inşa edildi (1 Ağustos 1873). Bundan 17 yıl sonra, ülkeye nüfuz etmeye başlayan Alman sermayesiyle İstanbul-Ankara hattı projesinin bir kısmı olan İzmit-Arifiye hattı 9 Haziran 1890'da birleştirildi. 1898'de ise Arifiye-Adapazarı hattı inşa edilerek 1899'da hizmete açıldı. Böylece Adapazarı, İstanbul ve Ankara'ya demiryolu vâsıtasıyla da bağlandı.

Mahsun
19-09-2010, 01:28 PM
Sakarya'nın Jeolojik Yapısı

Sakarya'nın Jeolojik Yapısı


Sakarya ilinin yüzey şekilleri sade bir özellik gösterir. Bunları üç bölümde incelemek mümkündür.

a) Kuzeydeki tepelik alan
b) Ortada Adapazarı Ovası veya Akova diye anılan düzlük
c) Güneydeki engebeli topraklar

İl alanı, güneyden kuzeye doğru uzanarak Kocaeli peneplenini yani, yarı ovalarının doğusunda Karadeniz'e açılır. Üçüncü zamanın sonları ile dördüncü zamanın başlarında oluşmuştur.

Bu jeolojik zamanda ortaya çıkan kıvrılma ve kırılma hareketleri nedeniyle Trakya'nın güneye, Kocaeli Yarımadası'nın kuzeye doğru farklı yönlerde çarpılmasına neden olmuştur.

Çarpılmanın etkisi Sakarya ilinde daha güçlü olmuş ve il alanı Karadeniz'e doğru eğim kazanmıştır. Sakarya Irmağının İç batı Anadolu platolarından taşıdığı maddeler il alanında yığılarak alüvyal ve kolüvyal ovalar oluşturmuştur.

Yüzey şekillerinin başlıca öğesini "Adapazarı Ovası" oluşturur. Elips biçimli olan ova, doğuya ve güneydoğuya doğru bir körfez gibi sokulur. Batıya doğru Sapanca Gölü'nü içine alan ve İzmit Körfezi'nin doğusundaki ova ile birleşen oluk biçimindeki bir çukurda uzanır. Güneydoğu yönünde ise, Samanlı dağlarının dik yamaçlarına dayanır. Sakarya ırmağı, Geyve Boğazı aracılığı ile bu dağlar arısından ovaya çıkar.

İlde platolar önemli bir yer tutar. Dağlar ilin güney yarısında yoğunlaşır, öbür kesimler büyüklü küçüklü taban topraklarla kaplıdır.

Kuzey Anadolu sistemine bağlı dağlar, il alanına yakın kesimlerde alçak platolara dönüşerek doğu-batı yönünde uzanır.

İlin orta ve batı kesimleri Kocaeli platosunun uzantısı durumundadır. Yer yer görülen düşük yükseltili tepeler dışında genellikle alçak ve düz bir yapıdadır.

İl topraklarının yeryüzü şekillerine göre dağılım yüzdeleri:

Dağlar %34
Platolar %44
Ovalar %22 şeklindedir.

Mahsun
19-09-2010, 01:30 PM
Sakarya'nın Coğrafi Yapısı

Coğrafi Yapısı



Marmara Bölgesi’nin kuzeydoğu bölümünde yer alan Sakarya 29,57,53 doğu meridyenleri ve 40, 17, 41, 13 kuzey paralelleri arasında yer almıştır.

Sakarya İli doğudan Bolu, Düzce güneyden Bilecik, batıdan Kocaeli, kuzeyden ise Karadeniz ile çevrilidir.

İlin yüzölçümü 4817 km2, il merkezinin yüksekliği ise ortalama 31 metredir.

İlin merkezi olan Adapazarı, Akova adı ile anılan düzlükte, Sakarya havzasının aşağı kısmındadır. Doğudan Çamdağı, güney ve güneydoğudan Samanlı dağları, kuzeyden Karadeniz ile sınırlanan Sakarya ilinin batıdan belirgin bir doğal sınırı yoktur. Sakarya vadisinin Kocaeli platosu ve İzmit Körfezi'nin doğusunda da süren çöküntü alanı, ilin bu bölümüne girer.

Kendi adı ile anılan ovanın güneybatı kenarında kurulmuş olup tarihi İstanbul-Anadolu yolunun Sakarya ırmağını aştığı noktada bir köprübaşı ve kavşak noktası konumuna sahiptir.

İstanbul’dan gelen tarihi kervan yolu Sakarya Irmağı’nı aştıktan sonra Adapazarı Ovası’na gelince o zamanlar ova bataklık ve sıtma yuvası olduğundan doğrudan doğruya geçmeyip ikiye ayrılırdı. Bir kol ovanın kuzeyinden dolaşarak Bolu üzerinden gider asıl önemli kol ise güneye yönelerek Geyve-Taraklı-Göynük üzerinden geçerdi.

Mahsun
19-09-2010, 01:31 PM
Adapazarı tanıtım

S A K A R Y A (A D A P A Z A R I )


Sakarya Marmara bölgesinde önemli bir turizm merkezidir. Karadeniz sahili boyunca uzanan geniş plajları başta olmak üzere gölleri, zengin orman ve yaylaları, vadi ve kanyonları, sıcak su ve içme suyu kaynakları Sakarya'nın sahip olduğu doğal değerleridir.
İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Sapanca Gölü kıyıları, Karasu ve Kocaali plajları, Hasan Dağı ve Poyrazlar Gölü Orman İçi Dinlenme Yerleri, Orhan Gazi, Yunus Paşa (Geyve Ulucamisi), Şeyh Müslihiddin ve Rüstem Paşa Camileri,

http://www.voyagerbook.com/images/iller/sakarya/SAKARYA.jpg

Orhan Gazi Zaviyesi, Elvan Bey İmareti, Sakarya Köprüsü ve Beşköprü (Jüstinyen Köprüsü).
Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü : Atatürk Parkı Heykel Altı SAKARYA
Tel: (0 264) 274 60 26 Faks: (0 264) 277 36 67
MÜZELER : Sakarya Müzesi
Adres: Semerciler Mah. Sait Faik Sok. No: 36 - Sakarya
Tel: (264) 274 25 15
Kaleler : Harmantepe Kalesi, Adliye Kalesi
Camiler : Elvan Bey İmareti
Köprüler : Jüstinianus Köprüsü (Beşköprü), Ali Fuat Paşa Köprüsü
Plajlar : Karadeniz kıyısında yaklaşık 60 km uzunluğunda bir şeride sahip olan ilin özellikle Karasu ve Kocaali ilçelerinde kilometrelerce uzanan kumla kaplı plajları mevcuttur.
Göller : Sapanca Gölü, Büyük Akgöl, Küçük Akgöl ve Poyrazlar Gölü ilin önemli doğal güzellikleri arasındadır.
Poyrazlar Gölü, çevresi ve orman içi dinlenme alanları ile ilin turizmi açısından önem taşımaktadır. Akgöl Gölü, Karadeniz'in Karasu tatil merkezinden biraz içeridedir. Her iki yer de güzel manzaralarla çevrilidir. Karasu ve Kocaali ilçelerin kıyı kesimleri yörenin turizm faaliyetlerine önemli bir katkı ve canlılık sağlamaktadır.
Kaplıcalar : Kuzuluk Kaplıca sı ilin en önemli kaplıcasıdır. Her türlü mide, karaciğer, şeker, böbrek, romatizma, üst solunum yolları nörolojik depresyon vb. hastalıklar üzerinde olumlu etkiler meydana getirdiği bilinmektedir. Ayrıca; Akyazı Çökek Kaplıcası, Geyve Acısu, Geyve Ilıca Köyü İçmesi ile Taraklı kil Hamamı sağlık turizmi açısından değerlendirilebilecek yerlerdendir.
Kuş Gözlem Alanı
Sapanca Gölü'ndeki Kuş Türleri : Sukuşu (maks.48.267), Macar ördeği (maks.1002), elmabaş patka (maks. 10.400) ve sakarmeke (maks. 30.700) örnek gösterilebilir.

http://www.voyagerbook.com/images/iller/sakarya/SAKARYA2.jpg

ÖNEMLi GÜNLER
Mahalli Kutlama Günleri : Sait Faik Abasıyanık'ı Anma Günü (Ölüm Yıldönümü)
Adapazarı 11 Mayıs
Ali Fuat Cebesoy'u Anma Günü (Ölüm Yıldönümü) Geyve-Ali Fuat Paşa Beldesi 10 Ocak
Pamukova İlçesinin Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları Pamukova İlçesi 10-12 Eylül
Hacet Bayramı Hendek Şeyhler Günü 5-15 Ağustos Arası Havanın Uygun Olduğu Bir Pazar Günü
Festivaller : Akbalık Geleneksel Yağlı Güreş Festivali Karapürçek İlçesi
Geleneksel Kırkpınar Güreşlerinden Bir Hafta Önceki Cumartesi ve Pazar
Tarım Hayvancılık ve Süt Festivali Yağlı Pehlivan Güreşleri Söğütlü İlçesi
Temmuz Ayının Her Hangi Bir C.tesi ve Pazar Günleri
Tarım ve Hayvancılık Festivali Altın Kemer Yağlı Pehlivan Güreşleri Akyazı-Osmanbey Köyü Eylül Ayının İkinci Haftası C.tesi ve Pazar Günleri
Kültür ve Sanat Festivali Sapanca 22 Haziran'ı Takip Eden İlk C.tesi ve Pazar Günleri
Geleneksel Gençlikte Yaz Festivali Sapanca Kırkpınar Beldesi Ağustos Ayının İlk Pazar Günü
Şenlikler : Adapazarı'nın Kurtuluş Şenlikleri Adapazarı 21-23 Haziran Sapanca'nın Kurtuluş Günleri Sapanca 22 Haziran
Kaynarca'nın Kurtuluş Şenlikleri Kaynarca 3 Mayıs
Kadırga Şenlikleri Akyazı-Acelle Yaylası Temmuz Ayının Son Cuma, C.tesi, Pazar Günleri
Büyükkarapınar Şenlikleri Akyazı-Dokurcun Beldesi Yörükyeri Köyü Haziran Ayının Son C.tesi ve Pazar Günü
Yayla Şenlikleri Hendek-Dikmen Köyü Haziran Ayında Uygun Bir Pazar Günü
Panayırlar : Geyve Panayırı Geyve 14-16 Eylül
Pamukova Panayırı Pamukova 10-12 Eylül
Taraklı Panayırı Taraklı 28 Eylül-1 Ekim

http://www.voyagerbook.com/images/iller/sakarya/SAKARYA1.jpg

Yüz Ölçümü: 4.817 km²
Nüfusu: 746.060
Trafik No.: 54
Alan Kodu: 0264
İlçeleri: Adapazarı (merkez)
Akyazı
Ferizli
Geyve
Hendek
Karapürçek
Karasu
Kaynarca
Kocaali
Pamukova
Sapanca
Söğütlü
Taraklı
Önemli Telefonları
Valilik: 277 77 71
Belediye: 274 50 20
Hastane: 275 10 10
Polis: 277 70 00
Jandarma: 275 52 75
Kültür Md.(Fax) : 277 36 66 : 277 36 67

asi_prens
19-09-2010, 05:07 PM
Allah izin verirse ahdım var ölmeden Sakarya/Sapancaya gideceğimm..

Mahsun
19-09-2010, 07:45 PM
insAllah gidebilirsinizz:):)

aLanuR
20-09-2010, 12:14 AM
emeğine sağlık süpper modum detaylı bilgiye sahip oldum :)

SeFaM46
20-09-2010, 01:06 AM
eline sağlık
güzel yerlermiş...

42d3e78f26a4b20d412==